Güz Mevsimi Depresyonuna Dikkat

Güz Mevsimi Depresyonuna Dikkat
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Sonbahar depresyonu tetikliyor

Son bahar mevsimi ile birlikte birçoğumuzda sıkıntı, umutsuzluk, kendimizi pek iyi hissedememe ya da uyku düzensizliği, halsizlik, bitkinlik gibi yakınmalar görülebilmektedir. Bu mevsimin bir gereği olarak ağaçlardan düşen sarı yapraklar ya da havanın daha erken kararması güneşin daha az görünmesi çoğunlukla insanın içindeki hüzün duygusunun etkin ve derin olarak yaşanmasında etkili oluyor.

Bilimsel araştırmalar ve gözlemlerin de doğruladığı bir bilgi olarak sonbahar aylarında depresyon ve çöküntü gibi ruhsal rahatsızlıkların artmaktadır. Özellikle çökkünlük yani mutsuz, ümitsiz, halsizlik ve isteksizlik duyguları bazen kişinin yaşamını olumsuz etkileyecek boyutlara kadar varabilir. İş güç yapma isteğinde azalma, sabahları yataktan kalkmak istememe, iştahsızlık, keyifsizlik, yorgunluk hissi hatta hayatı yaşamaya değer bulamama, hemen hemen herkesin az çok hissettiği şeylerdir. Bu duygular hazan mevsimi olarak bilinen son baharda bazı insanlarda daha bariz hissedilebilmektedir.

Sonbaharla birlikte çoğumuzun hissedebildiği depresif yakınmalar, az bir kısmımızın günlük yaşamını etkiler. Eğer günlük yaşantımızı bu duygular etkilemeye başlamışsa, işimizi yapamıyorsak, her zamankinden daha çabuk sinirlenip etrafımızı kırıyorsak ve bir iki haftadır bu durum değişmemişse, giderek de artıyorsa güz mevsiminde hüzne gebe bir depresyon hali bizi bekliyor demektir.

Sonbahar mevsimi depresyonu ile karşı karşıya kalan bir insanda şu belirtiler ortaya çıkar. Bunlardan bir kaçı bile varsa bile dikkatli olunmalı. Şöyle ki;
* Çökkün bir ruh hali ile birlikte, ilgi kaybı ya da yaptıklarından zevk alamama,
* Günlük iş ve gücünü yapamama, günlük işlere karşı isteksizlik,
* Kararsızlık, karar vermekte zorlanma
* Perhiz yapmadığı halde aşırı kilo kaybetme ya da hızla kilo alma iştah kaybı ya da aşırı iştahlılık.
* Aşırı uyuma ya da uykusuzluk,
* Sıkıntı huzursuzluk yerinde duramama,
* Kendini yorgun bitkin halsiz hissetme (enerjisi çekilmiş gibi hissetme)
* Kendini değersiz aşağılık ya da suçlu gibi hissetme,
* Dikkatini bir noktaya toplayamama, detayları hatırlamada zorlanmak,
* Hayatın yaşamaya değer olmadığını düşünmek…

Sayılan belirtilerin hepsinin herkeste görülmesi elbette beklenmez. Ancak bu şikâyetler kişinin sosyal mesleki ve insani ilişkilerinde barizleşen olumsuzlukları yanında taşımaya başlamışsa, alınacak bazı tedbirler devreye sokulmalıdır. Çünkü sonbahar depresyonun da kendi içerisinde basamakları vardır. Hazan mevsimi depresyonu olsun diğer depresif hastalıklar olsun çöküntü ve enerji kaybının ana sebebi beynimizin gece gündüz demeden salgıladığı mutluluk hormonunun (melatonin, serotonin ve endorfin) salgılanmasındaki aksamalardır.

Dengeli bir beslenme ile gerekli hormonların sağlanması için bir program uygulayabilirsek hazan mevsimine hazırlıklı girmenin avantajlarını doku ve hücrelerimize yaşatabiliriz.

Depresyonla mücadele formülleri

Son bahar mevsiminde depresyona yatkın insanların daha dikkatli okuması ve uygulaması gereken bir formülü sizlere şöyle özetleyebiliriz:

* Haftada 2-3 kez muhakkak balık yemeye çalışın.
* Komplek karbonhidrat olarak bilinen gıdalar tüketin; kepekli çavdarlı ekmek, kahverengi pirinç ya da siyah çikolata gibi.
* Omega 3 yağ yönünden zengin yeşil yapraklı sebzeleri sofranızdan eksik etmeyin.
* Süt ve süt ürünleri ile protein desteği yanında depresyonda önemli rolü olan kalsiyum fosfor ve B vitamini destek olarak alın.
* Mutluluk hormonu seratonin kaynağı hindi ve tavuk etini sofralarımızda bulundurun ve bol bol tüketin.
* Egzersiz, yürüme, spor gibi aktiviteleri artırarak beyin kan dolaşımını artırmaya çalışın.
* Sosyal aktiviteler ağırlık vererek zihnimizi açık tutmanın yolarını arayın.
* Aile eş-dost muhabbetlerine yönelerek zorlukları paylaşırken mutlulukları da paylaşıp artırmanın yollarını açın.
* Beyin kan akımını bozarak dikkat ve hafızanızı dağıtan yağlı ağır yemeklerden uzaklaşın.
* Rafine şeker, beyaz un, beyaz pirinç gibi gıdalardan kaçabildiğiniz kadar uzağa kaçın.
* Mineral ve vitamin desteği açısından taze meyve ve meyve sularından yararlanın.
* Maneviyatınızı takviye edecek, dua, zikir, ibadetlerinizi arttırın. İmanını güçlendiren insanlar depresyona karşı daha dirençlidirler.

Özetlemeye çalıştığımız genel ve doğal tavsiyeler, modern teknolojinin ürettiği son yıllarda sayısı bir hayli çoğalan ilaçlarla birleştirildiğinde hastalığın tedavisi oldukça kolaylaşmış oluyor.

Mücadelede unsurlarını öğrenmenizde depresyonla başa çıkmanızda etkili olacaktır. Her ne kadar mücadele unsurları adı verilse de bunlara dikkat eden insanların depresyona yakalanma riskleri diğer insanlara göre daha az denilmektedir. Şöyle sıralayabiliriz:
* Belli aralıklarla nefes egzersizleri yaparak rahatlayın.
*  Strese girdiğiniz anda mümkünse bir yere uzanarak baş kısmınızdan başlayarak ayaklara kadar bölge bölge gevşemeye çalışın.
* Beslenmenize dikkat edin. Düzenli bir şekilde öğünlere dikkat ederek beslenin. Sigara, kahve gibi alışkanlıkları bırakın ve çok yağlı yemekler yemekten kaçının.
*  Problem oluşturan durum ve düşüncelere ya hiç aldırış etmeyin yada bunu yapamıyorsanız, nedenlerini araştırıp bularak ortadan kaldırın.
*  Duygularınızı açık bir şekilde uygun bir lisanla ifade edin.
* Zamanınızı iyi kullanın, kendinizi hayırlı işlerle meşgul edin.
* Sosyal çevrenizi genişletin. Dost ahbab ve akrabalarınızı sık sık ziyaret edin.

Depresyona yakalanmamak için bir insan olarak şunlara da dikkat edin:
* Aşırı rekabet düşkünü olmayın. Hırs rüzgârları sizi kine hasede ve hatta buğuza savurur. Bu da tüm metabolizmanızı ve psikolojik dengenizi altüst edecektir.
* Her yaptığınız işte başarılı olmak zorunda değilsiniz. Bir insan olarak başarısızda olabileceğinizi unutmayın.
* Aceleci olmayın. Gergin olmanın bir nedeni de aceleci olmaktır.
* Saldırgan olmayın. Öfkenin temelinde saldırganlık yatar ve öfkeli insanlar daha çabuk depresyona girerler.
* Her şeyin kontrolünü elinizde tutmaya uğraşmayın. Görev paylaşımı yapmayı ve insanlara güvenmeyi öğrenin.
* Kendinizi bir insan olarak sevin ve kendinizle barışık olun.

Son olarak ‘Her ne olursa olsun; ümitsizlik, karamsarlık gibi negatif yüklenmelere zemin hazırlayan limanlarda durmak yerine pozitif düşünce dağarcığımızı açacak bizi kendisi ile ve çevresi ile daha barışık yaşatacak limanlarda demir atarak insana emanet edilen sağlık nimetinden azami istifade etmeye çalışmalıdır.

Hasta yakınlarına düşen görevler

Depresyon, sadece hastanın kendisini değil çevresini de etkileyen baskıya neden olan bir rahatsızlıktır. Hastalığın isteksizlik, neşesizlik, zevk alamama gibi belirtileri nedeniyle sosyal ilişkilerde de bir bozulma olur. Üstelik hastalık ne kadar uzun sürerse bu bozulma da o denli ağırlaşır. Ortada belirli bir neden yokken kişinin üzüntülü, karamsar, tahammülsüz hissetmesi çoğu zaman çevresindekiler için anlaşılır değildir. Depresyondaki bir kişinin yakınlarının öncelikle, bu durumun bir hastalık olduğunu kabul etmeleri gerekir. Bu hastalık, beyindeki metabolizmanın belli bir bozukluğundan doğar. Hastalanan kişi ise bu bozukluğun meydana gelmesinden sorumlu değildir. Bu sebeple hastalıktan dolayı utanmak, suçlanmak ya da hastanın kendisini suçlamak doğru değildir.

Hasta yakınları çoğu zaman ne yapacağını bilmez halde yardım için çırpınırlar. Öncelikle yapmaları gereken hastayı doktora gitmeye ve ona rahatsızlığını ayrıntılı bir şekilde anlatmaya ikna etmektir. Depresyon tedavisi mümkün olan bir hastalıktır ancak tedavi zaman ister. O sebeple sabırlı ve anlayışlı olmak gerekir. Hastalığın doğası gereği karamsar ve umutsuz olan depresyonlu kişiye umut verici sözlerle yaklaşmalı, durumun tedavisinin mümkün olduğu sık sık hatırlatılmalıdır. Zira ağır depresyon hastaları asla düzelemeyeceklerini ve eskisi gibi olmayacaklarını düşündükleri bir karamsarlığın içindedirler.

Tedavinin ilk haftalarında düzelme olmaması hastanın umutsuzluğunu artırabilir. Psikiyatrik ilaç tedavilerinin etkilerinin çoğu zaman iki üç haftadan sonra ortaya çıktığı gerçeğini sık sık hatırlatın. İsteksiz, hiçbir şeyden zevk almayan hastanın neşelenmesi, onun hoşuna gitmesi için onu aktivitelere zorlamak doğru değildir. Bu durumda planlanan aktiviteyi enerji kaybı ya da isteksizlik nedeniyle gerçekleştiremeyen hasta kendisini aciz ve beceriksiz hissedebilir. Onu yük altına sokmayacak kısa gezintiler gibi tekliflerde bulunun ancak ısrar etmeyin. Tedavisi ilerledikçe hastanızın enerjisi, isteği yerine gelecek, tekliflerinize daha sıcak bakacaktır.

Antidepresan ilaçlar yıllar boyunca kullanıldığında bile bağımlılık oluşturmazlar. Modern tıbbın kullandığı antidepresanlar uyutarak sorunları unutturan ilaçlar değildir. Beyindeki bozulan metabolizmayı düzelterek depresyon belirtilerinin azalmasını vesile olur. Depresyon kişinin kendi kendine yenebileceği bir durum değildir. Bu sebeple “İlaçlar bağımlılık yapar, kullanma, kendi kendinin doktoru ol” gibi önerilerde bulunmanız hastanın durumunu kötüleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Tıbbın ilerlemesiyle depresyon hastalarının başarıyla tedavi edilmeleri mümkün olmaktadır. Kullanılan tedavi hastaya uygun olduğu takdirde, depresyon birkaç hafta veya ay içerisinde düzelmeye başlar. Ancak depresyon genellikle haftalar veya aylar süren bir gelişmenin sonucu olarak ortaya çıktığından, tedavisi de elbette zaman ister. Sadece bir kaç gün içinde çabuk iyileşme ihtimali olmadığı için sabırlı olmanız gerekir.

Depresyon o kadar yaygın bir hastalıktır ki, hemen hemen her ailede depresyon hastası olan bir kişi olduğunu söyleyebiliriz. Ancak hasta, hekim ve ailenin işbirliği yapması ile bu hastalığın tedavisinde başarı şansının yüksek olduğunu unutmamak gerekir.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ