EDİTÖR’DEN

EDİTÖR’DEN
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

İslam âleminin elli yedi parçaya bölündüğü, birçoğunun başına kukla idarecilerin getirildiği zor bir dönemden geçiyoruz. Bu duruma isyan eden halklar ise katliama uğruyor.

Son asırda işgal edilen ülkelerin çoğu halkı Müslüman olan diyarlar; Filistin, Afganistan, Irak, Bosna Hersek, Mısır, Tunus, Cezayir, Umman, Yemen, Libya, Suriye’deki iç savaşlarda devamlı olarak Müslümanlar ölüyor. Bunun haricindeki İslam ülkeleri de yoksulluk, cehalet, geri kalmışlık sebebiyle zillet altında yaşıyor. Allah-u Zülcelâl İslam diyarlarına çok büyük yer altı ve yer üstü zenginlikleri nasip ettiği halde, baştaki kukla idareciler yüzünden gençlere eğitim ve iş için batıya koşuyor, orada dinini unutuyor.

Şu manzara karşısında Müslümanlar topyekün İslam’a sarılıp, birlik beraberlik içinde mücadele edip düşmanlarını başından def etmeli değil mi? Ama ne yazık ki Müslümanların dış düşmanları yetmiyor gibi bir de fitne ve tefrikalarla meşgul ediliyoruz. Rabbimiz bir ayet-i kerimede bizi şöyle ikaz ediyor:
“(Ey müminler!) Allah’a ve Peygamberine itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin, yoksa korku ile zaafa düşersiniz ve kuvvetiniz kesilir, devletiniz elden gider.” (Enfal; 46)

Allah-u Zülcelâl Peygamberimizi bize İslam’ı öğretsin, açıklasın ve tatbikatını göstersin diye hususi olarak edeplendirmiş ve yetiştirmiştir. Ayet-i kerimede: “Hak dini onlara açıklasın diye, her peygamberi biz kendi kavminin lisanıyla gönderdik.”(İbrahim, 4) buyrularak her ümmet için kendi Peygamberlerinin bir eğitici olduğu bildirilmiştir.

Peygamberimiz sadece Kuran-ı Kerim ayetlerini bize ulaştıran bir postacı değildir, mutabaat edilecek bir rehberdir. O’nun yoluna uymaya gayret etmek, Allah’a itaatin bir gereğidir: “Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kim bundan yüz çevirirse, seni öylelerinin üzerine muhâfız olarak göndermedik; sen ancak doğru yolu gösterip tebliğ etmekle mükellefsin.”(Nisa; 80)

Dini hükümlerin pek çoğunun kaynağı hadis-i şeriflerdir. Onlardan bağımsız olarak İslam’ı yaşamak mümkün değildir. Allah-u Zülcelal her hüküm hakkında ayet indirmemiş, bizleri, Peygamberimizin emir ve nehiylerini dinleyip itaat etmekle vazifelendirmiştir: “Peygamber size ne emretmişse alın, neyi yasaklamışsa ondan da kaçının. Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah’ın azâbı pek şiddetlidir.”(Haşir; 7)

Sahabe-i kiram Peygamberimizin hadislerini daha o sağ iken yazmaya başlamıştır. İlk hadis kitabı, genç sahabe, Abdullah İbnu Amr radıyallahu anha aittir. Diyor ki: “Ben Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den işittiklerimi ezberlemek arzusuyla yazıyordum. Kureyş beni menederek: ‘Sen her duyduğunu yazıyorsun, hâlbuki Resûlullah aleyhissalâtu vesselam bir insandır, öfke ve rıza hâlinde de konuşur.’ dediler. Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim ve bu durumu Hz. Peygamber’e arzettim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem parmağıyla mübarek ağızlarına işaret buyurarak: “Yaz, Nefsimi elinde tutan Allah’a kasem ederim, buradan haktan başka bir şey çıkmaz.” dedi. (Tabakât, 4: 262; 5: 64, 482; 7: 494)

Hz. Enes radıyallahu anhu da, Peygamber efendimizden yazdıklarını ona arzettiğini bildirmiştir. Yani hadis-i şeriflerin önemli bir kısmı sahihtir ve sahabelerin son derece titizlikle kaydettiği bilgilerdir.

İslam tarihinde aklı eren hiç kimse Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin sünnet ve hadislerinin dinimizin temeli olduğunu tartışmaya açmamıştır. Bu fitne bizim aramıza ekseriyetle müsteşriklerin yazdığı kitaplarda yaydığı zehirli fikirlerle yayılmıştır.

Allah-u Teala bizleri, ““Ey iman edenler! Yahudileri de, Hıristiyanları da kendinize dost edinmeyin, yar olarak benimsemeyin. Onlar ancak birbirlerinin dostudurlar, yaranıdırlar. İçinizden kim onlara dost olursa, o da onlardandır. Hiç şüphe yok ki, Allah zulmeden kimseleri, doğru yola eriştirmez.”(Maide; 51) diyerek uyarıyor.

Bugün ne yazık ki Müslümanlar, Allah’ın emirlerini bize açıklayan ve tatbikatını gösteren Resulüne itaat etme, onun ibadet ve hizmetlerini örnek alma konusunda fitneye düşmüşlerdir. Bunun sebebi ise, İslam âlimlerini okuyup, muhabbetle örnek almak yerine Yahudi ve Hıristiyan müsteşriklerin eserlerini okuyarak, dinimiz üzerine attıkları iftiralardan etkilenmeleridir.

Bu ülke insanının ödediği vergiler sayesinde eğitim gören bazı akademisyenlerin Efendimizin sünneti gibi temel bir esas üzerinde tartışma çıkarmaları, ümmetin birlik beraberliğine de büyük bir zarar vermektedir.

Zaten İslam dünyası iktisadi ve siyasi olarak birbiriyle gereği gibi işbirliği ve dayanışma geliştirebilmiş değildir. Bir de dinî anlayışların bu derece köklü bir sarsıntı geçirmesi çok büyük bir fitnedir.

Allah-u Teala buyuruyor ki, “Öyle bir fitneden, musibetten korkun, sakının ki, o, içinizden yalnız zulmedenlere isabet etmez, (umumî olur, herkesi perişan eder.) Hem bilin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.” (Enfal; 25)

Müslümanlar İslam’a zarar veren fitneleri söndürmekle, ilmi çalışmalarla hakikati ortaya koyarak usulünce mücadele etmekle mükelleftir. Esasen böyle fitnelerin çıkması, onlara reddiye yazılması, bazı meselelerin ehemmiyetini idrak etmemize vesile olmaktadır. daha önce de İngiliz müsteşriklerin Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hayatına dair temelsiz iddiaları, birçok ilim irfan ehlini Siyer-i Nebi’yi araştırıp hakikatleri ortaya koyan eserler hazırlamaya sevk etmişti. Bugün de hadis tartışmaları, Peygamber efendimizin örnekliğinin ehemmiyetini Müslümanlara hatırlatmıştır.

Allah-u Zülcelal, Ümmeti Muhammed’e bu fitnelerden, taze bir heyecanla, şevkle ve silkelenip arınarak çıkmayı, elindeki hazinenin kıymetini bilerek bu dine hizmet etmeyi nasip eylesin, âmin…

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ