BİR KOPARMA PROJESİ OLARAK KÜRESELLEŞME

Fahreddin Ömer

Yazarın şu ana kadar yazılmış 8 makalesi bulunuyor.

“Küreselleşme”, en anlaşılır şekliyle “dünyanın büyük bir köye dönüşmesi” olarak tarif ediliyor.

Küreselleşme, özü itibariyle değişimi anlatan bir kavramdır. İfadelendirilirken, “Köy” yerine “Küre” konuluyor. Sosyolojik açıdan küreselleşme ile daha önce birbirinden farklı inanç, gelenek ve yaşam tarzlarına sahip olan dünya toplumlarının yerel inanç, gelenek ve yaşam tarzlarını terk ederek bir köyde olduğu gibi birbirlerine benzemelerini, aralarında hiçbir farklılık taşımamaları anlatılıyor.

Yerküre denen dünya üzerinde bir “birlik” ifade edilmeye çalışılıyor. Lakin hak üzere olan bir birlik değil, küresel sistemi belirleyenlerin inanç, gelenek ve yaşam tarzları üzerinde dikta ettiği bir birlik…

Bu “küresel birlik” yönündeki değişim sürecini İslam toplumlarına uyarlayacak olursak, küreselleşme İslam toplumlarının inanç, gelenek ve yaşam tarzlarından uzaklaşarak bugün dünyayı yöneten İslam karşıtı yapıların inançlarına, geleneklerine, yaşam tarzlarına uymaları/uydurulmaya çalışmaları anlamına geliyor.

Müslümanların kendi yerlerini (yerellerini) terk ederek “küre” diye tarif edilen; inanç, gelenek ve yaşam tarzı Müslüman olmayan kişilerce belirlenen bir köye taşınmalarını ve muhtarı hatta ihtiyar heyeti bile kendilerinden olmayan o köye uydurmalarını anlatıyor.

Küreselleşmenin hedefinde; geçmişe ait olan ve yerel olan diye iki alan var.

Küreselleşme, ister geçmişe ait olanı hedef alsın ister yereli, İslam’la karşı karşıya geliyor.

Zira küreselleşmenin mimarları İslam’ı zaman bakımından geçmişe ait; mekan bakımından ise yerel görüyor; kendilerini Batı ile özdeşleştirip İslam’a “Doğu (Şark)” adını veriyorlar. Her iki konumlandırmada da İslam’ın insanlık üzerindeki etkisini küçültmeyi ve yok etmeyi hedefliyorlar.

Bunun için ideolojik yapılar üzerinden İslam’ın inancı; moda ve yeni alışkanlıklar üzerinden Müslümanların geleneği ve yaşam tarzı ile uğraşılıyor; İslam toplumlarını özlerinden uzaklaştırmayı hedefliyorlar.

İslam toplumları için “öz”, Allahu Zülcelal’in dini İslam’dır. Müslüman için özden uzaklaşmak, İslam’dan uzaklaşmaktır; Allahu Zülcelal’in bahşettiği İslam onurundan soyutlanmaktır.

Küreselleşme, inancından aldığı onur ve şerefle yaşayan ve onunla başkalarından farklılaşan insan yerine, her tür farkı terk etmiş, şahsiyeti silinmiş, hiçbir fazileti olmayan bir insan tipini amaçlıyor.

Özünden koparılamayan
Mü’minlerin vasıfları

Allahu Zülcelal, Yüce Kitabı Kur’an-ı Kerim’de mü’minleri bütün güzel özelliklerle anarak: “Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcarlar. Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.” (Bakara; 3-4)

“Onlar, şüphesiz, Rablerine kavuşacaklarını ve (yine) şüphesiz, O’na döneceklerini bilirler.” (Bakara; 46)

“Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: “Biz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na dönücüleriz.” (Bakara; 156)

“Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah, iyilik edenleri sever. Ve yine onlar bir kötülük yaptıkları, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler; günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Ve onlar, hatalarında bile bile, ısrar da etmezler.” (Âli İmrân; 134-135)

“Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Âli İmrân; 191)

“Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir.” (Enfal; 3)

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe; 71)

“Onlar, tevbe edenler, ibâdet edenler, hamd edenler, oruç tutanlar, rükû ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü’minleri müjdele.” (Tevbe; 112)

“Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtı verirler. Onlar ki, iffetlerini korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir. Kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir. Onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler. İşte asıl bunlar varis olacaklardır. (Evet) Firdevs (Cennetin)’e varis olan bu kimseler orada ebedi kalıcıdırlar.” (Mü’minûn; 1-11 )

Hadis-i şeriflerde de mü’minler en güzel özelliklerle anılmıştır. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem kamil müminleri şöyle vasıf buyururlar:

“Mü’minlerin iman yönünden en kâmil olanı, ahlâkı en güzel olanıdır”. (Tirmizî, İbn-i Mace)

“Gerçek Mü’min başkalarına ülfet eden (sıcak davranan), kendisine ülfet edilen kişidir. Başkalarına ülfet etmeyen ve kendisine ülfet edilmeyen kişide hayır yoktur.” (Ahmet bin Hanbel)

“Mü’minlerin îmân bakımından en mükemmeli, huyu en iyi olanıdır…” (Riyaz’üs-Salihin)

Küreselleştirmek, bir değişim projesi olarak düşünüldüğünde mü’minleri bu güzel özelliklerden kopartarak, onları “küresel köy” anlayışına hapsedip; Müslüman olmaktan farklı, İslam’a karşı bir biçim vermeyi hedefledikleri görülecektir. Bu hedefe de daha çok medya üzerinden varmaya çalışıyorlar.

Medya, adeta vücutlarımızın
uzantılarına dönüştü

Bir Araştırmacı medyanın kimlikler üzerindeki etkisini şu sözlerle anlatıyor: “Araştırmalara göre günde dört saatten fazla televizyon seyrediyoruz; sırf bu veri bile, bireylerin zihinlerinin ve kimliklerinin şekillenmesinde neden medyanın etkisine odaklanmamız gerektiğini ortaya koymaktadır. McLuhan’ın dikkat çektiği gibi medya, adeta insanların vücutlarının uzantılarına dönüşmüştür; radyo kulağın, televizyon gözün bir uzantısı gibidir. İnsan bu “uzantıları”nın farkına varmamaktadır. Adeta merkezi sinir sistemimiz narkozun etkisindeymiş gibi farkında olmadan televizyon, kimlik ve zihinlerimizde başkalaşımlar vücuda getirmektedir. Dedelerinden farklı bir şekilde kıyafet giyenlerin, bedenlerini farklı kullanıp farklı zevkler edinenlerin ne kadar kısa sürede büyük bir değişim geçirdiklerini fark etmemelerinin altında medyanın narkozcu etkisi yatmaktadır.”

Burada “narkozcu etki” ifadesi çok önemlidir. Zira “narkoz” ameliyat edilecek hastayı uyuşturmak için kullanılır. Bizi özümüzden koparmak isteyen küresel güçler de medya üzerinden uyuşturma yoluna gidiyor; ardından zihnimiz üzerinde adeta cerrahi bir operasyon yapıyor ve biz, bunun farkına bile varamıyoruz.

Televizyonun karşısına çoğu zaman boş vakit geçirmek, haber almak ya da herhangi bir konu hakkında bilgi sahibi olmak için oturuyoruz. Medya, küreselleştirme operasyonunu tam da bizim kendi isteğimizle televizyonun karşısına oturduğumuz o esnada veya bir gazeteyi okurken gerçekleştiriyor. Bizi kendimizden koparıp küresel köyün bir vatandaşı yapma yolunda değişime uğratıyor ve biz böyle bir değişime uğradığımızı fark bile etmeden Allah ve Resulü’nün rızasına aykırı bir şekilde düşünmeye, Allah ve Resulü’nün dilemediği gibi konuşmaya başlıyoruz.

“Küresel köye taşınma işlemi” özellikle manevi değerlere bağlı aile ve kişiler için yavaş ve uzun zamana yayılan bir işlem şeklinde devam ediyor. İşlemin yavaşlığı, fark edilmesini engellerken, uzun süreye yayılması onu bizim nazarımızda normalleştiriyor, bizim ondan bir anda rahatsız olup ona karşı tavır takınmamızı engelliyor.

Kişi İslamî bir hayat tarzı yaşadığını zannediyor oysa gerçekte medyanın ve çevrenin üzerindeki etkisiyle kendi değerlerine yabancılaşmış, seküler çizgideki biri gibi yaşamaya, konuşmaya; seküler çizgideki biri gibi sorunlarını çözmeye, dertlenmeye başlamıştır.

O hâlâ kendi dünyasında yaşadığı zannı içindeyken, şeytanın dostları onu alıp küresel köyün tek tipliliği içinde özüne yabancılaştırmaya çoktan başlamıştır bile…

Küreselleşmenin hedefinde öncelik verilen, henüz değerleri ile bağları sağlamlaşmayan gençler ve değişim taleplerine daha erken cevap veren kadınlardır.

Küresel güçler kadının, toplumun bütünü üzerindeki etkisinin yanında gelecek nesillerin annesi olması; gençlerin de toplumların geleceğini temsil etmesini göz önünde tutarak bu iki kesime hükmetmeyi topluma hükmetmek olarak görmektedir.

Küreselleşmeden Korunmanın Yolu

Küreselleşmenin zararlı etkilerinden korunmanın yolu “istikamet” üzerinde “sabitkadem” olmaktır.

İmam Kuşeyrî rahmetullahi aleyh Risale’sinde istikamet hakkında şunları söyler:

“İstikâmet, lügatte, düzgün ve doğru olma, eğri olmama; ıstılahta; sülük esnasında herhangi bir cihete meyletmeden itidal üzere hareket etmek, Allah´a rağmen tercih yapmamak, emirlere uymada ve nehiylerden kaçınmada devam, ilâhî hükümleri bilmede kemâl sahibi olmanın doğurduğu neticedir.

İstikametin nevileri vardır: Dilde istikâmet, hikmeti söyleme, doğru konuşma; kalpte istikâmet, himmet ve niyette doğruluk; nefiste ve bedende istikâmet, güzel hizmet ve kulluk yapmak; ruhda istikâmet, derin ve mükemmel bir saygı hissi; şuurda istikâmet, nimetle değil, nimeti verenle meşgul olmaktır.

Sûfîler derler ki: Gıybeti terk etmek sözdeki istikâmet, bid´atı terk etmek inançtaki istikametttir.”

Rabbimiz, bizi özümüzden uzaklaştıran her tür etkiye karşı istikamet üzerinde sabit kadem yapsın…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ