Büyücülere Gitmeyin!

Büyücülere Gitmeyin!
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Sihir, sebebi gizli ve ince olan şey demektir. Türkçe’de buna ‘büyü’ deniliyor. Bunu sanat haline getirene de ‘sihirbaz’ denir.

 

Sihrin değişik yolları ve pek çok çeşitleri vardır.

 

Sihri helal olduğuna inanarak yapmak küfürdür. İslam dini sihri yasaklamıştır. Sihirbazların kötü ruhlu insanlar olduklarını, dünyada da ahirette de perişan olacaklarını bildirmiştir. Nitekim bir ayeti kerimede şöyle buyrulmuştur: “Büyücü nereye varırsa iflah olmaz.” (Taha; 69)

 

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “Helake sürükleyen yedi şeyden sakının, bunlardan biri de sihirdir.” (Buhari, Müslim)
Dikkat edilirse İslam dini, sihrin varlığını inkar etmemiş, fakat yasaklamıştır. Kur’anı Kerim, Bakara Suresinin yüz ikinci ayetinde, firavunlar zamanında yapılan sihirler ile Babil’e gönderilen iki meleğin (Harut ve Marut) sihirle ilgilerinden bahsetmiştir.

 

Felak ve Nas surelerinin, Hz. Peygamber (sav)’e karşı yapılmış bir sihir teşebbüsü üzerine geldiğini gösteren rivayetler vardır.

 

“Sihrin gerçekten tesiri var mıdır?” diye akla bir soru gelebilir. Allah-u Zülcelal ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: “Sihri yapanlar, Allah’ın izni olmadıkça kimseye hiçbir zarar veremezler.” (Bakara; 103)

 

Hakiki tesir, ne sihirde, ne tabiatta, ne ruhta, ne semada, ne arzda, ne şeytanda, ne melektedir. Müessiri hakiki (hakiki tesir eden) ancak Allah’tır. Menfaat da zarar da ancak O’nun izni ile hâsıl olur. O halde, her şeyden evvel Allah’tan korkmalı ve O’na yönelmelidir.

 

Sihirbazın sihir yapması günah olduğu gibi bir Müslüman’ın herhangi bir probleminin çözümü için sihirbaza gitmesi aynı şekilde günahtır.

 

Enes bin Malik (radıyallahu anh)’dan rivayetle Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Kim büyücüye (kahine) gelir onun dediklerine inanırsa Muhammed’e indirilen Kuran’dan uzaklaşmış olur. Kim de inanmadığı halde yine büyücüye giderse kırk gece kıldığı namaz kabul olunmaz.” (Taberani)
Günümüzde insanlar bu kâhinlere, falcılara, çok inanıyorlar. İnsanların oğulları, kızları evlenemediği zaman, dükkânındaki satışları iyi gitmediği zaman, ‘Muhakkak bize sihir yapılmıştır, büyü yapılmıştır’ diyorlar.

 

İnsanlar, sanki Allahu Zülcelal’in kaza ve kaderini unutmuş gibiler. Oysa insan bilmelidir ki her şey Allahu Zülcelal’in iradesindedir. Her şeyi Allah’tan bilmemiz lazımdır. Güneşin, ayın doğması, gündüz ve gecenin olması, insanların doğup büyümesi, ölmesi, bunların hepsi Allah’tandır. Başımıza ne gelirse bunun Allah’ın iradesiyle olduğunu, O’ndan geldiğini bilmemiz lazımdır. Allah’ın kudreti her şeyin üzerindedir. O’na sığınalım ve tevekkül edelim. Böyle itikadı sarsıcı işlere asla bulaşmayalım.

 

Bir kimse, evlenmek istediği kadına bakar ve onunla görüşebilir mi?

Kızla, erkeğin yalnız olarak bir arada bulunmaları câiz değildir. Ancak evlenecek olan kız ve erkeğin birbirini görmeleri, tanımaları için yanlarında birisi olması şartıyla, görüşmelerinde bir sakınca yoktur. Böyle olunca, bir kimse bir kadınla evlenmek isterse ona bakması câiz olduğu gibi aynı zamanda bu uygulama sünnettir.

 

Evlenilecek kadına bakmak sünnet olduğu gibi kadının da evleneceği erkeğe bakması sünnettir. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Allah, bir adamın kalbine, bir kadınla evlenme niyeti koyarsa artık ona bakmasında bir sakınca yoktur.” (İbn-i Mace, Beyhaki, Ahmed bin Hanbel)

 

Serahsi şöyle demiştir: “Bu durumdaki erkeğin, kadının üzerinde elbise bulunduktan sonra, onun vücudunu hayal etmesinde de bir sakınca olmaz. Ancak elbisesinin vücuda yapışık (dar) olup organlarını olduğu gibi ortaya koyan ve şeffaf bir elbise olmaması da şarttır.”

 

Sonuç olarak; erkeğin evlenmek istediği kadına bakabileceği gibi kadında evlenmek istediği erkeğe bakabilir. Yalnız görüşme esnasında da olsa halvette (yalnız başlarına) kalmamaları gerekir.

 

Namaz kılmayana kız verilmez ve kestiği yenilmez deniliyor. Bu doğru mudur?

 

Namaz kılmayan insanın inancına bakılır. Namazı kılmayışı farz olduğuna inanmayışından mı, yoksa tembellik ve ihmalden midir? Şayet -Allah Muhafaza- namazın farz olduğuna inanmadığı için namaz kılmıyorsa imanı gider, küfre düşmüş olur. Ne kendisine kız verilir, ne de kestiği yenir.

 

Ancak, namazını imansızlıktan değil de ihmal ve tembellikten kılmıyorsa o adam iman sahibi ama günahkâr (fâsık) bir Müslüman’dır. Günahkâr Müslüman’ın kestiği de yenilir.

 

Bir kimse, kızını birisine verirken, çok titiz bir şekilde araştırmalı ve uygun görmeden kızını vermemelidir. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “Hangi kadın bir fâsıkla evlenmeye razı olursa kıyamet günü kabrinden kalktığı zaman, alnında, ‘Allah’ın rahmetinden ümitsiz’ diye yazılır. Her kim benim şefaatimi istiyorsa kızını fâsık biri ile evlendirmesin.” (Beyhaki)

 

Namaz kılmayan, tesettürüne dikkat etmeyen kadının boşanması gerekir mi?

 

Dinî vazifelerini ihmal edip tesettürünü yerine getirmeyen kadını bırakmaktan ziyade, irşad ve ıslahı için tutmak, boşamamak daha faziletli bir yaklaşımdır.

 

Helal olmasına rağmen, Allah’ın en sevmediği şey, boşamaktır. Boşamakla netice çoğu zaman değişmez, belki durum daha da kötüye gidebilir. Bu sebeple boşamak çare olarak görülmemeli, ıslah ve irşat için sabırla gayret gösterilmelidir. (İyilik ve güzellikle hataları anlatılmalı, düzeltmesi için yardımcı olunmalıdır.)

 

Kaynak: Seyda Muhammed Konyevî; Günümüz Meselelerine Fetvalar, Reyhanî Yayınları

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ