Dinin Direği ‘Namaz’ ve Ehemmiyeti

Dinin Direği ‘Namaz’ ve Ehemmiyeti
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Namaz, Allah-u Zülcelal’in bütün mümin kullarına farz kılmış olduğu ve insanı kurtuluşa götüren bir ibadettir. Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Beni hatırlamak için namaz kıl.” (Tâhâ; 14 )

İnsana, ezan okunduktan sonra kıldığı namazdan aldığı sevap kadar hiçbir ibadette mükâfat verilmemiştir. İnsanın Allah-u Zülcelal’e yönelişindeki samimiyeti ve aldığı mükâfatı kıldığı namaza göredir.

Namaz, cennetin anahtarıdır. Sahibini doğruca Allah-u Zülcelal’in rızasına götürür. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, “Bir kimse namaz kılmaya devam ederse, bu namaz kıyamet gününde onun için nurdur, burhandır, (delildir) kurtuluştur” (Ahmed b. Hanbel, İbn-i Hıbban) buyurmuşlardır.

Abdullah ibni Ömer radıyallahu anhtan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “İslam beş şey üzerine bina edilmiştir. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin Allah’ın resulü olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hac etmek ve ramazan orucunu tutmaktır.” (Müttefekun Aleyh)

Bu beş şey İslam’ın büyük temelleri ve rûkunlarıdır. Namaz, dinin direğidir. Nasıl ki, bir bina direksiz olarak ayakta duramaz ve yıkılırsa, insanında namaz ibadetini yerine getirmeden dinini muhafaza etmesi öyle zordur. Yani her kim onu ikame eder (vaktinde hakkıyla kılar)sa muhakkak dinini ayakta tutmuş olur. Her kim onu terk ederse, Muhakkak dinini yıkmış olur.

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur, “Kuşkusuz Namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor.” (Ankebut; 45)

Namaz, müminlerle kâfirler arasındaki en önemli farklardan biridir. Kişi namaz kılmakla hem Allahu Zülcelal’in emrini yerine getirmektedir hem de müminlik elbisesini üzerine giyerek, inanmayanlardan ve Allahu Zülcelâl’e asi olan fasık ve günahkâr kimselerden ayrılmaktadır.

İnsanlar, namaz ibadetini yerine getirip getirmeme hususunda birkaç gruba ayrılırlar:

  1. Namazı kabul etmeyenler; bunlar kâfirlerdir. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “İnkârcı insan, ne iman etti ne de namaz kıldı.” (Kıyamet; 31)
  2. Namazı kabul eden fakat gereğini yerine getirmeyenler; bunlar hakkında da Allah-u Zülcelâl şöyle buyurmuştur: “Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki bunlar namazı terkettiler.” (Meryem; 59)
  3. Bir kısmını yerine getirirken, bir kısmını tembellikleri yüzünden terk edenlerdir. Bunların hakkında da Allah-u Zülcelâl şöyle buyurmuştur: “…Onlar namaza kalktıkları zaman tembellikle kalkarlar.” (Nisa; 141)
  4. Hem kabul eden hem de gereğini yerine getirenlerdir. Bunlar müminlerdir. Allah-u Zülcelâl bunların hakkında şöyle buyurmuştur: “Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler.” (Mü’minun; 1-2)

“İşte Firdevs Cennetine varis olacak olanlar onlardır.” (Mü’minun; 10-11)

Bütün bunlara bakarak, insan hangi gruptan olduğunu meydana çıkarabilir.

Namazı huşu ile vaktinde kılmanın şerefi

Namaz kılan şahıs, göklerde bulunan ve çeşit çeşit ibadetler yapan meleklerin tümünün ibadetlerini yerine getirmektedir. Allah-u Zülcelâl, gökleri yedi kat olarak yarattı ve her bir göğü de çeşitli ibadetler yapan meleklerle donattı. Bir katta kıyamda olan melekler vardır. Bunlar sura üfleninceye kadar kıyamdadırlar. Bir katta sücud (secde) halinde duran melekler vardır. Bir katta Allah’ın azametinden kanatları kırık bir vaziyette duran melekler vardır.

Bir katta Allah’ın Arş-ı âlası’nın etrafında tavaf yapan ve Rablerine hamd-u sena eden melekler vardır. Bu tavaf yapan melekler aynı zamanda yerdeki insanlara da mağfiret dilerler.

Allah-u Zülcelâl müminlere ikram etmek, onlara şeref kazandırmak ve göklerdeki meleklerin ibadetindeki paylardan onları nasiplendirmek için bütün gök katlarındaki meleklerin ibadetlerini namazın içinde toplamış ve o namazı da bize nasip etmiştir. Ancak kişinin huşu ve huzuruna göre o namazdan ona üçte bir, dörtte bir… onda bir kadarı vardır.

Mümin namazını tam kılmaya ne kadar çok gayret ve özen gösterirse, huşuu ve huzurla kılarsa, namazın rükû ve secdesini güzel yaparsa o namazdan alacağı pay da o kadar çok olur. Huzurlu olmazsa, rükû ve secdesini tam yapmazsa namazdan alacağı ecir ve sevap da o kadar az olur.

Osman radıyallahu anh’dan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu; “Kim namazın kesinlikle farz olduğunu bilir, huşu içinde eksiksiz kılarsa cennete girer.” (Ebu Ya’la, Hâkim)

Niçin kalp ile Allah’a yönelmenin faydası bu kadar çoktur? Çünkü namazda kalbini Allah’a yöneltmeyen, nefsini dünya meşgalelerinden kurtarmayan kişinin hali şöyledir:

Bir kimse bir isteğini halletmek için yüksek bir makama çıkıpta, derdini anlatırken sağa sola bakarak üslubunca davranmadığın da makamdaki kişi nasıl onu dikkate almaz, dileğini geri çevirirse namazda kalbini üslubunca Allah’a yöneltmeyen kişi de dileğini kabul ettiremeyecek, namazdan belki boş dönecektir.

Hülasa; kişi namaza durduğu zaman kalbi Allah’tan gafil olursa bir şey elde edemez. Kalbi Allah’la ne kadar huzurlu olur ise isteğini de o doğrultuda almış olur.

Namaz bir davetiye gibidir. Nasıl, bir padişah her birinde ayrı ayrı lezzet ve menfaat olan yemekler hazırlar ve insanları o yemeğe çağırırsa, namaz da bunun gibidir. Allah-u Zülcelâl, biz kullarını namaza çağırmaktadır.

Namazın içinde çeşitli menfaatleri olan fiiller, rükunlar vardır. Rabbimiz bu fiilleri ibadetin lezzetine varmamız için bize hazırlamıştır. Nasıl ki o padişahın her bir yemeğinde değişik bir lezzet varsa, bunun gibi namazda olan her bir fiilde de manevi bir lezzet vardır.

Allah-u Zülcelâl huşu hakkındaki bir ayet-i kerimede şöyle buyurur: “Beni hatırlamak için namaz kılın. (Gafletle kılmayın.)” (Taha; 14)

Âlimler şöyle demişlerdir: “Allah’ın yanında senin namazının değeri huşun miktarıncadır. Gafletle kılınan namaz ne kadar zahiren sahih olsa da bu namazın sahibinin tevbeye ihtiyacı vardır. Namazdaki huşunun menfaatinden ne kadar çok bahsedilse hatta hakkında dünya dolusu kitap yazılsa da yine de azdır. Çünkü huşunun Allah’ın yanında değeri büyüktür. Eser ve ihbarlarda anlatılanlar konunun önemini göstermektedir. Elimizden geldiği kadar namazlarımızı huşu ve huzurla kılmalıyız.”

Rükû, Allah’ın azametine, büyüklüğüne karşı eğilmektir. Secde ise insanın en şerefli azası olan yüzünü Allah’ın huzurunda yere koymasıdır. Bu secdede kul Allah’ın huzurunda olduğunu hissetmeli, O’na yalvarmalıdır. Secde hali kulun Allah’a en çok yaklaştığı durumdur. Secdede insan “Allah’ın huzurunda yüzümü yere koydum” diye düşünerek, gereken duaları yapmalıdır.

İnsan, ilk namazdan hesaba çekilecektir

Namaz, kıyamet gününde insanın sorguya çekileceği ilk ameldir. Eğer namazın hesabını kolay verirse, diğer sorgusu da kolay olur. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Kulun kıyamet gününde ilk sorguya çekileceği ibadet namazdır. Namazı düzgün ise diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse diğer amelleri de kabul edilmez.” (Taberani)

Onun için insan, namazının kıymetini bilmeli ve kendisine namaz kılmayı nasip ettiği için Allah-u Zülcelal’e hamd etmelidir.

Katade radıyallahu anh şöyle demiştir: “Danyal aleyhisselam, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin ümmetinin vasıflarını okuduğu zaman şöyle dedi: “Onlar öyle bir namaz kılar ki, eğer Nuh aleyhisselamın kavmi o namazı kılsaydı, boğulmazdı. Eğer Ad kavmi o namazı kılsaydı, onlara öldürücü kasırga gelmezdi, Semud kavmi o namazı kılsaydı onları sayha (çığlık) tutmazdı.” Daha sonra Katade radıyallahu anh şöyle dedi: “Namaza dikkat edin. O, Müminler için güzel bir ahlak yoludur.”

Namazla küçük günahlar bağışlanır

Selmân-ı Fârisî radıyallahu anh şunları söylemiştir: “Kul namaza durduğunda hataları başının üzerine asılır. Namaz bitmeden önce de bunların tamamı dağılıp gider. Tıpkı hurmaların hurma ağaçlarından düşüpte sağa sola dağılmaları gibi…”

Âlimler, Allah’ın ayetlerine ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin hadislerini mesned edinerek şu görüşe varmışlardır. Namaz ve başka ibadetlerle yalnız küçük günahlar bağışlanır. Büyük günahlar ise tevbesiz affedilmez. Bundan dolayı namazla birlikte tevbe ve istiğfara devam etmek ve bundan gafil olmamak gerekir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Allah-u Zülcelâl, Adn Cennetini yarattığı zaman, orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir beşer kalbinin düşünmediği nimet ve güzellikler yaratıp, ona: “Konuş!” buyurdu. O da üç defa: ‘Muhakkak, namazlarını huşu içinde kılanlar kurtuldu.’ dedi.” (Hâkim)

Namaz, müminler için çok mühimdir. Onun için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Namazın dindeki yeri, vücutta baş mesabesindedir. (Nasıl başsız insan yaşayamazsa, namazsız insanda düşünülemez.)” (Taberani)

Vaktinde kılanlara müjde!

Allahu Zülcelâl, bir hadis-i kudside Hz. Peygamber sallallahu aleyhi veselleme şöyle buyurmuştur: “Ümmetine beş vakit namazı farz kıldım ve kendi katımda şöyle bir söz verdim: Kim beş vakit namazı vaktinde kılmaya devam ederse onu vaadim üzere cennete koyacağım. Namazlara dikkat göstermeyene hiçbir sözüm yoktur.” (Ebu Davud)

Namaz, Allah-u Zülcelâl ile kulu arasında bir yakınlıktır. Kişi, Allahu Zülcelal’in namaz emrini yerine getirmekle, kendisini Allahu Zülcelal’e yaklaştırmış olur.

Namaz kılan kimseye Allah-u Zülcelâl şu üç şeyle ikramda bulunur: 1. Gökten üzerine rahmet yağar. 2. Ayaklarının ucundan semaya kadar melekler etrafını sarar. 3. Bir melek durmadan şöyle seslenir: “Eğer namaz kılan zat, (kime) müracaat ettiğini (kimin huzurunda bulunduğunu) yakinen bilse, namazdan ayrılmaz.”

Namazlarımızı da vaktinde kılmaya gayret göstermeliyiz. Onun için de daima abdestli gezmeli ve vakti girer girmez namazımızı kılmalıyız. Böyle yaptığımız takdirde hadislerdeki mükâfatlara da inşaallah nail oluruz.

Namazı terk etmenin kötülüğü

İnsanın namazın üzerine adeta titremesi lazımdır. Çünkü insanın kıyamet gününde ilk sorguya çekileceği amel namazdır. Eğer bu sorgudan kolay kurtulursa, diğer amellerinin sorgusu da kolay olur. Ama namazın sorgusunu veremezse diğer sorguları da çok çetin olur.

Dünyada namaz kılmayan kimse, ya aklını kullanmıyor ya da çok cesur demektir. Çünkü Allah-u Zülcelâl namaz kılmayan kimseleri çok şiddetli bir şekilde cezalandıracaktır.

Nitekim Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Onlardan sonra yerlerini bir başkaları aldı, namazı bıraktılar, şehvet duygularına uydular. Bunlar yakında gayyaya atılacaklardır.” (Meryem; 59)

Başka bir ayet-i kerimede ise şöyle buyrulmuştur: “Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; Onlar cennetler içindedir. Günahkârlara: Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir? diye uzaktan uzağa sorarlar. Onlar şöyle derler: “Biz namaz kılanlardan değildik.” (Müddesir; 39-42)

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Kul ile küfür arasında namazın terki vardır.” (Ebû Dâvut, Tirmizî, İbn Mâce)

“İman ile küfür arasında fark namazı terk etmektir.” (Tirmizi)

Bu gibi konular daha birçok hadislerde geçmektedir. Gerçi âlimler, bu hadisten namazı ve namazın farziyetini inkâr ederek terkedenlerin kastedildiğini söylemişlerdir. Ama yine de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin böyle söylemesi bile öyle ağır bir şeydir ki kalbinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin değerini ve sözlerinin önemini taşıyan biri için bu sözler son derece şiddetlidir. Bunu gözönünde bulundurarak iman edenlerin namaza gerekli ihtimamı göstermeleri gerekir.

“Kim namaza devam ederse, namaz onun için bir nur, bir delil ve kıyamet gününde bir kurtuluş olur. Kim de ona devam etmezse nursuz ve delilsiz kalır, kurtuluşa eremez. Kıyamet gününde Karun, Firavun, Haman ve Übeyy bin Halef ile birlikle haşrolur.” (Ahmed bin Hanbel)

Firavunun nasıl bir kâfir olduğunu herkes bilir. Hatta o ilahlık davasında bile bulunmuştur. Haman onun vezirinin ismidir. Ubeyy bin Halef ise Mekke müşriklerinden olan en azılı İslam düşmanıydı. Bunlarla beraber haşrolunmak tehdidi namaz kılmayan Müslümanlar için çok tehlikelidir.

Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurur: “Onlardan sonra, yerlerini bir başkaları aldı, namazı bıraktılar, şehvet duygularına uydular. Bunlar yakında gayyaya atılacaklardır.” (Meryem; 59)

Ulema, “gayya” kelimesinin ne olduğu konusunda ihtilaf etmişlerdir. Vehb b. Münebbih radıyallahu anh şöyle dedi:

“Gayya, cehennemde bir ırmağın adıdır. Onun derinliği alabildiğine derin, sıcaklığı, olabildiğince sıcak, tadı ne kadar kötü olması gerekli ise o kadar kötüdür. Ondan bir damla dünyaya damlatılacak olsa, dünya ehlinin tamamı ölür.”

İbn-i Abbas radıyallahu anh ise şöyle açıklamıştır: “Gayya, cehennemde bir vadidir. Onun sıcaklığındaki şiddetten ötürü, cehennemin vadileri günde bin kere yüce Allah’a sığınırlar. İşte bu vadi, namazı bırakıp cemaate gitmeyenlere hazırlanmıştır.”

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ