Dini Samimiyetle Yaşayan Kurtulur!

Dini Samimiyetle Yaşayan Kurtulur!
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Esselamun aleyküm
Din samimiyettir. Samimiyet en kısa ifadesiyle insanın içiyle dışının bir olmasıdır.

 

Temim ed-Darî radiyallahu anh şöyle dedi: “Nebi sallallahu aleyhi vesellem: ‘Din samimiyettir’ buyurdu. Biz, Nebi sallallahu aleyhi veselleme: “Kimin için samimiyettir?” dedik. Nebi sallallahu aleyhi vesellem: ‘Allah için, Kitabı için, Rasulü için, Müslümanların imamları ve onların geneli için’ buyurdu.” (Müslim; İman 95/55, Ebu Davud; 4944, Tirmizi; 1990)

 

Dinde samimiyet denilince ilk akla gelecek olan Ashabı Kiram radıyallahu teala anhumun örnek samimiyetidir. Onlar her halükârda Resulüllah sallallahu aleyhi veselleme karşı samimiydiler. Haklı mazeretleri olmasına rağmen bahane edip mazeretlere sarılmadılar. Hep yapılması gerekeni yaptılar. Onlar dini yaşamada ve yaymada olsun, Allah’a ve Rasulüne itaat hususunda olsun en büyük fedakarlıkları ve samimiyetleri gösterdiler.

Bu konuda en güzel örnek Hazreti Ebuzer radıyallahu anh’ın Tebük savaşında başına gelenlerdir..

Ebuzer radıyallahu anh kendisi anlatıyor: “Devem yaşlı olduğu için, Tebük seferinde arkada kaldım. ‘Onu biraz besledikten sonra Resulullah sallallahu aleyhi veselleme yetişirim” diye düşünmüştüm. Birkaç gün besledikten sonra yola devam ettim. Fakat yolda iyice benimle inatlaştı. Yerinden hiç kımıldamıyordu. Eşyalarımı sırtıma aldım. Şiddetli sıcaklara rağmen yaya olarak yola devam ettim. Bir gün öğle vakti Resulullah sallallahu aleyhi veselleme yetişebildim. Susuzluğum son haddine varmıştı. Gözcülerden biri beni görünce;
– Ya Resulallah! Bir adam yol üstünde tek başına yürüyor!
– Ebu Zer mi? Ebu Zer olmasını isterdim.
– Ya Resulallah! Vallahi, ta kendisi!
– Allah Ebu Zer’e rahmet etsin! O yalnız başına yürür, yalnız başına ölür, yalnız başına diriltilir!

Rasulallah sallallahu aleyhi vesellemin yanına vardım. Neden geciktiğimi sordu. Devemin durumunu anlattım. Bana;
– Ey Ebu Zer! Bana gelip kavuşuncaya kadar Allah, senin attığın her adımına karşılık bir günahını bağışlasın, diye dua buyurdu.”

Onlardan İslam bir şey istediğinde, aileleri, nefisleri ve istekleri arasında muhayyer kaldıkları zaman İslam’ın kendilerinden istediği şeyleri tercih ederler, bunda bir an dahi tereddüt etmezlerdi. Bu canlarını feda etmelerini gerektiren cihad gibi durumlarda da böyleydi. Zira samimiyet fedakarlık gerektirirdi.

Dinde samimi olmak denilince niyetin Allah için olması ve dinin Allah’a has kılınması anlaşılmalıdır.

Yani mümin hep Allah için niyetinde samimi olacak ve niyetini hiç bir şart ve zeminde bozmayacaktır. Peki, insan niyetini niye bozar? Nefsi hesapları devreye girer. Korkularına yenik düşer. Dünya sevgisi galip gelir. İnsanlara kendini beğendirme sevdası onu altüst eder, gibi cevaplar verilebilir bu soruya. Oysa dini Allah’a has kılmak ve dinde samimi olmak demek bütün bunlardan kurtulmuş olmak demektir. Hiç değilse kurtulmaya çalışmayı ifade etmelidir bizim için…

Bilinmelidir ki samimiyeti kaybolmuş bir amel neredeyse yapılmamış sayılacak kadar değersizdir. İnsanı kurtaracak olan samimi bir şekilde Allah’ın dinini yaşamasıdır. Allahu Zülcelal bizleri, dini mübini İslamı samimiyetle yaşayan kullarından eylesin. (Âmin)

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ