BİR TASAVVUF EKOL VE ANLAYIŞI OLARAK MELAMİLİK

BİR TASAVVUF EKOL VE ANLAYIŞI OLARAK MELAMİLİK
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Melamet anlayışı ve kökeni

Melamiliğin kökeni, Tasavvufun ‘Horasan Ekolüne’ uzanır. İlk kez orada görülmektedir. Hicri III. asırda Nişabur, fütüvvet ve melamet özelliği ön plana çıkan yer olmuştur. Melamilik bildiğimiz tarikatlardan farklı olarak bir silsilesi veya bir kurucusu yoktur.

Melami; kınanmış ve ayıplanmışlardan olan kimsedir. Bu yolu sahih bir anlayışla benimsemiş olan kimseler, nefslerinin kınanması ve ayıplanmasıyla nefsi zelil etmeyi, varlık iddiasını hiçe indirgemeyi hedeflerler. Böyle terakki etmek amacındadırlar.

Aslında bu bütün tarikatlarda görülen bir fikir ve akımdır. Ama zamanla çeşitli tarikatlarda bu düşünceyi benimseyen kişiler ortaya çıkmış ve Melami bir yol izlemiştir.

Türkiye’de ise Bayramiye tarikatı (Hacı Bayramı Veli) içinde bir kol olarak gelişmiştir. Hacı Bayramı Veli Hazrelerinin, halifesi Akşemseddin ile Ömer Sikkin arasında görüş ayrılığı baş gösterir. Bunun üzerine Ömer Sikkin Dervişlik kıyafetlerini yakar ve Tarikatın kıyafet ve şekil olmadığını söyleyerek kendi ekolünün yolunu melami görüşlere göre çizer ve ülkemizde hızla yayılır. Osmanlılar döneminde melamiler takibata uğrarlar. Yasaklanır ve 12 önde gelen kişileri asılır. Geriye kalanları ise yer altına çekilip ezoterik bir hüviyet kazanırlar.

Bazı kesimlerce
istismar edilmiştir

Melamilik özellikle ülkemizde zamanla Bektaşiliğe karışacaktır. Onlar da melami bir yaşam benimseyecek ama zamanla tüm ayyaşların, berdüşlerin, fuhşiyat sahiplerinin velhasılı İslam ve şeriate aykırı hayat sürenlerin kendilerini Melami ve Bektaşi olarak nitelemelerinden yani İslam’dan uzak hayat yaşayanların bunu kendi hoyratlıklarına kılıf yapmalarından dolayı halk tarafından nefretle karşılanmalarına neden olacaktır.

Oysa Melamiliği düstur edinen hakiki mutasavvıflar, şeriatten taviz vermezler. Hele hele farzları asla ihmal etmezler.

Melamiler, halkın kendileri hakkındaki düşüncelerine önem vermez kötü olarak tanınmayı nefislerinin kırılması olarak düşünürler. Fakat bu tarz tebliğ ve irşadı engeller. Bu nedenle Sünni tarikatlar tarafından hep şüpheyle karşılanmış ve mücadele edilmiştir. Bektaşilik yasaklandığında onların yerine Osmanlı devleti Sünni ve ilmi karakteri ön planda olan Nakşiliği yerleştirmeye çalışmıştır. Fakat, Cumhuriyet döneminde Melami, Bektaşi ve Mevleviliğin şems kolu; Nakşilere cephe almış, tarikatların yasaklanmasını sağlamıştır.

Kanun ilk tartışılırken Nakşibendilere ve  kurumlarına ve kavramlarına yasak getirilmeye çalışılmış fakat diğer milletvekillerinin durumu fark etmesi ve “Siz Bektaşi misiniz, neden sadece Nakşiliği yasaklıyor Bektaşi kavramları yasaklamıyorsunuz?” ihtarlı sorgulaması üzerine yasak genelleşmiş, fakat tarikatlara baskı yapılırken yine sünni karakterli tarikatlar takibe uğrarken Mevlevilik, Melamilik ve Bektaşilik gibi Ülkemizde merasim yönü baskın, asıllarını tam koruyamamış tarikatlerin kurumları desteklenmiş ve bu kadar baskı ile karşılaşmamıştır.

Melamiler iyi
bilinmek istemezlerdi

Melamilik düşüncesinin önemli öncüllerinden bir anlamda kurucularından olan kişisi Hamdun Kasar (884)’dır. O ve mensubları, Irak’ta ortaya çıkan tasavvufu şekilcilik, kisve, merasim ve zahiri şartlara bağlı olmakla suçladılar.

Melamet genellikle nefsi dizginlemek, kınamak, itham etmek ve kendine ait ibadetleri azımsamak olarak anlaşılır. Yani onlar daha çok nefsi kınayarak ve halkın tahkirine mazhar olarak manevi yolda ilerlemeyi düşünmüşlerdir. Onlar, zem ve levm (yani halkın kınaması) fiillerinden bahsettikleri kadar sena ve medihten bahsetmezler. İnsanların kınamasına aldırmazlar. Hatta insanların onların kötü olduğunu düşünmeleri için meyhaneden geçerler. Kumar oynadıklarını düşünmeleri için orada bulunurlar. Fahişelerle düşüp kalktıklarını düşünmeleri için onlarla görüşürler. (Şu meşhur padişahın işi ne hikayesinde olduğu gibi) Böylece insanlar onları kötü görürler. Onlar da nefislerinin tekebbür etmelerini kibir ve ucb yani nefsin kendini beğenmesi engellemiş olurlar. Fakat bu anlayış zamanla sulandırılmış bu tür yerlerde dolaşan kişiler kendilerini melami olarak nitelemiş, ya da bu tür insanlar buraya sızarak kötü fiillerine bir kılıf oluşturmuş bu durum üzerine Osmanlılar tarafından yasaklanmış takibe uğramışlardır. Yani gerçek melami ile sahtesi karışmıştır.

Bir tarikatten çok bir
tarz olarak görülür
Onlar hep kötü fiillerin kötülüğünü sürekli anlatır, onlardan korunmaya çalışırken iyi hasletler ve yüceliğini anlatmazlar. Yani riyayı anlattıkları kadar ihlası anlatmazlar. Bu yolu benimseyenler amellerinin eksik ve kusurlarını anlatmayı onun güzelliğini anlatmaya tercih ederler.Aslında melamiğin değindiği konular dağınık olarak bütün tarikatlarda bulunur. Bu nedenle bazıları melamiliği bir tarikat değil bir tarz olarak görür, müstakil bir tarikat olarak kabul etmez. Çünkü bu yorumlar birçok tasavvuf okulunda bulunur. Ama diğer tasavvuf okulları tek bir yolu benimsemedikleri için melamilikteki kadar katı tonda bulunmaz.

 

Allah yolunda, “kınayanın kınamasından korkmamanın” ( bkz. el-Mâide, 5/54) temel ilkeleri olması sebebiyle halkın beğenisini kazanmak için dış görünüşlerini süslemeye, toplum arasında ayırt edilmelerini sağlayan bir görünüşe sahip olmaya önem vermediklerini, gönül dünyalarını ve sırlarını bezemek amacıyla Allah’a yöneldiklerini, hayrı gizleme ve şerri açığa vurmamak gibi özelliklerle onların temel düşüncesidir.

Hargûşî’ye göre Melâmetîlerin başlıca özellikleri şunlardır: “Bâtınlarındaki, “Nefsin kendisine ait olmayan bir şeyi kendine izâfe etmesi” anlamına gelen her türlü iddiayı terk edip yalnızca gönüllerini terakki ettirmeye çalışırlar. Başkalarının kusurlarıyla ilgilenmeyi bırakarak kendi kusurlarıyla meşgul olurlar. Onların halleri Allah ile kendi aralarında sımsıkı sakladıkları sırlardır. Bunları başkalarından gizleme konusunda çok titiz davranırlar. Çarşıda, pazarda, sokakta halk ile iç içe yaşar, ancak gönüllerindeki manevi halleri onlardan saklamaya özen gösterirler. Zahirleriyle bâtınlarını, bâtınlarıyla zahirlerini kınamaya devam ederler. Seyrü sülûk metotları “Halk ile tahalluk, Hak ile seyr” yani halk içinde onlardan biriymiş gibi hareket etmek, fakat Hak’tan bir an bile gafil olmamak yöntemini izlerler. İbadet ve taatleri ifâ ettikten sonra hemen unuturlar. Çünkü onları unutmamak onlara değer vermek anlamına gelir; bu da kibir, ucb ve riyaya sebep olur.

Sûfî ile Melâmetî arasındaki temel fark üzerinde duran Sülemî’ye göre sûfînin zâhiri bâtınını anlattığı ve sırlarının nuru fiil ve sözlerinde zâhir olduğu için o Hallâc-ı Mansûr ve benzerlerinin yaptığı gibi iddialarda bulunmaktan, Allah’ın kendisine keşfettiği gayb sırlarını açıklamaktan ve Allah’ın onun eliyle gerçekleştirdiği kerametleri insanlara göstermekten çekinmez. Melâmetî ise Allah’ın emini olup kendisiyle Rabbi arasındaki hali kendisine saklar. Öte yandan Melâmetî hiçbir iddia sahibi değildir. Çünkü ona göre iddia nakıslıktan ibarettir ve eksiklikten kurtulamamış olmanın delilidir. Melâmetî, Allah’ın kendisini kerametle imtihan etmesinden ve insanların bu kerametten dolayı fitneye düşmesinden çekindiği için keramet göstermez.

Melamilerin tasavvuf ilkeleri
Sülemî Melamilerin ilkelerini şöyle sıralar: “Zâhirin ibadetlerle süslenmesini şirk, bâtının hallerle süslenmesini irtidad saymak; kendilerine lütuf olarak verilen şeyi kabul etmeyip nefsi aşağılamak için onu zillet içinde talep etmek. Başkalarının haklarını vermek, fakat hak peşinde koşmamak. Nefis bir şeye çaba göstermeden sahip olmayı isterse onu o şeyi çalışarak elde etmeye yöneltmek, Bu amaçla o şeye bir değer atfetmeyi ve ondan nefsin lezzet almasını önlemek, İsyan da etse itaat de etse nefsi her halde itham etmek; taatlerden lezzet almaya engel olmak. Allah’ın kendilerine verdiği nimetleri her hâlükârda yüceltmek. Kendilerinden kaynaklanan itaat ve amelleri küçük görmek. Nefsinde bir varlık görmemek ve dolayısıyla bir iddiada bulunmamak. İlim hakkında konuşmayı, ilimle övünmeyi ve ehli olmayana Allah’ın sırlarını açıklamayı terketmek. Halktan farklı giyinmemek; hizmet ve hürmet edilmeyi hor görmek; kerametleri gizlemek, bunları istidrâc, Hak yolundan ayıran hileler olarak değerlendirmek. Sema, zikir ve ilim meclislerinde ağlamayı terketmek, ancak hüznü elden bırakmamak. İlim ve işaretlerin incelikleri hakkında konuşmayı bırakıp emir ve nehiy sınırlarını gözetmek. İnsanlardan yardım istememek, duası kabul olunca üzülmek ve bunu bir mahrumiyet olarak görmek; Sülemî’nin zikrettiği ilkeler arasında sayılabilir.

Ama bütün bu ilkelerin kesin olduğu söylenmez. Daha önce de söylediğim gibi Melamilik aslında müstakil bir tarikat değil, bir tarz bir görüştür. Birçok tarikat içinde çeşitli renklerde mevcuttur bu görüşler.

Melamilik düşüncesi zamanla diğer büyük tarikatları da etkileyecektir. Ama Sünni tarikatlar Melamiliğin akidevi anlamda kaderiye ile mürcie arasında olduğunu, bazıları da Şiilikten etkilendiğini iddia edip eleştireceklerdir. Bazıları da kendilerini gizlemelerinin Şii takiyye anlayışından kaynaklandığını söyleyeceklerdir. Melamiliğin Kalenderiye olduğunu iddia edenlere Sühreverdi karşı çıkacak, Kalenderiye ile Melamiliğin tarz ve görüş olarak farklı olduğunu delilleriyle açıklayacaktır.

Kassariyye, Melami Bayramiye
ve Nuriyye ekolleri
Melamilik tarihi üç devrede incelenir: Birinci devre, oluşum devresidir. Horasan’da ortaya çıkışı ve yayılışıdır. Bu dönem Melamiliğin kurucusu Hamdun Kassariyye’ye nisbetle (Kassariyye) denir. İkinci dönem Bayramiye tarikatının bir kolu olan ve Ömer Sikkin tarafından oluşturulan dönemdir. Buna Melamiyi Bayramiye denir. Üçüncü ve son dönem 1800’lerde yaşamış olan Muhammed Nuri Arabiye izafeten Melamiyi Nuriye denir. Özellikle bu üçüncü dönemde Muhyiddin’i Arabi, Niyazi Mısri etkisi ve kitapları ön plandadır.

“Melamilik bütün tarikatlarda var; bu bir tarz, görüştür” demiştik. Beyazidi Bistami, İbrahim Ethem bunlar da Melami’dir. Melamilik Tarikat öncesi döneme ait bir okuldur. Tüm görüşler tarikat şeklinde organize olurken Melamiler buna karşı çıktılar. Hatta Horasan’da dergahların kurulmasına en sert tepkiyi onlar gösterdi. Zira; onlar bu tür hiyerarşi, kıyafet, törene karşıdırlar… Aslında tasavvufun özünde de melamilik vardır. Ama tasavvuf diğer yöntemleri de yaptırır. Kişinin meşrebine göre mürşit bir ıslah metodu seçer ve öyle irşad yapar. Akşemseddin hikayesinde Akşemseddin Hacı Bayramı Veli’nin yanına gider onun dilendiğini görünce vaz geçer. İşte bu melamiliktir.

Vahdeti Vücut anlayışı üzerinde çok dururlar. Kutup anlayışı düşüncelerinin de temelini oluşturur. Zikri hafi yaparlar. Rabıta yerine murakabe yaparlar. Zikirlerin daim olmasını, kişinin sürekli Allah ile birlikte olmasını vaaz ederler. Aslında kıyafet ve şekle karşıdırlar. silsile ve icazet yoktur. Kişinin nefsini kınamasını tavsiye ederler. Sülük ve halvet yoktur. Sülükleri halk içinde onlardan biri gibi dolaşarak ama bu arada bir an dahi gafil kalmadan Allah ile birlikte olmak şeklinde sürdürülür.

Günümüzde Melami olduğunu söyleyerek şeriate aykırı hareketler yapan ama aslında şeriatı yaşamaktan mahrum kalmışlıklarına bunu kılıf yapan nadanlara aldanmamak lazımdır. Zaten gerçek bir melami, melamiyim diye de etrafa reklam yapacak değildir.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ