BİR GARİP TARİH YOLCULUĞU

BİR GARİP TARİH YOLCULUĞU
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Sessiz bir Osmanlı akşamı; avlulu evlerin yanında yoldan geçenler için yapılmış çeşmeler, ılıkça esen rüzgâr ve bu rüzgârın etkisiyle bir derviş gibi sallanan söğüt ağacı…

Ağacın altında taburelerine oturmuş savaş meydanlarındaki ihtişamlarından uzak sade elbiseleriyle kimi sakallı, kimi pos bıyıklı Paşa ve Ağalar Paris’in fethinin nasıl olacağını düşünüyor.

Birkaç adım ötede bembeyaz sarıkları, ilmin vakurluğuyla boyanmış çeşit çeşit renkli cübbeleriyle;  Anadolu, Şam, Buhara, Bağdat uleması gelmiş, “zekât verecek Müslüman bulunmazsa gayrimüslime verilir mi?” gibi bir meselenin üzerinde kafa yoruyor.

Biraz aşağı tarafta hafiften sakalları çıkmış, edebin verdiği latif kırmızılık ve kalplerinin güzelliği simalarına yansımız tertemiz yüzlü iki molla birbirlerine ezberini dinlettiriyor.

Esnaflar, biraz önce okudukları Mesnevi beyitlerinin etkisiyle kuracakları vakıfları, yeni sadaka taşının yerinin derdindeler.

Tablonun hafif çaprazına gelen kısmında bir bahçe, görünürde sade duvarları ve gelenin cinsiyetine göre tıklayabileceği iki tokmaklı işlemeli ahşap bir kapı. İçinde ise; Fuzuli, Baki, Taşralı Yahya’nın yazdığı şiirleri okuyan genç kızlar, sûrre alayına el işleriyle ufakta olsa katkı sağlamaya çalışan kadınlar ve beylerinin teslim ettiği yetimlere elbise giydiren nineler var…

Bahçe duvarlarının yakınındaki yeşillik alanda çocuklar ve gençler hilal şeklinde oturmuş, onların tam karşısında ise gençken cihad meydanlarını inleten, vücudunda yara izinin olmadığı yer kalmamış heybetli bir adam, aşağı çimenlikte gençleri toplamış Hz. Ali’nin cengâverliğini anlatıyor…

Derken, “selfi çıbığı lazım mı?” diyen bir adam kovuyor hepsini. Uğultulu bir hengâmenin içinde araba sesleri duyulmaya başlıyor birden. Renkler karartıyor kalpleri, kalabalıklaşıyor mermerler…

Ağaların yerini, sinekkaydı tıraş olmuş, takım elbiseli entel abiler alıyor, paşaların taburesinde mıymıntı kılıklı içten pazarlıklı korkak erkekler beliriyor.

Ulemanın yerini diplomalı proflar, dekanlar almış; ‘kader’, ‘şefaat’ gibi ana konularda halkın kafasını nasıl daha çok karıştırabileceklerinin hesabı içerisindeler.

Biraz aşağı tarafta içler acısı durumlarıyla iki genç dikkatleri çekiyor; oynadıkları iddia kuponlarını birbirlerine anlatıp, sonuçları ezberliyorlar…

Esnaflar biraz önce okudukları haberden mütevellit banka faizlerinin düşmesine keyiflenmiş bir halde, gelen dilenciyi nasıl kovduklarını anlatarak gülüşüyorlar.

Tablonun çaprazında AVM’NİN cafesinde oturmuş bir grup kadın; gençlerinin gözleri ellerindeki akıllı telefonlarda, orta yaştakilerin derdi yeni çıkmış ayakkabı modellerinde, yaşlıları ise gelinlerinin dedikodusunda… Ciddi bir vakit israfı yaşanıyor.

AVM’nin bitişiğinde bir adam etrafına topladığı gençlere, zamparalığın ince noktalarını anlatırken, çıbıkçı adam zabıtadan kaçmaya çalışıyor olanca hızıyla…

Oysa ne kadar güzel gidiyordu değil mi? Taaa ki günümüze gelinceye kadar. Aradaki fark bu denli nasıl uçuruma dönüştü Ya Rabbi! Hakkında yazılanları okurken bile gönlümüzü güzelleştiren o insanların torunları bizler miyiz? Ne yaptılar bize de bu hallere düştük? Buna neden izin verdik? Ya da biz böyle olmak isteğimiz için mi bu haldeyiz?

Artık olan oldu. Çoğumuz kendimizin eleştireceği, iğreneceği işleri yapar olduk. Ama biz bu gafletten kurtulacağız inşallah. Kendi zamanımızda başaramazsak bile evlatlarımıza bu görevi bırakacağız. Yeniden kalkışlarımıza, dik duruşlarımıza şahit olacak dünya. Bugünleri bir ibret vesilesi olarak hatırlayacağız biiznillah.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ