DOĞU TÜRKİSTAN’DA ZULÜM DEVAM EDİYOR!

DOĞU  TÜRKİSTAN’DA ZULÜM DEVAM EDİYOR!
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Uygurların ana vatanı olan Doğu Türkistan 65 yıldır Çin işgalindedir.

 

Çin’in 1949 yılından bu yana yürüttüğü politikalar, Doğu Türkistanlıları asimilasyon ve etnik temizliğe maruz bırakmıştır. Öyle ki, o zamandan beridir katledilen Türkistanlıların sayısının, 35 milyon gibi bir rakama ulaştığı belirtilmektedir. 1949-1952 yılları arasında 2 milyon 800 bin, 1952-1957 yılları arasında 3 milyon 509 bin, 1958-1960 yılları arasında 6 milyon 700 bin, 1961-1965 yılları arasında da 13 milyon 300 bin kişi ya Çin ordusu tarafından öldürülmüş ya da rejimin politikaları doğrultusunda oluşan kıtlık sonucu hayatını kaybetmiştir. 1965’ten sonraki katliamlarla birlikte, öldürülen Doğu Türkistanlı sayısı 35 milyon gibi inanılmaz bir rakama ulaşmıştır.

 

Doğu Türkistan 1949’da Çin tarafından işgal edildiğinde bölgede Çinli göçmen nüfusu yerel halk olan Uygurlara oranla yüzde 3-5 civarındaydı. Bugün ise Çin’in asimile etme projeleri neticesinde neredeyse yüzde 40-50’ye ulaşmıştır. Türkistanlıların mallarına el konulmakta, sudan bahanelerle tutuklanmakta ve öldürülerek boşalan yerlerine Çinliler getirilmektedir.

 

Kominist Çin’in Doğu Türkistan
Müslümanlarına Bakışı

Doğu Türkistan toprakları bin yıl boyunca İslam yurdu olmuştur. Ancak yarım asırdan fazla bir süredir, Doğu Türkistan topraklarında Müslümanlar, komünist Çin yönetiminin işgali altında yaşamaktadırlar. Urumçi Üniversitesi’nin duvarında yer alan ve İngiliz The Independent gazetesinin bölge sorumlusu Andrew Higgins’in deyimiyle “katıksız ırkçı düşünce ile zehirlenmiş bir zihniyetin göstergesi” olan zalimane bir yazı, Çinlilerin Uygur Türklerine bakışını yansıtması açısından son derece dikkat çekicidir: “Uygur erkeklerini sonsuza kadar kölemiz yapalım, Uygur kadınlarını da asırlar boyunca fahişemiz.” (The Independent, 20 Ekim 1988)

 

Doğu Türkistan’da hapis
hayatı yaşanıyor
Bölgeyi hâkimiyeti altında tutan Çin, Doğu Türkistan’da Müslümanların attığı her adımı kontrol etmekte özgürce yaşamalarına asla müsaade etmemektedir.

 

Müslüman nüfusun sayısının artmasını engellemek için insanlık dışı bir metod uygunlanmaktadır. Bu doğrultu da kadınlara zorla kürtaj yapılmakta, birden fazla çocuğa sahip olanların çocukları ailelerinden zorla alınmaktadır.

 

Çin devleti Doğu Türkistan’da yaşayan ve azınlık olan halkı doğum kontrolü adı altında, büyük-küçük demeden öldürmeye çalışmaktadır. Nüfus planlaması dışında çocukların gizli olarak dünyaya getirilmesi hâlinde aileler çok yüksek maddi cezalara maruz kalmakta, doğum yapan kadın veya eşi memur ise görevlerine son verilmektedir. Bu uygulamalar, Çin kanunlarında açık olarak yer almaktadır.

 

Doğu Türkistan’da Müslümanlar keyfi olarak tutuklanıp çalışma kamplarına gönderilmekte, asılsız suçlamalarla idam edilmekte, zaman zaman da toplu olarak katledilmektedirler. Bunun yanı sıra, namazlarını gizli kılmak zorunda kalmakta, oruç tutmalarına izin verilmemekte, dini eğitim almaları da engellenmektedir.

Dünya Uygur Kurultayı Genel Başkan Yardımcısı Seyit Tümtürk’ün kaleme aldığı bir makalede Çin’in Doğu Türkistan’da icra ettiği zulüm politikası maddeler halinde şöyle dile getirilmiştir.

 

Çin Nükleer denemelerini
Türkistan’da yapıyor!

  • “Çin yönetimi 1949’da Doğu Türkistan’ı işgal ettikten sonra bölgede başlatmış olduğu sözde devrimlerle din ve vicdan hürriyeti başta olmak üzere eğitim, sosyo kültürel, ekonomik alanlardan çevre ve ekolojik dengeye varıncaya dek her alanda büyük yıkım gerçekleştirmiştir.
  • İşgalle birlikte ne kadar siyasi önder, aydın, bilim adamı, din adamı, zengin, kanaat önderi varsa tutuklanmıştır. Sözde halk mahkemelerinde savunma hakları ellerinden alınan insanların birçoğu kurşuna dizilerek öldürülmüştür. Birçoğu da ağır cezalarla hapislerde cürümüştür. Çin, öndersiz kalan halkı istediği gibi yönetme imkânı bulmuştur.
  • Çin işgalci yönetimi 1966-1997 yılları arasında Doğu Türkistan’ın Lobnor bölgesinde 11’i yer altında olmak üzere toplam 46 nükleer deneme gerçekleştirmiştir. Bunun sonucu olarak yüzbinlerce Uygur yaşamını yitirmiştir. Nükleer denemeler sonucu yayılan radyoaktif serpintiden dolayı günumüzde dahi bölgedeki insanlar başta kanser olmak üzere birçok ölümcül hastalığa karşı yaşam mücadelesi vermektedir. Çevre ve ekolojık denge tahrif edilmiştir.
  • Dini afyon olarak tanımlayan Çin yönetimi Doğu Türkistan’daki Müslümanlara karşı dinsizleştirme politikaları uygulamış, din ve vicdan hürriyetini engellemiştir. Başörtüsü ve sakalı yasaklayarak Müslüman Uygurların ibadetlerinin yanı sıra yaşam biçimlerine dahi müdahale edilmektedir. Ramazanda oruç yasaklanmıştır. Kamu Güvenliği Bakanı, geçen yıl bir basın mensubunun “Orucu neden yasakladınız?” sorusuna “Biz halk sağlığını ve iş verimliliğini gözeterek orucu yasakladık” cevabını vermiştir. Uygurların camiye giriş yasağıyla ilgili şu bildiri de durumu özetlemektedir: “Komünist parti üyeleri, 18 yaşından küçükler, işçi ve memurlar, kadınlar ve öğrencilere giriş yasağı konulmuştur.”

 

7-8 aylık bebekler zoraki
kürtajla öldürülüyor

  • Doğu Türkistan’da 1985 yılında yürürlüğe konulan bir uygulamayla şehirde yaşayanlara bir çocuk yapma kırsalda yaşayanlara iki çocuk kotası getirildi. Yaklaşık 29 yıldır uygulanan bu politika sonucu mahallelerdeki ajanlar vasıtasıyla tespit edilen 7-8 aylık hamile kadınlar bile doğuma birkaç hafta kala polis nezaretinde yakalanarak zorla kürtaj edilmekte. Zorunlu kürtaj sonucu milyonlarca bebek dünyaya gelmeden katledilmektedir. Bu uygulamayla Uygur nüfusunun artışının engellenmesi hedeflenmekdir.
  • Son yıllarda Uygurlara yönelik çift dilli eğitim projesi adı altında ikili eğitim başlatılmıştır. Bu proje kapsamında her geçen gün Uygur Türkçesinin alanı daraltırılırken Çince yaygınlaştırılmaktadır. Bu çerçevede 6-7 yaşındaki yüzbinlerce Uygur çocuk ailelerinden yurtlarından koparılarak Çin’in iç bölgelerine zorla götürülmektedir. Amaç Komünist partiye sadık birer köle, kendi milletine karşı birer hain yetiştirmektir.”

 

 

 

Her an öldürülecekmiş gibi yaşıyorlar

Doğu Türkistan’da hiç kimsenin yaşam güvencesi yoktur. Devlet, istediği zaman istediği kimseyi tutuklayabilir ve istediği şekilde cezalandırabilir. Binlerce kişi Çin hükümeti tarafından sudan sebeplerle tutuklanıp yerleri belli olmayan zindanlara götürülmekte, oralarda çürüyüp gitmektedir.

 

Tutukluların geride kalan çocuklarının ve ailelerinin durumu ise içler acısıdır. Dahası, bu kişilere yardım etmek dahi Çin kanunlarına göre suç sayılmaktadır. Çin, Doğu Türkistanlılara esir muamelesi yapmakta ve onlara türlü zulümleri reva görmektedir.

 

Zoraki geri dönüş

Çin yönetimi, türlü yöntemlere başvurmak suretiyle sürgündeki Uygurları geri dönmeye zorlamaktadır. Uluslararası Af Örgütü, son yıllarda Nepal, Pakistan, Kazakistan, Kırgızistan ve bazı komşu ülkelerden Çin’e zorla geri gönderilen Uygur mültecileri ile ilgili dikkate alınması gereken raporlar yayımlamıştır. Bu ülkelerin hemen hepsi Çin’in taleplerine hayır dememiş ve kendilerine sığınan Doğu Türkistanlıları teslim etmiştir.

 

Doğu Türkistan sorunu gündeme getirilmeli

İslam âlemi 150 yıldır dünyanın birçok bölgesinde benzeri zulüm ve baskılara maruz kalmıştır. Bu zulmün arkasındaki çevrelerin en büyük hedefi, dini, özellikle de Müslümanlığı ortadan kaldırmaktır. Bugün Çeçenistan’ın Ruslardan gördüğü zulmü, Doğu Türkistanlılar Çinlilerden görmektedir. Dünya ise bu zulme göz yummaktadır. Doğu Türkistan meselesi sadece Uygurların bir sorunu olarak görülmemeli ve vicdan sahibi insanlar bu meseleyi sahiplenmelidir.

 

Not: Bu yazının hazırlanmasında İHH vakfının yayınladığı ‘Doğu Türkistan Raporu’ başlıklı makaleden yararlanılmıştır.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ