Duanın Yanında Harekette Lazım…

Duanın Yanında Harekette Lazım…
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Rahmet hazinesi için kalkan
eller boş çevrilmez

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vesselatu vesselamu ala seyyidina

Muhammedin we alâ alihi ve sahbihi ecmain.

 

Emma ba’d… Nida etme, yakarma, çağırma ve isteme gibi bir çok manaya gelen dua; kul ile Rab arasında kuvvetli bir bağ olup, kulu Rabbine derinden bağlayan bir vasıta ve içi sırlarla dolu kutsi, ulvi ve makbul bir ibadettir.

 

Dua ile Allah’ın sırlarla dolu olan rahmet hazinesinin kapısının çalan kul, ihlas ve samimiyeti

nisbetince o hazineden mutlaka nasibini alır. Zira Yüce Allah’ın âli dergahından boş çevrilmez

yakaran gönül ve nidaya kalkmış olan eller…

 

Yüce Allah, Hekim, Latif, Kerim, Rahman ve daha nice sıfatlarının gereği olarak çok cömert, lütufkâr ve merhametli olmakla beraber dualardaki nida ve istekleri, yerli yerinde ve hikmetlerine binaen ikram eder kullarına…

 

Kul haddini ve hududunu bilmeli, istiğnadan uzak durmalı ve her dem kendisini Yaradan’a karşı eksik, fakir ve muhtaç bilmelidir. Bunu yaptığı takdirde Yüce Allah’ın şefkat ve rahmetini celbedip, o sırlarla

dolu hazineden nasibini alması kuvvetli bir ihtimaldir.

 

Dua ile ilgili gözardı etmememiz gereken bir konuda, bizim dışımızdaki duaların üzerimizdeki etkisidir. Mesela Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin ümmetine yapmış olduğu dualar yada salih ve sadık insanların yapmış olduğu ve bizimde himmet dediğimiz dualar, bazen de mü’min bir kardeşimizin temiz bir ağızla yapmış olduğu dualar…

 

Duanın çok faydaları vardır. Yüce Allah Bakara Suresi 186. ayette şöyle buyurmaktadır: “Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.”

 

Belalar inecek yer
bulamaz, geri dönerler…

Dua yeri gelir belaları önleyip defeder; yeri gelir günahları affettirip, kişinin derecesini yükseltir; yeri gelir Cenab-ı Allah duayı olduğu gibi kabul ederek verir, bazen de hikmetlerine binaen fazlasıyla verir yada hiç vermez; ama dünya ve ahiret için mertebe yapar yapılan duaları…

 

Selef alimlerinden bazı sadıklar şöyle demişlerdir; “Kul dua ve ibadetlerle meşgul olup Yüce Allaha çokça nida ederse belalar inecek bir yer bulamaz ve geri dönerler. Çünkü dua ile bela birbirleriyle sürekli güreşen iki amansız rakip gibidirler.”

 

Duruma göre ikisi de bazen galip gelebilirler; dolayısıyla belaları defedip, azaltmanın yolu

sürekli teyakkuz halinde olup rakibe meydan vermemekle olur. Dua bazen de tövbe istiğfar

etmek suretiyle günahları affettirip, kula tertemiz bir sayfanın açılmasına vesile olur, derecesini

yükseltir.

 

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vessellemin hayatına baktığımızda günde yetmiş defadan daha fazla

istiğfar ettiğini görüyoruz. Halbuki yeryüzünün görmüş olduğu en kutlu insan ve ismet

sıfatına haiz bir peygamberdi O (aleyhissalatu vesselam).

 

Onun tevbe ve istiğfarı, Yüce Allahın lütuf ve ihsanları karşısında ümmetine örnek olan peygamberi bir duruş iken; bizim gibi günahkârların tevbe ve istiğfara olan ihtiyacını varalım hep birlikte düşünelim…

 

Dualarımız kabul olmuyor mu?

Bazen de dua eder, “Niçin kabul olmuyor?” deriz kendimize… Halbuki ayeti kerimeye baktığımızda “Dua edenin duasına icabet ederim” yani karşılık veririm diye buyuruyor Yüce Allah. Bu karşılık Allahu Zülcelal hazretlerinin dışında kimsenin bilmediği bir karşılıktır. Erkek evlat için dua edilir. Ama Hakim olan Allah Hz. Meryem gibi bir kız evlad verir ya da dünyalık bir şey istenir ama Yüce Allah onu ahiret için kabul eder. Bu sebepledir ki “Duam kabul olunmadı” denmez, belki de “Daha hayırlısı oldu” denir.

 

Hani doktora gider bir ilaç yazmasını istersiniz. Yapılan muayene ve tetkikler sonucunda doktor istediğiniz ilacı değil de ihtiyacınız olanı verir yada ilaç yazmaya gerek görmez ya; şimdi bu doktora itiraz etmek akıl karı olur mu?

 

Dolayısıyla duadan mahrum kalmamakla beraber hikmet nazarıyla bakılmalıdır. Karşılık verilmeyen hiç bir dua yoktur. Meşru olan her şey içim dua edilebilir; iş, ev, araba, ayakkabı, evlat, şifa, hizmet himmet, eda aklınıza ne gelirse…

 

Bu rahmet hazinesini anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalıyor. Zira bir ihtiyaç veya sıkıntı anında elinizi açıp Yaradan’a dua ediyorsunuz; Yaradan, o hazineden hikmetine binaen istenileni verir yada vermez ama her halukârda ibadet etmiş oluyorsunuz, dünya ve ahiret dereceleriniz yükselmiş oluyor.

 

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin konu ile ilgili şu  hadisi şerifleri çok manidardır; “Dua ibadetin ta kendisidir. Dua, ibadetin özü ve iliğidir.”(Tirmizi)

Duaların reddedilmediği mekanlar
Yüce Allah’ın rahmet hazinesine ulaşmak için, her zaman dua edilebilir; yeter ki kul samimi olsun! Kulun manevi olarak yoğun olduğu zamanları mutlaka dua ile değerlendirmesi ve bunu ahlak haline getirmesi lazımdır.

Dua ehli yada ağzı dualı olanların teyakkuz halinde olup, ganimet bildikleri bazı mekan ve zaman dilimleri vardır ki o anları itina ile değerlendirir; kendileri, aileleri ve tüm müslümanlar için dua ve istiğfar ederler. İşte bu mekan ve zaman dilimlerinden bazıları şunlardır; başta Kabe-i Muazzama olmak üzere Mescidi Nebevi’de, Ravza-i Mutahhara’da, Peygamberimizin evi ve minberi arasında, Mescid-i Aksa’da, mescitlerde, ilim ve salihlerin meclislerinde yapılan dualar, manen yoğun olduğunda yapılan dualar, oruçlunun iftar ettiği zaman yaptığı dua, Ramazan ayında  yapılan dualar, yolculuk esnasında yapılan dualar, misafirin duası, mazlumun duası, babanın evlada yaptığı dua, ezan okunurken ve ezan ile kamet arasındaki dua, cihat için ordular karşılaşınca yapılan dualar, yağmur yağarken yapılan dualar, farz namazlardan sonra yapılan dualar, secdede yapılan dualar, gecenin son üçte birinde yada son yarısında, Kabe görülünce yapılan dualar, arefe günü yapılan dualar, bayram günü yapılan dualar, Cuma günü yapılan dualar, kalp hüzünlü iken yapılan dualar…

 

Nasıl dua edilmelidir?

Selef alimleri dua ederken evvela istiğfar edip manevi bir arınmadan sonra dua edilmesini bununla beraber, duaların iki makbul dua olan salavatların arasında yapılmasını tavsiye ederek bizlere yol göstermişlerdir. ,

 

Dua ederken dikkat edilmesi gereken başka bir konuda içtenlik, samimiyet, ihlas,istenilen şeylerin meşru olması ve kimin huzurunda olduğunu bilme meselesidir. Zira dua eden kişi makamı nihayetsiz, nurun menbaı, aşkın ve bir olan Yaradan’ın karşısındaki edebine ve adabına riayet ederek tazarru ve

yalvarma makamında dua etmeli, kalbini Yüce Allah’ın nuruyla buluşturduğunu unutmamalı

ve o huzurun tadına varmalıdır. Ayrıca yaradan musibet ve ihtiyaçlar karşısında sabredip dua

eden kulunu pişirip, kıvama getirerek adeta rehabilite eder. Çünkü kul o mahzun ve ihtiyaç

sahibi olan kalbini dua vasıtasıyla hazinesi sonsuz, mevcudatın yegane Sahibi ve Merhametli

olan bir Zât’a bağlar. Ve neticede tarifi imkansız bir rahmet, bir nur, bir sekine ve daha nice

varidatlar iner semanın sahibinden…

 

Hülasa; kul artık ömrün bir sermaye, dünyanın da bir imtihan yeri olduğunu kavrar ve Rabbiyle alakasını kesmemesi gerektiğini ruhen, ceseden ve kalben idrak eder. Yüce Allah’ın kullarını musibetlerle sınayıp sabır, namaz ve duayla pişirmek istemesinin sebebi de kuluna kulluğunu fark etirip dünya ve ahiret saadetine ulaştırmak içindir. Çünkü kul, bunlar olmazsa yaratandan gafil kalır. Hani derler ya; “Derdime derman aradım, meğer derdim bana derman imiş…”

 

Bediüzzaman Said Nursi rahmetullahi aleyh Hazretlerinin de ifade ettiği gibi, “Dua eden adam bilir ki, birisi var onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder, onun kudret eli her şeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil; bir Kerim ve Cömert Zat var; ona bakar,ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyaçlarını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def edebilir. İşte kul kendini böyle bir zatın huzurunda tasavvur ederek, inşirah duyup ferahlar ve dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp, “Elhamdulillahi Rabbi’lâlemin” diyerek hayatına kaldığı yerden devam eder.”

 

 

Duanın peşinden
hareket lazım…

Dua iki çeşittir; fiili dua ve kavli dua…

Yüce Allah kuranı kerimde şöyle buyuruyor, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” dolayısıyla kul Yüce Allaha kavli (Söz) olarak yaptığı duaların gerçekleşmesi için fiili olarak ta gayret göstermelidir ki maksuduna ulaşsın…

 

Fiili dua ile kavli dua birbirini tetikleyip Yüce Allah’ın rahmetini celbeden iki makbul ibadettir. Bu ikisi adabına göre yerine getirilirse Cenabı Allah’ın inayeti ve başarı kaçınılmaz olur.

 

Allah katında salih ve makbul bir kul olmak isteyen kişinin, sadece kavli olarak dua edip “Ya Rabbi, beni salih kullarından eyle” demesi yetmez. Belki de fiili olarak da ihlas ve samimiyetle yapmış olduğu

duaların dışında bazı adımlar atması gerekiyor.

 

Mesela beşeri münasebetlerine dikkat edip empatiyi kendine ölçü alarak, kendi için istediğini mümin kardeşi için istemeli; kendi için istemediği bir şeyi de istememelidir. Arkadaş çevresine, izlediği televizyon programlarına, gözüne, kulağına, diline hülasa; Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmede hassasiyet göstermelidir. Bunlara dikkat edip üzerine kavli duayı yaparsa işte o zaman Yüce

Allah kulunun salih birisi olması için çeşitli sebepler yaratarak kuluna başarı nasib eder.

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ