Âdemoğlu’nun Dünyayla İmtihanı

Ayşe Serra Kara

Yazarın şu ana kadar yazılmış 2 makalesi bulunuyor.

‘Hani Karun? Hani o kocaman saraylar?’

Dünyanın yamaçlarından bir bahrı seyre dalmışken; yaşanılan asırlar, birden gözümün önünden kayıverdi. ‘Kaç yaşındasın? Neler yaptın? Hani deden? Hani neslin? Hani Harun? Hani Karun? Hani o kocaman saraylar? Hani o ahu gözlüler? Hani gamzesi ok olmuş nice ciğer dağlamışlar? Hani Leyla? Hani Mecnûn? Hani inkârcılar? Hani ilk inananlar?…’

 

Sorular, sorular ve sorular… Sonsuza doğru uzayan sorular ve tefekkürât beni, batmakta olan güneşin zayıf ziyalarından mahrûm eylemişti. Güneşte batmıştı ilâhî emir üzere…

 

Hiç uyumayan, hiç yemeyen, hiç içmeyen, tek olan, el-Evvel ve el-Âhir olan Zât (Celle Celaluhu) bizi katına çağırıyordu: ‘Buyrun kullarım huzuruma, vakit akşam namazı vakti…’

 

Dîvânından başka sığınağımız olmayan Rabbimizin emrine itaat etmek için namazımı eda ettikten sonra, dualarla yine düşünce âlemine yolculuğa başladım. İnsanın bazen yalnız kalmaya, gönlüyle beyni arasındaki sese ve nağmelere kulak vermesi gerektiğini düşünerek dalgaları izlemeye devam ettim…

 

Âdemoğlu bir âciz varlık

Saçları ağaranlar ve bebekler geldi gözümün önüne… İkisi de nazlı ve niyazlı… Meleyen kuzular, tüm mahlûkât; evren bizim hizmetimizde…

 

Peki, bu kadar izzet-i ikram neden bize? Sadece bir nefes ‘Hû’ için mi? İnsanlar emekleri karşılığında bir şeyler beklerken Âlemlerin Rabbi olan Allah, bu kadar sayısız nimeti sadece ona ‘kul’ olalım diye mi sunmuş bizlere? Biz kimiz peki? Âciz ve zayıf varlık Âdemoğlu…

 

Zaaf ve ihtiraslarına yenik düşmesin diye konan her haram kuralın karşısında, nice helal kuralın kendisine ikram ve ihsan edildiği kul Âdemoğlu… Tâatte Sırat-ı Mustakîm üzere olursa meleklerden üstün varlık kılınan; isyanda ısrar ederse de aşağıların aşağısı kılınan Âdemoğlu… Doğruluk ve iyilikten yana olursa cennete nâil olan, yalan ve kötülükten yana olursa cehenneme dûçâr olan Âdemoğlu… Gözünü haramdan, gönlünü haramdan, dilini haramdan, elini, ayağını ve tüm âzâlarını haramdan korursa muttakîlerin makamında olacak Âdemoğlu…

 

Âdemoğlu’nun (erkek olsun; kadın olsun) dünya karşısındaki sağlam duruşunun; İbrâhîmî bir bakışın, Muhammedî bir dâvânın, İsmâilî bir teslimiyetin, Âdemî bir yönelişin ve tevbenin, Yusufî bir sabrın ve mükâfatın, Eyyûbî bir sabrın ve şifânın, Nûhî bir azmin ve daha adını sayamadığımız nice vakar duruşun sırrı peşinde bir ömür sürmek…

 

Nefsanî, şehvânî, şeytanî, insî ve cinnî her türlü olumsuz vesveselere, nefsin kötü fısıltı ve dürtülerine karşı, ‘Ben Âlemlerin Rabbi olan Allah’a sığınırım’ diyen bir nefs ve nefes olmak için cehd ve azim göstermek… Gençken, her türlü iyi veya kötü işe güç yetirebilirken, gençliğini Allah’a ibadetle geçirmeyi tercih eden bir ferd olmak olmalı gayemiz…

 

Peki, çare ne?

Yaşlı ve çirkin bir kadın olan dünya bin bir desise ve hile ile yüzünü boyamış, maske takmış halde iken; içi çürümüş bir elma şekeri gibi zehirli, ama yediği anda öldüren, kalbi karartan mâsiyetlerle doludur. Bardakları yaldızlı nice kadehler birçok gencin ölümüne sebep olmuşken; kumar, fal okları vs. nice ailelerin mutlu yüzlerini karartmıştır. Evliliğin aksine yaşanan günü birlik ilişkiler nesil karışıklığına neden olmuşken, Lûtîlik gibi azgınlıklar nice kavmin sonunu hazırlamıştır. İman zayıflığı yüzünden ‘Al da kafa bul’ gibi sözlerle uyuşturucu ve madde bağımlısı olan nice güzel can, pişmanlıklarla dolu sonlarıyla ailelerin ve insanlığın gözyaşlarına gark olmasına sebep olmuştur. Sanal âlemde yanlış kişilerle kurulan sahte kimlikler, istismar edilen duygular nice insanı maddi/manevi mağdur etmiştir. “İnsanlığın içinden, insanlığın sesini duyun!” diye nice feryad eden genç, ‘kurtarın biziii!’ diye inlerken bulundukları batağa daha da batmaktadır.

 

Tek çare; insanları sevmek ve halka, Hakk için sarılmaktır. Bir Âdem’i ihyâ eden âlemi ihyâ etmek kadar ecir alırken, bir Âdem’i öldüren veya ölümüne sebep olan bir âlemi öldürmüş gibi günah alır.

 

Şimdi bize kuşatıcı olma ve af yolunu tutma zamanı… Allahu Zülcelâl, inanan/inanmayan tüm insanlara dünyada rızkını verirken biz kim oluyor da hataya düşen kardeşimizin elini sımsıkı tutacağımıza, bırakıveriyoruz?

 

“Nefsimle başbaşa bırakma”

Âdemoğlu’nun dünyayla imtihanı…

 

Günaha düşenin ümitsizliği, ibadet edenin, ilim tahsil edenin ‘ene’si, zenginin mağruriyeti, fakirin isyanı… İnanan insan, her hal üzere kazanır: zenginse şükreder kazanır, fakirse sabreder kazanır, zenginse infak eder kazanır, fakirse tebessüm eder kazanır…

 

Âdemoğlu’nun dünya ile imtihanı sonsuzluk arzusu, mal, evlat çokluğuyla övünmekle başladı. Farklı şekillerde yeni versiyonlarla tekrarlanıp kulun karşısına çıktı.

 

Kul ile cennet arasındaki ince çizgi, nefsin zafiyetlerini yenmekle başlar… İki günlük şu dünyada, Efendimiz aleyhisselamın şu duasına hasret dualarla sığınmakla devam eder: ‘Rabbim gözümü kapayıp açıncaya kadar beni nefsimle baş başa bırakma’ (Amin)

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ