Âşıkların Şiarı: Teheccüd Namazı

Âşıkların Şiarı: Teheccüd Namazı
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Farz namazlardan sonra
en faziletli namaz…

Geceler mesafelerin dürüldüğü vakitlerdir. Manen mesafe katetmek isteyenler geceleri ihmal etmezler. Gündüzün yüzüne siyah örtüsünü çektiği o saatler, Allahu Zülcelal ile huzurlu olunmanın zikirle çoşmanın zirve anlarıdır.

“Yok mu dua eden, icabet edeyim?” çağrısına kulak verip, namaza ve niyaza koşanlar ekstra lütuflarla sevindirilirler gecelerde. Gecelerinin karanlığını teheccüd ışığıyla aydınlatanlar, kabirlerinin karanlığını aydınlatacak ışığı bu dünyada biriktirirler aslında…

Teheccüd sözlükte, uyumak ve uyanmak manasında olup, zıt anlamlı kelimelerdendir. Daha sonra gece uyanıp namaz kılan kimseye, bu kökten türetilmiş “hecûd” denilmiş ve böylece teheccüd, terim olarak namaz ve Allah’ı zikir için gece uyanmak manasında kullanılmıştır. Genellikle yatsı namazından sonra, daha uyumadan veya bir miktar uyuduktan sonra kılınan namaza, ‘Gece Namazı (Salatü’l-Leyl)” denilirken, gece uykusu bölündükten sonra, kalkıp kılınan namazlara ise “Teheccüd Namazı” denir.

Kuran-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme hitaben: “Gecenin bir kısmında sadece sana mahsus, fazla (bir ibadet) olmak üzere namaz kıl. Muhakkak Rabbin seni övülmüş bir makama erdirecektir” (İsra; 79) buyrulmuştur. Ayet-i kerimenin tefsirinde teheccüd namazının Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem için farz veya fazilet olduğu ümmeti içinse nafile olduğu belirtilmiştir.

Ebu Hureyre radiyallahu anhun rivayetine göre; Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır. “Farz namazdan sonra en faziletli namaz gece namazıdır. Geceyi iki kısma bölersen son kısmı namaz için en faziletli vakittir. Eğer geceyi üçe bölersen ortası en faziletli vakittir” (Tecrid-i Sarih Terc. IV, 16).

Hadisi şeriften anlaşılacağı gibi farzlardan sonra en faziletli namaz teheccüd namazıdır.

  1. Bin yılın müceddidi İmam Rabbani hazretleri işte bu yüzden, geceleri ihya etmek isteyenlere şu altın tavsiyelerde bulunur: “Teheccüd kılmak, tasavvuf yolunun olmazsa olmaz şartlarından biridir. Onu herhangi bir zaruret mevzubahis değilse kaçırmamaya gayret etmeli. Başlangıçta zorluk çekilse de uyandırmaları için ev halkına tembihlemelidir. Birkaç gün içinde kalkmayı alışkanlık haline getirince zorluk ve külfet de ortadan kalkar. Gecenin sonuna doğru kalkmak isteyen, yatsı namazını kıldıktan sonra, faydasız şeylerle uğraşmayıp uyumalıdır.”

Geceki ibadetlerinin
bilinmesini istemezlerdi

Allah dostları katışıksız ibadet edebilmek için geceleri iple çekerlerdi âdeta. Kimisi bütün geceyi ibadetle geçirdiği halde sabaha yakın saatlerde sesini yükseltir, sanki yeni uyanmış gibi yapardı; kimisi uykusuzluğun ve gözyaşının izlerini silebilmek için gözlerine sürme çekerdi.

Nitekim halktan biri Temim Dariye radiyallahu anh, “Gece nasıl namaz kılıyorsun?” diye sorunca celallenmiş, “Allah’a yemin ederim ki geceleyin gizlice kıldığım iki rekât namazı, başkalarına anlatılan bütün gecenin ihyasına tercih ederim.” demişti.

Mansur İbn Mu’temir sabah olunca gözüne sürme çeker, saçlarının bakımını yapıp koku sürünür, onları iki tarafa tarar halkın arasına öyle çıkardı. Kırk defa hac yapma şerefine eren Eyyûb Sahtiyânî rahmetullahi aleyh bütün gecesini ihya eder, sabah olunca da sanki yeni uyanmış biri gibi sesini yükseltir ve ibadetle geçen gecesinden hiç kimsenin haberi olmasın isterdi.

Sanki hiçbir şey yapmıyorlardı!

Görüldüğünde Allah’ı hatırlatan simalardan biri olan Bişri Hafi, bir gün namaza durmuş, uzunca kıyamda durarak ihsan şuuruyla namaz kılmıştı. Namazını eda ettikten sonra arkasında bir adamın namaz kıldığını fark edince onu şöyle ikaz etti: “Şu kıldığım namaz sana güzel görünüp hoşuna gitmesin! İblis de nice zamandır meleklerle beraber Allah’a ibadet etmiş ve kulluk yapmıştı. Sonra başına neler geldiğini biliyorsun.”

İşte bu özel insanlar bir taraftan takatleri aşan ibadet ve taatte bulunurken diğer taraftan kendilerini hiç görmüyorlar ve Allah’la olan irtibatları adına kimseye sır vermemeye çalışıyorlardı. Onları büyük yapan sır da bu noktada gizliydi.

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, Medine’ye teşrif ettiklerinde ashabı ilk olarak geceleri değerlendirmeye teşvik etmişti. “Ey insanlar! Aranızda selamı yayın, fakirleri doyurun ve insanlar uykuda iken ibadet edin. Böylece selametle cennete girersiniz.” (Tirmizi) demiş ve cennet yolunun buraklarının ne olduğunu öğretmişti onlara.

Yine Efendimizin verdiği müjdeye göre Allah, bütün insanları mahşer meydanında toplayınca bir münâdî; “Teheccüd için yataklarından kalkıp cezalandırmasından endişe içinde, rahmetinden de ümitli olarak Rab’lerine dua edip yalvaranlar nerede?” diye seslenecek; sayıları çok az olan bu kimseler öne çıkıp, kolay bir hesaptan geçtikten sonra cennete gireceklerdi. Diğer insanların muhasebesi ancak onlardan sonra başlayacaktır. (bkz.Beyhaki’den naklen Münziri)

Hz. Aişe radıyallahu anha anamız Efendimiz ile birlikte yaşadıkları dönemde aksatmadığı teheccüd namazını, O’ndan sonra da aynı titizlik ve azimle devam ettirecek ve bunu başkalarına da tavsiye edecekti.

Bir defasında Abdullah İbn Kays’ı karşısına almış ve ona şöyle nasihat etmişti: “Geceleri teheccüde kalkmayı asla ihmal etme! Çünkü Resulullah sallallahu aleyhi vesellem onu hiç terk etmedi. Hastalandığında veya çok yorgun olduğunda bile onu ihmal etmez, oturarak olsun yine kılardı.” (Ahmed B. Hanbel, Müsned 6/125)

Hz. Ebû Zer radıyallahu anh, Ka’be’nin gölgesinde insanlara nasihat ederken, “Kabirde yalnız ve perişan kalmamak için gece karanlığında ibadet edin.” demiş ve Resulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizden öğrendiği dersi diğer insanlara da talim etmişti.

“Seher vaktinde uyuyan var mı ki?”

Çehresi secde iziyle pırıl pırıl mübareklerden Tâvûs İbn Keysân, Mekke’ye hac için kafileyle beraber seyahat ederken geceleyin karşılarına bir aslan çıkmış ve onları oldukları yerde hapsetmişti. İnsanlar korkudan birbirini ezmişti ve hiçbir yere kıpırdayamıyorlardı. Bütün gece insanların hareket etmesine fırsat vermeyen aslan, seher vaktine doğru çekip gitmişti. Tehlikenin geçmesi üzerine kafilede bulunan herkes kendisini bir köşeye atmış ve istirahata çekilmişti. Ne var ki Tâvûs herkesin aksine namaz kılmak için ayaktaydı. Kafileden bazıları, “Bu gece başımıza neler geldiğini biliyorsun. Neden uyumuyorsun?” deyince Tâvûs hayret etmiş ve “Seher vaktinde uyuyan var mı ki?” diye sormuştu.

Ebu’d Derda radıyallahu anha göre gündüzün orucu, gecenin ibadeti olmadıktan sonra dünyada kalmanın bir ehemmiyeti yoktu. İbnü’l Münkedir’e göre ise dünyada zevk olarak sadece şu üç şey vardı: “Gece ibadeti, dostlarla sohbet ve cemaatle namaz.”

Ali İbn Bekkâr rahimehullah: “Kırk senedir, beni güneşin doğmasından daha fazla üzen bir şey olmamıştır” diyor ve geceleri iple çekiyordu.Fudayl İbn İyaz rahmetullahi aleyh ise, “Güneş batınca, Rabbimle baş başa kalacağımdan dolayı sevinirim, doğunca da insanlar yanıma geleceğinden ötürü üzülürüm” itirafında bulunuyor ve halvete olan iştiyakını ifade ediyordu.

Sabit el-Bünanî’yi mezarına indiren iki arkadaşı onu kabirde namaz kılarken görmüşlerdi. Definden sonra gidip hadiseyi kızına aktarınca, “Babam, elli yıl boyunca geceyi ihya eder ve seher vaktinde ellerini kaldırarak, “Allah’ım! Eğer kabirde birilerine namaz kılmayı nasip edeceksen, bana da nasip et!’ diye dua ederdi.” demişti. Sabit el-Bünanî ömrü boyunca gece ibadetinden daha zevkli bir şey tanımadığını söylemişti.

Süfyanı Sevrî, gece namazında ayaklarına biriken kanın geri dönmesi için gündüzleri başını yere koyup ayaklarını duvara yaslardı.

Hanımlar da geri kalmazlardı

Bağdad’ın âbide hanımlarından Cevhere, rüyasında (cennette) kurulu bir çadır görmüş ve kime ait olduğunu sormuştu. “Teheccüdlerini Kur’ân’la süsleyenler için” cevabını alınca, o günden sonra geceleri hiç uyumadı.

Râbia Adeviye gecelerini ibadetle geçirirdi. Sabah vakti girdiğinde azıcık uyur güneş yükselmeye başlayınca da kalkar ve kendi kendine “Ey nefis! Ne zamana kadar uyuyacak ve ne zaman uyanacaksın? Yakında öyle bir uykuya dalacaksın ki seni ancak İsrafil’in aleyhisselâm sur sesi uyandırabilir.” diyerek nefis muhasebesi yapardı.

Hafsa binti Sîrîn’in öyle bir ibadet hayatı vardı ki çevresindekiler bu kadar da olmaz diyordu. Onun bu derece ibadet etmesini daha önce işlemiş olduğu ciddi bir günaha bağlıyorlar ve herhalde bağışlanmak için bu kadar çok ibadet ediyor diyorlardı. Hizmetçisine “Hanımefendi hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorulduğunda “Şüphesiz ki saliha bir kadın fakat sanki büyük bir günah işlemiş gibi gecenin bütünü ibadetle geçiriyor, ağlıyor ve namaz kılıyor.” cevabını vermişti.

İmamı Azam’ın hizmetkârı “Ebû Hanife’yi tanıdığım günden beri, gece yastığa başını koyup uyuduğuna şahit olmadım.” demiş ve büyük imamın gecelerini nasıl geçirdiğini haber vermişti.

Ehlullah, gece ibadetinden aldıkları lezzeti cennet nimeti olarak görürlerdi. Bu Rabbanilere göre gece ibadetinin zevk ve süruru ehli dünyanın eğlencelerinden çok daha coşkun ve lezzetliydi. Gece yatağa girdikleri zaman pek çoğunu uyku tutmaz cehennem azabını hatırladıkça uykuları kaçardı. Sonra da kalkar sabaha kadar namaz vs. ibadede meşgul olurlardı.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ