Ariflerden İnciler

Ariflerden İnciler
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

İNSAN, ALLAH’TAN BİR AN DAHİ GAFİL KALMAMALI

İnsanın kalbi daima Allah-u Teâlâ’ya bağlı olmalı, Allah-u Teâlâ insanın aklından, fikrinden hiç çıkmamalı. İnsanın kalbi hem mahzun olmalı, hem de Rabbine yalvarış içinde bulunmalı. Kişi ne kadar mahzun olmuşsa, ne kadar nefsinden ve benliğinden uzaklaşmışsa, Allah-u Teâlâ’nın yanında o kadar makbul ve yüksektir. Bir padişahın huzurunda başkasına iltifat hâyâsızlık olduğu gibi Allah-u Teâlâ’nın huzurunda da başkasına iltifat hâyâsızlıktır. Yani, emri olmadığı yerlere göz gezdirmek, yahut kulak vermek, ya da el uzatmak hayasızlıktır.

Seyyid Abdulhakim El- Hüseyni –kuddise sirruhu-

ALLAH-U ZÜLCELAL’İ TANIMANIN YOLU

Allah-u Zülcelal’i severek O’na ibadet ve kulluk etmek, O’ndan dünya ve ahiret için iyilikler umarak bunu yapmaktan daha üstündür. Ahirette en mutlu olanlar, bu dünya hayatında Allah-u Zülcelal’i en çok sevenlerdir. Çünkü bunlar Allah-u Zülcelal’i sevince, Allah-u Zülcelal’de onları sever.

Allah sevgisinin aslı ve çekirdeği bütün müminlerde vardır. Çünkü bunların sahip oldukları iman, marifet ve sevgiden oluşan bir cevherdir. Marifet Allah-u Zülcelal’i tanımak, muhabbet ise O’nu sevmektir. Bunları kemal derecesine ulaştırmak için çalışmak gerekir.

Allah-u Zülcelal’i tanımak ve bilmek lazımdır. Çünkü O’nu sevmenin kuvveti, O’nu tanımanın ve bilmenin derecesiyle orantılıdır. İnsan başka şeyleri tanıdıkça sevgisi azalır, Allah-u Zülcelal’i tanıdıkça da sevgisi artar. Bundan dolayıdır ki, Allah-u Zülcelal’i en çok seven, O’nu en çok tanıyan ve bilen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem olmuştur. Allah-u Zülcelal’i daha çok tanımanın ve bilmenin yolu ise daha çok tefekkür, sürekli zikir ve mümkün olduğu kadar çok ibadet etmektir.

Seyda Muhammed Konyevi

ÖLÜMDEN SONRASINA ÇALIŞANA NE MUTLU
Eğer dünya, ahiret için bir mezrâ olmasaydı, çirkin şeylerin en çirkini, rezillerin en rezili ve Allah’tan uzaklaşmaya, insanı ahirette faydadan mahrum etmeye, akıl sahibi olanların nezdinde, kıymetli olmayan bir evde insanın utançtan baş eğmesine sebep olan bir şey olurdu. Nitekim Fahr-i Kâinat (onun ve ona tabi olanların üzerine salât-u selâm olsun) buyurdular ki: “Dünya ( ahirette) evi olmayan kimselerin evidir. Malı olmayanların malıdır. Aklı olmayan kimse onu toplar.”

“Her canlı ölümü tadacaktır.” ve “Ölüm için doğmuşlardır ( sonları ölümdür)” sözleri malumdur. Allah’a yaklaşmaya ehil olup, hayatında ölümden sonraki duruma çalışana ne mutlu. Gerçekten dünyada Allah’a âşık olanların, onunla kendilerini teselli ettikleri şey ölümdür. Ölüm, dostun dostuna kavuşması için bir vesile edinilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de: “Kim Allah’a kavuşmayı arzu ederse, şüphesiz ki Allah’ın tayin ettiği vakit gelecektir.” buyurulmuştur.

Muhammed Diyauddin –kuddise sirruhu-

NAMAZI GÜZEL KILMASINA BAKIYORLARDI
“Biz, kendisinden (hadis) almak için bir kişinin yanına gittiğimizde, önce onun namaz kılışına dikkat ederdik; eğer namazını güzel kılarsa; “O, diğer işlerini de güzel yapar.” diyerek yanına otururduk. Namazını huşû ve tâdil-i erkâna riâyet etmeden kılarsa; “Onun diğer işleri de menfidir” diyerek yanından kalkardık.”

Ebû’l-Âliye -rahmetullâhi aleyh-
KÂFÎ DEĞİLDİR!
“Çok kimseler, namazlarını kılmak ve oruçlarını tutmakla dînî vazifelerini edâ ettiklerini sanarak müsterihtirler. Ancak bu kâfî değildir. Cenâb-ı Hakk’ın emirlerine riâyet ve tâzimle beraber, mahlûkâtı­na da şefkatli olmak gerekir. Bu da ancak, fedakârlık ve samimî bir hiz­metle elde edilir. Akl-ı selîm sahibi her müslümanın, farzları edâ edip haramlardan kaçındıktan sonra dikkat edeceği husus, müslümanlığa, topluma ve bütün mahlûkâta hizmet edip faydalı olmasıdır… Çünkü bu sayılanlar, farzların tamamlayıcısı ve Rasûl-i Ekrem sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimizin Sünnet-i Seniyyesi’nden cüzlerdir…

Mûsâ Topbaş Hocaefendi –kuddise sirruhu-

ZİKİR GAFLETİ BETARAF ETMEKTİR
“Vakitlerimizi dâimâ Cenâb-ı Hakk’ı zikretmeye harcamalıyız. Alışveriş bile olsa, yüce şerîate uygun olarak yapılan her iş, zikir kabûl edilir. O hâlde bütün hâl ve hareketlerimizde şerʼî hükümlere riâyet edelim ki, bunların hepsi zikir sayılsın. Zira zikir, gafleti bertaraf etmektir. Ne zaman bütün fiillerimizde İslâmî emir ve nehiylere uyarsak, işte o zaman emir ve nehiylerin sahibinden gâfil kalmamış ve O’nu dâimâ zikretmiş oluruz.

 

VELİ OLACAK KİMSEYE ÖNCE ZİKİR KAPISI AÇILIR
“Cenâb-ı Hak, kullarından birinin başına velâyet tâcını giydireceği zaman, ona önce zikir kapısını açar. Kalbine zikretme tadını verir. Kul bu tadı aldıktan sonra ona, Zât’ına yakınlık kapısını açar. Onu ünsiyet, yakınlık ve ülfet makâmına oturtur. Bundan sonra tevhîd kürsüsüne çıkarır. İşte asıl olacaklar, bundan sonra olmaya başlar.”

Ebû Said el-Harrâz -kuddise sirruhu-

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ