Bir Aşk Beldesine, Konya’ya Yolculuk

Yusuf Sağlam

Yazarın şu ana kadar yazılmış 8 makalesi bulunuyor.

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Âl-i İmrân; 104)

 

Allah-u Zülcelal’in övdüğü ve kurtuluşa ermekle müjdelediği bir topluluğun içerisinde, yer alabilmek için çıkar insanlar evlerinden yola… Normal bir yolculuk değildir bu. Seyda Muhammed Konyevi kuddise sirruhu bir sohbetinde: “Ben Menzil’deyken Seyda (Seyyid Muhammed Raşid) hazretlerini ziyarete gelenler olurdu. Onlara bakıp gıpta ederdim. ‘Ben de uzak yerlerden gelip, ziyaret etseydim’ derdim” buyuruyor. Seyda Muhammed Konyevi hazretlerini gıpta ettiren yolculuklardan bir yolculuktur…

 

Modern dünyanın debdebesinden bunalmış, umutsuzluğa düşmüş ümmetin ferdlerinin, Rasulullah’ın varisi Rabbani bir Âlim vesilesiyle tekrar iman lezzetini tatma, ilahi aşkın vücut bulması için çıktıkları; muhabbet yolunda düşülen bir sevda yolculuğudur bu…

 

Şah-ı Nakşibendiler, İmam-ı Rabbaniler, Mevlana Halid-i Bağdadiler, Muhammed Diyauddin kuddise sirruhlar… Kalbe işleyen bir nazarlarıyla, aşkın derinine düşmeye vesile olan hâcelerin yolu… Gavs Abdulhakim el Hüseyni hazretlerinin yaya olarak Suriye’ye gitmesi gibi bir yolculuk düşünün… Öyle bir yolculuk ki, sınır hatlarındaki mayınlı tarlalar bile engel olamamıştır buna. O aşkı tazelemek için defaatle Türkiye’den Suriye gidip gelmiş, mürşidi Şah-ı Hazne Ahmed el- Haznevi Hazretlerini ziyaret etmiştir.

 

Uzun zamandır bugünü bekleyenler, daha geçen hafta gidenler, ani karar alanlar, hepsi aynı heyecan ve muhabbet içindedirler. Abdestler tazelenmiş, güzel elbiseler giyilmiş, reyhanî kokusu sürülmüş bir hâl ile farklı bölgelerdeki insanlar başlarlar adım adım yürümeye. Bin bir rica ile işyerinden izin alanlar, belki son parasıyla ailesini yolculuğa katanlar yavaş yavaş toplanır hareket noktasında. Tatlı bir telâşe başlar hemen, “Falanca geldi mi?” “Filancayı yoldan alacakmışız” sesleri duyulur.

 

Renkleri, meslekleri, dünyalık mevkileri hiç önemli değildir. Hepsinin ortak adı ‘Kurban’dır. Büyük küçüğe, fakir zengine, işçi işverenine hep ‘kurban(ım)’ diye hitap eder. Bölünebilmeleri için yapılan bunca çalışmaya rağmen tek bir hedef doğrultusunda, bir vücut olarak başlar o beldeye yolculuk… Dünyada zaten bir yolcu gibi hayat sürmeye çalışan bu kervan sakinlerinin, en heyecanlı yolculuklarıdır bu. Kalplerindeki çoşku güvercini sanki daha bir hızla kanat çırpmaya başlamıştır… Kimisi tevbe halkalarında anlatılan güzelliklerin canlı şahidi olmak için, kimisi de geçmiş ziyaret özlemlerini heybelerine atıp yerleşir kervan aracına. Önemli olan kendinden çok mümin kardeşinin rahatı ve konforudur. O yüzden herkes şöyle bir etrafına bakınır ki ayakta kalan yerinden memnun olmayan var mıdır?

 

Yolculuk başladıktan bir müddet sonra içlerinden güzel sesli biri ezan okumak için kalkar ayağa. Bilal-i Habeşi radıyallahu anhunun ezanı gibi olamasa da aynı davetle okunan bir çağrı duyulur. Misali, sahabe-i kiram efendilerimizdir; heyecan icabet etme niyetiyle…

 

Asrın günah tufanının, insanı bir nebula gibi yutan şiddetli girdabından, tevbe gibi insanın yeniden doğuşunun en seçkin vesilesine doğru çıkılan gönül yolculuğu başlamıştır artık. Ezanın okunmasından sonra 11 İhlâs-ı şerifenin peşinden okunan Fatiha, Felak ve Nas sureleri önce sırasıyla tüm yolların önderi Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin Ruh u saadetlerine, peşinden ehl-i beytinin, ashab-ı kiramın ve onların bu yolu emanet ettiği Nakşibendi mürşidlerinin ruhlarına hediye edilir. Sonra ortam birden sakinleşir ve derin bir sessizliğe bürünülür. Herkes gözlerini kapatıp, 25 ‘Estağfirullah’ çekerek, başını kalbine doğru indirir ve tefekkürle himmet tasını doldurmaya çalışır. Derken yanık bir sesle söylenilen, güzel bir kaside böler sessizliği. Gâh;

“Aman Sultanım aman,

Vallahi halim çok yaman,

Günahlarla gelmişim,

Kovma beni kapından” kasidesiyle hüzünlenilir.

 

Gâh;

“Doldur aşık çay doldur,

Aşk elinde pay boldur,

Böyle meclis bulunmaz,

‘Allah!’ deyip, çay doldur.” gibi sözleri olan kasidelerle, Allah-u Zülcelal’in merhameti hatırlanıp, şükredilir.

 

Daha sonra yolun yolcularından bir derviş; yolculuk adaplarını, ziyaret adaplarını anlatır. Yolculukta da sohbetten geri kalınmaz, çünkü bu yolun kurucusu Şah-ı Nakşibend kuddise sirruhu “Bizim yolumuz, sohbet üzere kurulmuştur” buyurur da onun âşıkları bundan geri kalır mı hiç? Hem çok bunalmıştır yolcular arkadaş ortamındaki gıybetlerden, işyerindeki çekişmelerden, gereksiz dünya lakırtısından… Fırsat bilmelidirler tevbe ehlinin sohbetini. Beraber erimelidir kalpler, tevbe meclisinde şekil almadan önce…

 

İlk defa bu kervana katılanlar, nefsin ne olduğunu daha yeni yeni öğrenmeye başlamışlar, şimdiye kadar hiç bu şekilde anlatan olmamıştır belki de onlara. Asıl düşman olunması gereken, ket vurulup sahip olunmazsa felakete götüren emare-i nefs ne kadar da tehlikelidir… İnsanın içinde durup, en tehlikeli şekilde sinsice saldıran, insanı Allah’a itaat yolundan uzaklaştırıp, cehennemlere düşüren bu düşman, nasıl olmuştur da şimdiye kadar hiç fark edilmemiştir? Yolun bereketidir işte bu. Daha seyr-i süluk yoluna başlamadan, zahiri yolculuk da bile tezahür etmeye başlar, yolun güzelliği.

 

Molalar verilir, durulur, devam edilir ve tân ağırmasına yakın yeşil ışıklar saçan minare görülür sonunda. Uyuyanları bin heyecanla kaldırır muhabbetten gözünü hiç yumamış olanlar. Anlatılması zor, yaşanması lazım olan iklim hissedilmeye başlanılır. Zihinlerde hemen hemen; “Acaba Seyda hazretleri camide midir?”, “O’nu hemen görebilecek miyim?”, “Görünce ne hissedeceğim? Sohbetinde ne anlatır ki?” ve benzeri sorular vardır. Araç durur ve dergâha girilir…

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ