Dervişlerin İzleri Var…

Dervişlerin İzleri Var…
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

İslam’ın yeryüzüne yayıldığı özellikle Arabistan havzasının dışına çıkıldığı ilk dönemlerde, farklı kavim ve coğrafyalarda yaşayan insanların iman etmeleriyle İslam medeniyeti ve tebliği yeni bir soluk kazanıyordu. Zira milliyetçi Arapların, “Mevali” dedikleri bu halkların, İslami tebliğ ve yayma çabaları bütünüyle nasihat hikmet ve gönüllerin fethedilmesi ile gerçekleşiyordu.

Müslüman dervişler İslam’ın, toplumların derinliklerine nüfuz etmesi için yüksek bir çaba içinde olan bu gönül erleri, her yerde tebliğ ile beraber sergiledikleri çok güzel halleriyle İslam’ı temsil ediyorlardı. Onların bu güzel yaşantılarını görenler etkileniyor, gönüllerini İslam’a açıyorlardı.

Onlar öyle güzel yaşadılar ki bulundukları toplumlarda Müslümanca bir hayatın şekillenmesinde birer öncü oldular. Devlet başkanlarına cihad ve adeleti, tüccarlara helal lokmanın kıymetini, alim ve talebelere amelin önemini anlatırlarken; hangi statüye ait olursa olsun bir insanın mutlaka yapacağı işlerinin olduğunu hatırlattılar. “Nasıl ki Allah’ın Rasulü ve sahabei kiram durmadan bu dine hizmet ettilerse bizde ümitsizliğe kapılmadan aynı şekilde hizmet etmeliyiz, asla durmamalıyız” diye öğütler verdiler. Sultanlarla beraber savaş meydanlarına gittiler. Gazi oldular, dervişlerinden şehit verdikleri oldu ama asla müminlerin ümitsizliğe düşmesine müsaade etmediler.

Haçlılar birleşip İslam alemine saldırıya geçtiğinde ise durmadılar; müslümanları uyandırıp onlara karşı bir güç haline getirerek seriyyeler kurdular. Moğollar, Müslümanların topraklarını işgal edip tüm kütüphaneleri yakınca, talebeleriyle baştan kurdular ilim mekteplerini. Onlar İslam alemin farklı coğrafyalarında hiç durmadan didinip çalıştılar ve halihazırda şu anda da çalışmaktadırlar…

Dönüp baktığınızda Endülüs’e ya da Osmanlı’yı hatırladığınızda mesela; Müslüman Devletlerin kuruluşlarından yükselişlerine  varıncaya dek; bilimden teknolojiye, tıbtan sosyolojiye kadar her sahada bu gönül erlerinin izlerini görürsünüz.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinin en hareketli çağında beyliğin başına geçen Orhan Bey babasının yolundan giderek; Dedesi Şeyh Edebâli, Mevlâna, Sinan, Tursun Fakih, Davud-ı Kayseri, Tacüddin Kürdi vb. gibi sofî âlimler ile Abdal Murad, Abdal Mûsa, Geyikli Baba vb. gibi mutasavvıf dervişlere çevresinde önemli yerler vermişti. Dedelerinin peşinden giden Osmanlı idarecileri de aynı yolu izledikleri için 600 seneye yakın hüküm sürmüşlerdi.

Orhan Gazi’nin vezirlerinden çoğu Ahî teşkilâtı mensubu mutasavvıf dervişlerden oluşuyordu; Alaaddin Paşa, Nizameddin Ahmed, Hacı Paşa ile Orhan Gazi’nin son ve Murad Hüdavendigar’ın ilk veziri Sinanüddin Yusuf Paşa vb. Ahilik teşkilâtı içerisinde yetişip, ilmiye sınıfına intisap ettikten sonra devlet teşkilâtında görev almışlar ve idari teşkilâtın kuruluşunda önemli hizmetlerde bulunmuşlardı.

Orta Asya’da toplumun ihyası Hace Ahmed Yesevî ile gerçekleşmişken; Anadolu topraklarında da Yunus Emre ile olmuştur. Daha sonra ise Mevlâna Celaleddin Rumi, Hacı Bektaş-ı Velî, Ahmed Fakih, Sultan Veled, Şeyyad Hamza, Âşık Paşa, Kaygusuz Abdal, Said Emre,Gülşehrî, Hacı Bayram Velî, Akşemseddin, Süleyman Çelebi yüzlerce mutasavvıf âlim, velî, şair neşet etmiş ve bu topraklarda huzurun devam etmesinin manevi dinamikleri olmuşlardır, yetiştirdikleri talebeler ve yazdıkları eserler ile müntesibi oldukları anlayışın kendilerinden sonrada devam etmesine vesile olmuşlardır.

Daha sonraki dönemlerde gerek Anadolu’da olsun gerekse Kürtlerin yaşadığı diğer coğrafyalarda olsun bu sufi alim ve dervişler hep yararlı işler yapmışlardır.

Nakşibendi yolunun büyük Mürşidi Mevlana Halid’in irşad hareketinden ilham alan Kuzey Afrika halkı, zalimlere karşı direnişe başlamış ve mücadelelerinde destanlar yazmışlardır. Ruslar Doğu’da Ermeni Devletini kurmaya çalışırken Seyyid Ubeydullah en-Nehri karşılarına dikilmiş planlarını altüst ederek, İstanbul’dan temin ettiği on bin tüfekle muritlerini silahlandırıp, kurmaya çalıştıkları sözde devleti başlarına yıkmıştır. Nurşin Şeyhi ve Hazret olarak bilinen Muhammed Diyauddin rahmetullahi aleyh, müritleriyle Ruslara karşı bizzat savaşmış hatta bu savaşta kardeşi Muhammed Said-i şehit vermiş kendisi de mubarek kolunu kaybederek gazi olmuştur.

Çanakkale’de ve tüm cephelerde savaşan isimsiz kahramanların izini sürseniz, yetiştikleri yerleri araştırsanız karşınıza o mütevazi tasavvuf ocakları çıkacaktır.

Son 15 temmuz vakıasından sonra ülkemizin genelinde ilk bu haksız kalkışmaya karşı çıkanlar yine bu derviş sufiler olmuştur. Şimdi birilerinin çıkıp bu tarikat ve veli zatların bir araya getirdiği topluluklara dil uzatması en hafif tabirle vefasızlık ve vicdansızlıktır. Şu an medyada ve ve sosyal mecralarda ileri geri konuşanlar bilmelidirler ki eğer tarikat ehli Müslümanlar olmasaydı şu an oturdukları koltuklarda belki de olmayacaklardı.

Rabbim hepimize vicdan vefa ve istikamet nasip etsin.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ