Çok Yaşamak mı? Bereketli Yaşamak mı?

Çok Yaşamak mı? Bereketli Yaşamak mı?
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

160 yaşında ölen Zaro Ağa

Eski bir rivayettir. Bin yıldan fazla yaşayan Nuh aleyhisselama, “Dünyada ne gördün?” diye sormuşlar. Nuh aleyhisselam gülümsemiş: “Dünya iki kapılı bir han, girmemle çıkmam bir oldu. İçeride ne olduğunu görmeye vakit mi kaldı?” demiş.

 

Eskiler, yaşlandıkça yaşama özlemi daha da artar derler. Doğrudur da…

 

Eyüp Sultan Camii arkasından, Kaşgari Dergâhı’na çıkarken yolun ikiye ayrıldığı yerde, sol tarafta, bir mezar taşı var. Başlığı Osmanlı dönemine ait, Hamidî veya Azizî fesli mezar taşı. Üzerine yazılan yazı ise Türkçe “160 yaşında ölen, Bitlisli Şemsi Ağa oğlu Zaro Ağa…”

 

Bu ilginç mezar taşına ilk baktığınızda, bir yanlışlık olduğunu düşünebilirsiniz. 160 senelik bir ömür sürmüştür, dile kolay… Günümüz Türkiye’sinde yaş ortalamasının 65 olduğu düşünüldüğünde “Bu kadar uzun süre yaşayan adam olur mu?” diye, insan düşünmeden edemiyor elbette.

 

Fakat hayır, biraz araştırma yaptığınızda, belki 5-10 sene yanılma payı ile bu tarihin doğru olduğunu anlıyorsunuz. İsterseniz Zaro Ağa’nın ilginç ve bir o kadar da ibret verici hayat hikâyesine bir göz atalım, ne dersiniz?

 

1774’ten 1934’e uzanan bir hayat

 

Şemsi oğlu Zaro Ağa, 1774’te, Bitlis’in Mutki kazasının Meydan köyünde doğmuş. Köydeki hayatına dair fazlaca bilgi yok. İstanbul’a geldiği tarih de kesin belli değil. Her Güneydoğu Anadolu insanı gibi o da baba dede mesleği deyip hamallığı tercih etmiş. Gücü elverdiği ölçüde, bu işi yapmaya çalışmış. Kendisi ile yapılan söyleşilerde, 1800’lerin başlarında, Selimiye Kışlası’nın yapımında çalıştığını, 1853 yılında yapılan Ortaköy Camii inşaatında taş taşıdığından söz etmiştir.

 

1826’da yeniçeriliğin kaldırılışı sırasında bu ocakta olduğunu, ancak kıyımdan, Ayasofya’nın altındaki zindanlara saklanarak kurtulduğundan söz eder. Kahramanımızın yaşı ilerledikçe ünü de günden güne yayılmaya başlar…

 

Reklâm Yıldızı Zaro Ağa!
Bir müddet, Sanayi Nefise Mektebi’nde öğrencilere modellik yaptıktan sonra, Tek Parti dönemi yöneticileri, o günün ağır ekonomik koşulları altında ezilen Zaro Ağa’yı keşfederler. Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti marifeti ile bir reklâm kampanyası organize edilerek, Zaro Ağa’dan istifade edilir.

 

Günümüzdeki fındık reklâmlarının serüveni, bu kampanyada hazırlanan kartpostallarla başlar. Bir yüzünde Zaro Ağa’nın, iki kadın ortasında duran resmi diğer yüzünde ise: “Kim, Zaro Ağa gibi Türk üzümü ve fındığı yerse, zeytinyağı ve İzmir inciri ile sindirim sistemini harekete geçirirse onun gibi bu yaşta sağlıklı olur” ibaresi yer alır. Bu kartpostallar, Macaristan’da dört dile çevrilerek tüm dünyaya dağıtılır.

 

Zaro Ağa Amerika’da…

 

Hamallık, modellik, reklâm yıldızlığı derken, bu kez Tophane’de yıkık dökük harabede, onuncu eşi Kudret Hanımla kendi halinde oturan Zaro Ağa’yı, bu sefer Amerika seyahati bekler. Her dönemde olduğu gibi o dönemde de Zaro Ağa’nın bu durumundan yararlanmak isteyen, fırsat ve çıkar düşkünü insanlar vakit kaybetmeden harekete geçer. Bu umut tüccarları, türlü vaatlerle kandırdıkları Zaro Ağa’yı ikna edip gemi ile önce İzmir’e oradan Avrupa’ya götürürler.

 

Avrupa’da biraz ısınma turları yaptıktan sonra, Amerika’nın yolunu tutarlar ve artık Zaro Ağa Amerika’da gazetelerin başköşesindedir. Basın ordusu onun her hareketini takip etmektedir. Ne yediği, ne içtiği, ne giydiği; röportajlar, toplantılar ve geceler birbirini izler…

 

Burada bir de kaza geçirir. Hafızasında kalıcı bir hasar olsa da vücudu hala sapasağlamdır. Geçirdiği kaza ve yorucu seyahatten sonra zaten oradaki görevi de biten Zaro Ağa, vaat edilen hiç bir şeyi alamadan, meteliksiz geri döner. Döndüğünde, eşi Kudret Hanım da vefat etmiştir. Ağa’nın ömür ağacında kalan son yapraklar da dökülmüş, kaçınılmaz son 160 sene sonra da olsa nihayet gelip çatmıştır.

 

10 Padişah 28 vezir gördü

 

Doğduğu yıl, Osmanlı İmparatorluğu tahtında I. Abdülhamid Han hazretleri oturmaktadır. Yani, Zaro Ağa, kısacık ömründe; bir İmparatorluk, on Padişah, yirmi sekiz Vezir-i Azam, bir Cumhuriyet, iki Reis-i Cumhur, beş Başbakan, onlarca savaş ve yalnızca on tanecik evlilik görmüştür. 28 Haziran 1934 günü hayata veda etmiştir.

 

Zaro Ağa’nın vefat ettiği Şişli Etfal Hastanesi’ne bütün çocukları, torunları, torunlarının torunları gelmiştir. Bir cumartesi günü, uzun yıllar kapısında ser-hademelik yaptığı belediyenin 112 no’lu kamyonuna konulan Zaro Ağa, yaşamının en uzun yolculuğuna çıkar. Ama bu kez yolu düşler ülkesi Amerika’dan geçmez. Cenaze arabası Eyüp Sultan’a doğru ilerler. Eyüp Sultan tepesine doğru ilerlerken, iki yolun kesiştiği yerde, yeşil servilerin altında durur. Eyüp Sultan Kabristanı’nın nicelerini bağrında barındıran o sessiz ve suskun cemaati; oldukça geç kalmış bu dünya yolcusunu da aralarına alır. Dünya, bir garip Zaro Ağa’ya da kalmamıştır.

 

Çok yaşamak mı bereketli yaşamak mı?

 

Zaro Ağa’nın ibret verici hayat hikâyesi, ister istemez insanı ömrün ölçüsü üzerine düşünmeye sevk ediyor. Günümüzde, tıp dünyası insan ömrünün daha ne kadar uzatılabileceğini araştırmaya devam etsin. Biz tarihte kısa gibi görünen fakat bereketli, anlamlı ve dolu dolu yaşanan hayatlara kısaca bir göz atalım.

 

Çağ açıp, çağ kapatan, Avrupa ve Asya’nın komutanı, Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul’u fethettiğinde 23, rahmet-i Rahmana kavuştuğunda ise 49 yaşındaydı…

 

İran, Irak ve Hicaz’ı Osmanlı sınırlarına katarak, tüm İslâm Âlemi’nin liderliği anlamına gelen ‘Hilafet’ makamını İstanbul’a getiren Yavuz Sultan Selim Han, 50 yaşında ebedî âleme göçmüştü…

 

14 yaşında tahta çıkan, eşsiz âbide Sultan Ahmed Camii’ni yaptırmakla kalmayıp inşaatında bir amele gibi çalışan, âlim-şair-mutasavvıf Sultan I.  Ahmet, fani âlemden baki âleme irtihallerinde henüz 27 yaşında idi…

 

Ömer Seyfettin, 36 yaşında, Şeyh Galip, 42 yaşında terk edip gitti bu fâni dünyayı. Ziya Osman Saba 47, Kâtip Çelebi, Ahmet Haşim 48 yaşlarında onca “Edebî Eseri” arkalarında bırakıp “Dön emri”ne uydular…

 

Görev yaptığı bölgelerde halka olan yakınlığı, sıra dışı fikirleri ve enerjisiyle yaşadığı dönemde ‘Süper Vali’ olarak anılan şimdi ise milletimizin gönlünde taht kurup “Efsane Vali” olarak yaşayan Recep Yazıcıoğlu da ebedi âleme göç ettiğinde 55 yaşında idi…

 

Nihayet, âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, sonsuzluk âlemine hicretlerinde sadece 63 yaşında idiler…

 

O halde ömrün ölçüsü; insan hayatının yayıldığı zaman dilimi değil, bu dünyada yaptığı hizmet ve himmettir. Geride bıraktığı eser de o hizmetin tapu senedidir…

 

Bereketli ve feyizli bir yaşam dileği ile…

 

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ