Beşiktaşlı Yahya Efendi

Beşiktaşlı Yahya Efendi
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Yahya Efendi Hazretleri Kimdir?

 

İstanbul’da bulunan büyük velilerdendir. 1494 yılında Trabzon’da doğdu. İyi bir medrese tahsilinden sonra, müderrislik yaptı. Kanunî Sultan Süleyman Han tahta çıkınca ona çok ilgi gösterdi. Her hususta hatırını saydı ve bir dediğini iki etmedi. Sohbet meclisi çok geniş olurdu. Her sınıftan insan sohbetine katılır, ondan faydalanırlar ve teselli bulurlardı. Müslümanlar kadar gayri Müslimlerle de ilgilenir, onlara yardımcı olurdu.
Yahya Efendi Hazretleri, 1569 yılında bir Kurban Bayramı gecesi Hakk’ın rahmetine kavuştu. Cenaze namazı bayram namazını müteakip kılındı. Namazını Şeyhülislam Ebussuûd Efendi kıldırdı. Cenazesine, İstanbul’da bulunan her sınıf ve inançtaki insanlar katıldı. Kabri, Beşiktaş ile Ortaköy arasında yaptırdığı ve kendi adıyla anılan caminin yanında olup, ziyaret edilmektedir.

Hayatın dik yokuşunda

Sonbahar hüznünü yaşıyor İstanbul. Martıların çığlığı, Marmara Denizi’nin dalgaları ile kendi şarkısını söylüyor. Sahil yolu boyunca dizilmiş çınarların dallarının çıkardığı ‘Hû, Hû’ zikri rüzgârlara karışıyor…

 

Sarının ve kahverenginin bütün tonlarını üzerinde taşıyan ağaçlar, Beşiktaşlı Yahya Efendi’yi selamlıyor. Kendini arayanlar, gönlü sıkılanlar, yolunu Beşiktaş’a yani, Yahya Efendi’ye düşürüyor bizim gibi.

 

İstanbul Beşiktaş’ta, Çırağan Sarayı’nın karşısındaki dar ve bir o kadar da dik yokuşa döndürüyoruz yolumuzu. Eğilerek bizi selamlayan ağaçlar, yolumuzu yaprak yaprak motiflerle süslüyor. Yokuşu yarıladığımızda, önümüze çıkan ilk yol ayrımından sağa dönüyoruz. Yokuş yukarı atılan her adımımızda nefes alış verişlerimiz hızlanıyor.

 

Bu yokuşun kısa ve bir o kadar da dik olması, hayatı anlatıyor sanki. Hayat bir o kadar kısa ve bir o kadar da zor. Hele bu hayat, Yahya Efendi’nin gittiği yolsa, sabır, şükür istiyor.

 

Yokuşun sonunda, yorgun mimarisi ile Yahya Efendi Dergâhı karşılıyor bizi. Üzeri kapalı avlu kapısından girdiğimizde, sonbahar havasının yerini, mana iklimi kuşatıyor. Kendimizi avlunun dışında bırakıp, dergâha gelen bir ‘sofi’ye dönüşüyoruz.

 

Dergâhın etrafını, himmet edilir umudu ile defnedilmiş insanların mezarları kuşatmış. Dergâhın çevresi, zaman içerisinde mezarlık olmuş. Çok sayıda, tarihe mal olmuş şahsiyetin kabri burada bulunmakta. Padişah hanımları, çocukları, paşalar, buradan uzanmışlar sonsuzluk âlemine.

 

Hayatın faniliği, ölümün gerçekliği tüm encamı ile kuşatıyor bizi. Bir yandan, devrilmiş mezar taşlarının matemi sarıyor bizi, bir yandan da Boğaz’ın manzarası. Gemiler gelip geçiyor boğazdan. İnsanlar gelip geçiyor hayattan. İşlemeli mezar taşlarının önünde, ölümle hayat arasında gidip geliyoruz.

 

Hep gelenler yana yana geldi gitti dünyadan

Şimdi nevbet bana geldi döne döne yanayım 

 

Bizim gibi çok sayıda insan da her gün buraya akın ediyor. Derde giriftar olan, ortamın manevi havasını teneffüs ederek ferahlanmak maksadı ile Yahya Efendi’nin kapısını çalıyor. Yahya Efendi Dergâhı’na, özellikle mevlit geceleri ve mübarek günlerde gelenler çok sayıda. İstanbul’un elit kesiminde de Yahya Efendi’ye rağbet büyük.

 

Temiz ve bir o kadar da şık olan dergâhın içerisine adım atıyoruz. Dergâh, geçmişte gönül insanlarını yetiştirmek için yıllarca hizmet etmiş. Bugün de gönül hastalığı olanların kapısını çaldığı bir mekân olmuş.

 

Tavizsiz bir âlim

Trabzon’da doğan Yahya Efendi Hazretleri, Kanuni Sultan Süleyman’la sütkardeş olmuşlar. Trabzon’da başlayan bu kardeşlik, İstanbul’a taşınmış. Kanuni, Osmanlının başına geçmiş en büyük padişahlarından olmuş. Yahya Efendi Hazretleri, ilim ve irfan ordusunun başına geçmiş. Yıllarca medreselerde müderrislik yapmış. Kanuni Sultan Süleyman’la olan bağı sebebi ile sarayda fikir danışılan, bilgisine değer verilen birisi olmuş.

 

Gün gelip kavga, Saltanat kavgasına dönüşünce Kanuni Sultan Süleyman, padişahlığa göz diken şehzadelerden birini boğdurmuş. O gün her şeyi olan sütkardeşi, Kanuni’nin yaptırmış olduğu bu cinayete karşı çıkmış. Kendisine karşı çıkan Padişah, Yahya Efendi’nin Medresedeki görevine son vermiş.

 

Devlet kapısından ayrılan Yahya Efendi için hayat hizmet kapısına dönüşmüş. Kendi parası ile aldığı bugünkü dergâhına çekilmiş. Marmara Denizi’nin hemen yanındaki tepede bulunan bu dergâh, yıllarca yolunu kaybedenlere deniz feneri olmuş.

Dergâh, Yıldız Mahallesi, Yahya Efendi Çıkmazı’nda yer almaktadır. Şeyh Hazretleri tarafından 1538’de kurulmuştur. Dergâh (tekke); mescid, Tevhidhane, medrese, hamam, mezarlık ve çeşitli evlerden oluşan bir külliye niteliğindedir. Tekkeye zaman içinde farklı mekânlar eklenmiştir. Bu durum yapıyı girift ve aynı zamanda organik bir hale getirmiştir. Tekkenin bir diğer özelliği ise mimari yapıların doğal çevre ile kurduğu yakın ilişkidir.

Yahya Efendi Dergâhı, postnişin olan Yahya Efendi zamanında, ‘Üveysîlik’ olarak adlandırılan tasavvuf ekolüne bağlanmıştır. Daha sonra tekke Kadiriliğe ve Nakşibendiliğe intisap etmiş, ancak Üveysîliğin etkisi de devam etmiştir.

Denize yakın olması sebebi ile olsa gerek, gemiciler, sefere giderken, seferden gelirken Yahya Efendi’nin hayır duasını almışlar. Yaşadığı devirde, dergâhına; devlet erkânından, en alt tabakadaki insanlara kadar her kesim gelmiş. Dergâhına her gelene “Âşık” diye hitap edermiş.

 

Yahya Efendi Hazretleri, Müslümanlar arasında ilmi, irfanı, ikramı ile tanınmakla kalmamış, gayri Müslimler arasında da nam salmıştır. Rumlar; dergâha giden Hıristiyanları Müslümanlığa döndürdüğü için kendi inançlarından olanları çalma anlamında, “Hırsız Aziz” (Hırsız Evliya) demişlerdir Yahya Efendiye.

 

Fenni ve dini ilimlere vakıf olan Yahya Efendi, içindeki duygu selini şiire de döken aynı zamanda bir şairdir. Şiirlerini “Müderris” mahlası ile yazmıştır. Şiirleri içerik ve teknik yönden edebi bir üsluptadır. Şiirlerinin de içinde bulunduğu, “Divançe”si bulunmaktadır.

 

Gün gelir Yahya Efendi, Osmanlının zirve medreselerinden Fatih Medresesi’ne atanır ki, görevi devraldığı zat, Kadızâde Hazretleri gibi bir zirvedir. Ancak özlediği makam bu değildir. Onun rüyalarını, bir Allah dostunun dizi dibinde manevi mertebelere yürümek süsler. Aradığına yıllar sonra kavuşur. Zembilli Ali Efendinin feyizli sohbetleriyle…

Yahya Efendi güçlü bir şair, ünlü bir tabiptir. Hendeseyi, riyaziyeyi yani, matematik ve geometriyi iyi bilir. Eh, her medreseli gibi astronomiden anlar. Hoş, onlar için gökleri satır satır okumak maharet değildir.
Yahya Efendi para, pul peşinde koşmaz, ama Osmanlı müderrisine iyi para verir. Bir evin üç akçeye geçindiği günlerde eline 50 akçe geçer. Yahya Efendi bu para ile o zamanlar kuytu bir yer olan Beşiktaş’ta bir arazi alır ve dergâhını yaptırır. Kâh kayaları oyar, kâh denizi doldurur. İnşaat işlerinde çok mahirdir. İşte, ömrünün son yıllarında, sevenlerini burada ağırlar.
Yahya Efendinin pek çok kerameti vardır. Biz onlardan sadece birkaç tanesini burada zikredeceğiz.

 

Balaban!
Günün birinde, Rum çocuğunun biri soluk soluğa dergâhın bahçesine girer. Kan ter içinde “Koyunlarım…” der, “Koyunlarım bu tarafa kaçtılar” Dervişler arar, tarar, ama bulamazlar. Çocukcağız bitkin ve ağlamaklıdır. Tam bu esnada Yahya Efendi görünür. “Bu delikanlı yorulmuş” der, “sanırım acıkmıştır da. Koşun ekmek, yağ, bal getirin!” Garibim hâlâ ürkektir. Mübarek sofraya katılır ve ona cesaret verir.
İşte sana tereyağı, bal, taze nan (ekmek)

Dilersen yağa ban, dilersen bala ban!

… Balaban! İşte bu son kelime çocuğu şaşırtır. Çünkü adı Balaban’dır. Bu şiirli ikram çok hoşuna gider. Tam o sıra dervişler küçük çobana koyunlarının bulunduğunu müjdelerler. Sonraki günlerde Balaban ve babası tekkenin müdavimlerinden olurlar.

Seni şöhretin değil, adaletin kurtarır!”

Yahya Efendi, Trabzon Kadısı Ömer Efendi’nin oğludur. O Kanuni Süleyman ile aynı günlerde doğar. Hatta minik şehzadeyi Yahya Efendi’nin annesi Afife Hanım emzirir. Hâsılı ikisi sütkardeş olurlar.

Yahya Efendi balıkçıya, kayıkçıya bile kıymet verir, çoluk çocuğu muhatap edinir. Hâlimdir, selimdir, ama yeri geldiğinde Kanuni gibi bir cihan imparatoruna, “Bakasın bre sütkardeş!” diye çıkışacak kadar yüreklidir. Nitekim günün birinde papazın biri atının yularına yapışır. “Bu da adalet mi yani?” der, “Doğru dürüst defter tutulmuyor, ölülerimizden bile haraç istiyorlar!” Yahya Efendi derhal sultana çıkar. “Yazıklar olsun” der, “Böyle ele geçen mal helâl değildir. Yediğin, içtiğin, sarayın, saltanatın, haram sana!”

Kânuni ağlamaklıdır: “Ağabey; halimi Allah biliyor ki bunlardan haberim yok!” diye sızlanır ve ikinci azarı yer, “O halde gaflettesin. Allah Teâlâ’nın huzuruna çıktığında ne cevap vereceksin? Korkarım yakanı kâfirlerin eline verecekler. Sürüm sürüm sürünecek, cehenneme itileceksin. Unutma tacın, tahtın, burada kalır, seni şöhretin değil, adaletin kurtarır!” Tabi, durum derhal düzeltilir.

Bulgar pehlivanı
Kanuni spora meraklıdır. Bir gün saltanat kayığı ile dergâhın iskelesine yaklaşır ve Yahya Efendi’yi alıp, Yeniköy Çayırı’na götürür. Burada güreşler vardır. Ancak hiç hesapta olmayan şeyler olur. Nereden geldiği bilinmeyen Bulgar asıllı bir pehlivan, bizimkileri duman eder. Adam insan azmanıdır, bacakları kök salar çınar gibi. Koca koca yiğitler çaresiz kalırlar. Bırakın yenmeyi, yerinden kıpırdatamazlar. Adam her yıktığı Türkün ardından kahkahalar atar, haçını öperek temenna çakar. Yerli Rumlar sevinçten çıldırırlar.
Kanuni mi? Kahrolur tabii.

Yahya Efendi bakar Padişah fena bozuluyor, çıkar meydana ve akıllara durgunluk bir pazarlık yapar. “Yenilen, yenenin dinini kabul edecek” der, “Tamam mı?” Bulgar pehlivanı bıyıklarını burarak güler, teklifi kabul eder. Ancak, bu aksakallı ihtiyar karşısında eli ayağı tutmaz olur. Adalelerinde güç, derman kalmaz. Yahya Efendi, onun sırtını yere vurur mu bilmiyoruz, ama nefsini ve kibrini yerden yere vurur. Gözünü ve gönlünü açar. Sayfa sayfa hakikatleri aralar. Pehlivan diz çöker, iman eder.

‘Neme gerek’
Bir gün Kanuni, Yahya Efendi’ye, “Ağabey sen ilahi sırlara vakıfsın” diye haber yollar. “Acaba devletimizin encamı (sonu) n’ola?” Yahya Efendi iki kelime yazar, üstelik altını çizer: “Neme gerek!” Kanuni bu cevaba bozulur.

 

Hâlbuki sır o kelimelerde gizlidir. Eğer zulüm yayılır, fukaralar feryada başlarsa ve şahısların menfaati devletin çıkarının üstüne çıkarsa. Üstelik görüp işitenler “Amaaan neme gerek” derlerse, bil ki yıkılış yakındır!

 

Gün gelir Kanuni vefat eder. II. Selim kendini bir anda devletin başında bulur. Saltanat yükü omuzlarını çökerttiğinde sığınacak gölge, tutunacak dal arar. Birden aklına baba dostu, Yahya Efendi gelir. Yüce Veliyi gördüğü an içi bir hoş olur. Onun bir bakışı ile öylesine rahatlar ki tarifi ne mümkün. Devletini ve milletini güvende hisseder ve ayaklarına kapanmamak için zor tutar kendini. Mübarek onu kulaklarından yakalar. “Söyle bakalım!” der, “Abdestin var mı?” Sultan edeple başını eğer, zor duyulan bir sesle, “Var efendim” der. Yahya Efendi, tonunda şefkat hissedilen bir sesle, “Hayır!” der, “Benim sorduğum tövbe (gönül) abdestidir. Şimdi seninle tövbe edeceğiz ve bundan böyle birbirimize eksiklerimizi söyleyeceğiz tamam mı?” Ve öyle de olur.

Yahya Efendi mükemmel bir şairdir. Şiirlerini “Müderris” mahlası ile yazar ve her bahane ile ölümü hatırlatır, ölüme hazırlanır.
Mübarek, kabrini elceğizi ile kazar ve döner dolaşır kendi mezarına okur. Ona göre müminin ölümü bayram olmalıdır. Bakın şu işe ki bir bayram gecesi vefat eder, cenaze namazı bayram namazını müteakip kılınır ve defnolunur bayram günü.

II. Selim bu nurlu kabrin üzerine nefis bir türbe yaptırır. Derken şehzadeler, paşalar ona komşu olmak isterler. Aşıkları kutlu eşiğe gömülmeyi vasiyyet ederler ki gün gelir koca bahçe mezarlığa döner.

Bu kapıdan giren dünyadan sıyrılır. Ama o mekânda ölüm ürkütücü değil, şirindir. Ziyaretçiler duygu seline kapılırlar. İşte edipleri yazdıran, ozanları söyleten hava bu olmalıdır. Ki Evliya Çelebi’den, Tanpınar’a onlarca yazar bu dergâhı anlatır.

 

Nasıl gidilir?

Dünyanın her yerinden her araçla İstanbul’a gitmek mümkündür, Beşiktaş’a semtine de belediye otobüsleri ve deniz yolu ile varılabilir. Çırağan Sarayı’nın önüne gelindiğinde 100 metrelik Yahya Efendi yokuşundan çıkılır.

 

Kaynak: Beşiktaşlı Şeyh Yahya Efendi ve Üveysîlik; İsmet Demir ve Hacı Osman Yıldırım.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ