MESCİD-İ AKSA, RİBATINDA BEŞ GÜN

MESCİD-İ AKSA, RİBATINDA BEŞ GÜN
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

İsrâ ve miraç mucizesinin merkezi, ilk kıblemiz, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebi gibi bir harim… Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin, inananları ziyarete teşvik ettiği, gidemeyenler için de aydınlatmak üzere zeytinyağı göndermeyi tavsiye ettiği mübarek mekân… Tevhid mücadelesi veren peygamberlerin durağı, binlerce yıllık İslam tarihinin tanığı, mukaddes topraklarla bütünleşmiş bir mabed;  Mescid-i Aksa.

İsrâ suresinin ilk ayetinde, “Çevresini mübarek kıldığımız (bereketlendirdiğimiz)” şeklinde tavsif edilen bu kutsal mescid bugün Yahudi işgali altında! Bütün Müslümanların emaneti olan bu yerlerin sorumluluğu da mazlum Filistin halkının omuzlarında…

Hazreti Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, “Yolculuk ancak şu üç mescidden biri için yapılır: Benim mescidim, Mescid-i Haram ve Mecid-i Aksa” buyurarak Müslümanlara bir hedef göstermiştir. Biz de sünnete mutabaat ve Mescid-i Aksa müdafii kardeşlerimize destek olmak niyetiyle yola çıktık. Yüreğimizde kimseye söyleyemediğimiz bir tedirginlik, zihnimizde kol gezen ‘acaba’larla; “Acaba doğru mu yapıyoruz, giderek yapacağımız masrafı göndererek mi destek olsak daha iyi olur oradaki kardeşlerimize? Acaba başımıza bir şey gelir mi?” kabilinden vesveselerle başlayan bu yolculuk dört gece, beş gün olarak planlanmıştı. Ankara ve İstanbul’dan yaklaşık doksan kişilik çoğu öğrenci ve öğretmenlerden oluşan bir gruba dâhil olmuştuk ve rehberimiz on dokuz yıldır senenin yarısını Filistin topraklarında geçiren, kutsal mekânları avucunun içi gibi bilen bir beyefendiydi.

Beyazlar şehri kudüs

Sefer hali modern şartlarda bile olağanüstüdür. Havaalanındaki hazırlıklar, uçağın kalkışı-inişi, havaalanından otobüsle Kudüs’e varış. Çok da kolay olmayan bu süreç çarçabuk geçiveriyor. Gruptaki herkeste gözle görülür bir heyecan var. Bütün geceyi havaalanında geçirmiş olduğumuz için otele yerleşip dinleneceğimizi, gezi programının belki de ertesi gün başlayacağını düşünürken kendimizi Selman-ı Farisi ve Rabiatu’l-Adeviyye türbelerinin önünde buluyoruz. Kudüs’ün manevi havasını soluyunca yorgunluktan eser kalmıyor bizlerde; hamdediyoruz…

Zeytin Dağı’ndan gördüğümüz ilk manzara muhteşem: Pırıl pırıl kubbesi ve sekiz köşeli yapısıyla Kubbetü’s-Sahra, kıble istikametinde Kıble mescidi, Mervan ve Burak mescidleri, türbe, tekke, zaviye ve sebil gibi dini amaçla yapılan eserlerin yer aldığı yaklaşık 150 dönüm kadar bir arazi üzerinde kurulmuş ve etrafı Kanuni Sultan Süleyman zamanında surlarla çevrilmiş Mescid-i Aksa… Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi mezarlıkları… Ve günümüzde Davud aleyhisselamın kilisesi denilen yer…

Bembeyaz bir şehir Kudüs, taşlardan yapılmış bembeyaz bir şehir… Şimdiye kadar duyduklarım, okuduklarım ve izlediklerimden hiçbir şey öğrenmemişim Kudüs hakkında. Öyle gizemli, öyle tarihi bir şehir ki rüyada gibiyiz. Daha ilk gün bu şehri tanımak için tek bir gelişin yeterli olmayacağına karar veriyoruz.

Mescid-i Aksa’nın bahçesine, güvenlik(!) amacıyla kapıda bekleyen Yahudi askerlerinin arasından geçerek giriyoruz. Size ait bir yere, bir yabancının izni ile girmek berbat bir duygu. Filistinli kardeşlerimizin kimliklerini bırakmadan içeri giremiyor oluşu da çok üzdü bizi. Her şeye rağmen mescidin bekçiliği görevini üstlenen ve bunu bir ribat görevi kabul eden kardeşlerimiz çok mutlular;  Allah’ın kendilerini savaş mevzilerinin en önüne yerleştirdiğini ve buradan ayrılmayacaklarını söylüyorlar. Beş gün de olsa ribat nöbetinde onlara destek olacağımız için heyecanlanıyoruz. Kadın, erkek, çocuk bütün Filistinliler, “Hoş geldiniz, siz gelince mescid aydınlanıyor” diyorlar, onur duyuyoruz.

Kubbetussahra’da Cuma namazı kılıyoruz

Ezan ve gökyüzü muhteşem… Ezanda her makamı (Kudüs makamı dâhil) işitiyor, gökyüzünde her rengi görüyoruz. Mis gibi havası, çoğunluğu zeytin ağaçlarından oluşan bitki örtüsüyle Kudüs, İslam ve Osmanlı kültürünün yanı sıra kitâbî dinlerin eserlerini bağrında barındırıyor, bu nedenle de paylaşılamıyor.

Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece teheccüd için otelden çıkıyoruz. Üç arkadaş rehberimizin her hangi bir sıkıntı ile karşılaşmayacağımızı söylemiş olması nedeniyle önceki geceden tecrübeliyiz, hiç tedirgin olmadan ilerliyoruz. Mescid-i Aksa’yı çevreleyen surların Zehra (ya da Sahira) kapısından girer girmez karşılaştığımız kalabalıkla şaşkına dönüyor, adım atmakta zorlanıyoruz. Cuma ve Cumartesi günlerinin tatil olmasını fırsat bilen kardeşlerimiz, Kudüs dışındaki şehirlerden namaza geliyorlar. İki gün boyunca tüm vakit namazlarını Kubbetü’s-Sahra ve Kıble mescidinde omuz omuza kılıyoruz. Hatta Cuma namazında mescidin birini beyler diğerini hanımlar dolduruyor, kalabalık bahçelere taşıyor. Tam bir bayram yaşanıyor. Kubbetu’s-Sahra’da bizim için yer açan Filistinli kardeşlerimizin arasına oturuyoruz. Bir ara duygulanıp birkaç damla gözyaşını akması için serbest bırakırken yanımdaki Filistinli Hanım, “Ağlama bugün bayram!” diyerek beni uyarıyor. Hatta laf arasında, “Her gecenin bir sabahı var” diyor. Namazdan sonra şehir dışından gelenler, ağaçların altında piknik yapıyorlar.

İlkleri yaşıyoruz mescidde; Ezanı tamamlayan müezzinin Efendimize salatü selam getirmesi, sabah namazının farzında rükûdan doğrulan imamın ellerini açıp bütün Müslümanlar için dua etmesi (kunut duası), cuma ve cumartesi mescide uzaktan gelenler göz önünde bulundurularak, öğle ve ikindi namazının cemaat halinde cem edilmesi…

Hayırlılar hayırla anılırken, hayırsızlar…

Bu topraklar kendilerini ihya edeni unutmuyor. Gittiğimiz her yerde İslam’ı bu bölgeye taşıyan Hz. Ömer radıyallahu anh, Haçlı seferlerini sona erdiren Selahaddin Eyyubi rahmetullahi aleyh, arz-ı mev’ud iddiasıyla hak iddia eden Yahudilere prim vermeyen Sultan Abdulhamidhan rahmetullahi aleyh hazretleri hayırla yâd ediliyor… Bununla beraber bu toprakları satan Ürdün kralı Hüseyin ve ailesinin nefretle anıldığını öğreniyoruz.

Caddelerde Halid b. Velid, Harun Reşid, Sultan Süleyman gibi sahabe ve İslam büyüklerinin isimleri hem Arapça hem İbranice yazıyor. Ziyaret ettiğimiz hemen her yerin Yahudiler tarafından da kutsal kabul edilmesi ilginç sahnelere neden oluyor: Hz. Davud aleyhisselamın kabrinin yanında yüksek sesle ibadet eden Yahudileri görüyoruz, Hz. Yakub ve Hz. Yusuf aleyhisselamın kabirlerine, Yahudiler el-Halil camiinin kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri bölümünde bıraktıkları için yaklaşamıyoruz. Tevhid Dininin zirve ismi Hz. İbrahim aleyhisselamı x-ray cihazlarından geçerek ziyaret edebiliyoruz ancak…

Beytu’l-Lahim, el-Halil, Eriha, Yafa… Ziyaret ettiğimiz her şehir tarihimizden izler taşıyor. Madde ve mana bakımından münbit bu topraklarda işgalin ve ihmalin hüznü bizi sarsa da elimizi kolumuzu sallayarak giriyoruz her yere, hala bizimmiş gibi. Kontrol noktalarında otobüse binip pasaport kontrolü yapan Yahudi askerlerinin yüzlerine bakmıyoruz; bir nevi yok sayıyor, seni tanımıyoruz mesajı veriyoruz, psikolojik savaş!

Elleri silahlarının tetiğinde, gergin görüntüleri korktuklarının ispatıdır aslında. Dönüş yolunda yanımızdaki arkadaşın çantasında gördüklerini iddia ettikleri törpüyü ararlarken de aynı tedirgin tavırları gözümüzden kaçmıyor. Hele bir kitap ayracı çıkınca şüphelendikleri çantadan, derin bir oh çekişlerini görmeliydiniz.

Bizden maddi olarak hiçbir beklentileri yok Filistinli kardeşlerimizin. “Gelin, lütfen gelin” diyorlar. “Siz gelince işgalciler yalnız olmadığımızı görüyor ve siz burada olduğunuz süre içerisinde de olsa zulme ara veriyorlar.” Omuzlarımızda ilk defa böylesine ağır bir sorumluluk hissediyoruz. Kudüs bilince dönüşüyor, dilimizdeki marşların konusu olmaktan çıkıp yüreğimizin başköşesine oturuyor Kudüs ve Mescid-i Aksa… Başta Kudüs olmak üzere Filistin topraklarının özgürlüğü ve Müslümanların izzeti için yaptığımız dualara bir cümle daha ekliyoruz: “Rabbimiz bize Kudüs üzerinden hac ve umreler nasip et!”

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ