Ebû Reyhâne -radıyallahu anhu-

Ebû Reyhâne -radıyallahu anhu-
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Künyesi; Ebu Reyhâne… Ezd kabilesinden, ismi Şemun, sonradan gelip Medine’ye yerleşenlerdendir. Medine’de İslam yayılınca o da bu lütuftan nasibini alarak Müslüman oldu. Sahabelerin faziletlilerinden olan Şemun, zühdü, takvası, ibadeti ve zikri ile tanındı.

Suffe ashabındandı

Mescidi Nebevî yapıldıktan bir süre sonra, Suffe Ashabı’nın arasına katılarak, Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemden ilim ve irfan tahsil etti. Şemun radıyallahu anhu, Kur’an okumayı çok seviyor, ancak dilindeki bir problemden dolayı Kur’an okumakta zorluk çekiyordu. Bir gün, Allah Resulü sallallahu aleyhi veselleme giderek, ona Kur’an okumakta zorlandığını söyledi ve yeterince Kur’an okuyamadığından şikâyet etti. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem, “Güç yetiremediğin şeylerden kendini sorumlu tutma! Sen secde etmeye devam et!” Buyurdu. (El-İsâbe, Hilyetü’l Evliyâ)

Mana yolcusuydu

Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemin işareti ile ilme devam etmekle birlikte, ibadet ve zikirde yoğunlaşıp seyr-i illallah yolunda hızla ilerleyerek, mana merdivenlerini bir bir geride bıraktı…

Onun hayatından nakledilen şu tablo, bizi bu noktada yeterince aydınlatmaktadır:  “Allah için canını vermeye gitmişti. Kahramanca savaştı. Şehid olup Rabbine ulaşmak için çok gayret etti, ancak olmadı. Henüz vakit gelmemişti. Savaş bitince evine döndü. Akşam olmuştu. Yemeğini yedikten sonra, eşine abdest için su hazırlamasını söyledi. Abdestini aldı. Evinin bir köşesini kendine mescid yapmıştı. Mescidine gidip namaz kılmaya başladı. Fatiha’dan sonra bir sure okudu. Sonra bir sure daha okudu. Peşinden bir sure daha, aynı namazda bir sure bittikten sonra, başka bir sure okuyordu. Sabah ezanı okununcaya kadar namaza devam etti.”

“Ezan okununca sabah namazını da kılarak, eşinin yanına gitti. Eşi şaşkınlık içindeydi. Ona:
– Ey Ebu Reyhâne! Savaştan geliyorsun. Hem savaş hem yol yorgunluğu. Senden bu kadar ayrı kaldım, benim hiç mi senin üzerinde hakkım yok, bana hiç mi değer vermiyorsun? Diye hayretini ve sitemini bildirdi.  Eşi daha da şaşırtacak bir cevap verdi:
– Elbette değerin de var, hakkın da. Ancak vallahi, aklıma gelmedin. Eğer aklıma gelseydin, seni asla ihmal etmezdim, dedi. Hanımı:
– Aklını bu kadar meşgul eden nedir ey Ebu Reyhâne? Dedi.
– Namaza başlayınca okuduğum ayetlerdeki cennet tasvirleri, onun içindeki nimetler, lezzetler beni alıp adeta cennete götürdü. Ezan okununcaya kadar böylece devam etti, dedi.”

O yalnızca Suffe’de Allah Resulünden ders almıyor; yolda, çarşıda, hatta savaşta, her zaman her yerde, Resul’ün ilim irfan pınarından kana kana içiyor, adeta kendinden geçiyordu.

Onu bu yolculuğa baş koymaya sevk eden hadislerin birinde, Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemin şöyle buyurduğunu duydu: “Süt memeye geri dönünceye kadar, Allah korkusundan ağlayan göz, cehennemden uzak olur. Allah yolunda maruz kalınan toz ile cehennem ateşi hiçbir zaman birleşmez.” (Tirmizî, Zühd, 8.)

Cihadı

Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemden ayrılmayan Şemun, onunla birlikte pek çok savaşa katılarak düşmana karşı kahramanca savaştı. Bu savaşlarda yaşadığı olayları şöyle anlatır: “Allah Resulü ile bir savaşta bulunuyordum. Ordu bir tepeye geldi. Havanın soğukluğu tepeye çıktığımızda iyice arttı. Dondurucu bir soğuk vardı. Soğuktan korunmak için kuyular kazıp içine girdik. Kalkanlarımızı üzerimize örttük. Bütün sahabeler kazdıkları kuyulara girince ortada kimse kalmadı. Bu durumu gören Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem:
– Bu gece bizi kim koruyacak? Bizi koruyacak kişiye, onu faziletli kılması için Allah’a dua edeceğim, buyurdu. Ensardan birisi:
-Ben, ya Rasulellah! Dedi. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem:
– Yaklaş! Buyurdu. Sahabe yaklaşınca Allah Resulü:
– Sen kimsin? Diye sordu.
– Ensardan filan kişiyim, diyerek ismini söyledi.

Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem ona çokça duada bulundu. Allah Resulünün yaptığı duaları duyunca soğuktan korunmak için girdiğim kuyudan çıkarak seslendim:
– Nöbet tutacak başka bir kişi de benim!
– Yaklaş. Sen kimsin?
– Ebû Reyhâneyim! Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem bana da o Ensar kadar olmasa da çokça dua etti.” (Nesâi, Müsned)

“Bir sefere çıkmıştık. Savaşta çeşitli ganimetler elde ettik. Ayağı çabuk olanlar acele ile ilerlediler. Ganimetlerden bir şeyler alıp pişirdiler. O sırada, Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem ordunun arka saflarında bulunuyordu. Yemek pişirilen tencerelerin yanına gelince, ganimet malından izinsiz alarak yemek yapıldığı için tencerelerin hemen devrilmesini emretti. Sonra ganimeti sahabeler arasında bölüştürdü. Bu bölüştürmede, bir deveyi on koyuna denk saydı.” (Tirmizi)

“Bir savaşta Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem ile birlikteydim. Bir gece bize sohbet ederken şöyle buyurdu: ‘Allah yolunda uykusuz kalan göze, cehennem ateşi haram olur. Allah korkusundan ağlayan göze cehennem ateşi haram olur. Allah’ın haramlarından yüz çevirip ona bakmayan göze, cehennem ateşi haram olur.” (Tirmizî, Dârimî)

Allah Resulünün vefatından sonra, Hz. Ömer döneminde, Hicretin 14. Yılında, Dımışk’ın fethine katıldı. Dımışk fethedilince, buraya yerleşti. Kendisine bir ev yaptı. Ancak burada da uzun süre durmadı. Dımışk’tan ayrılarak Beytü’l Makdis’e gitti. Buraya yerleşerek, vefat edinceye kadar Beytü’l Makdis’te yaşadı.

Burada kaldığı sırada, Mısır’ın fethine katılarak orada, Meyyafarikin ve Askalan gibi sınır bölgelerinde birçok cihada iştirak etti. O, hayatı boyunca her zaman ilim, ibadet ve cihadda ön saflarda oldu.

Takvası

Ebû Reyhâne, katıldığı savaşların birinde, ordu ile birlikte Meyyafarikin’e gitmişti. Orada bir nalburdan bir yular satın aldı. Dalgınlıkla adama parasını vermeyi unuttu. Meyyafarikin’den ayrılarak, ordu ile Ristin Kalesi’ne geri döndü. Hımıs’a 12 mil uzaklıktaki bu kaleye gelince, aldığı yuların parasını vermediğini fark etti. Oğluna: “Aldığımız yuların parasını sahibine götürür müsün?” Dedi. Oğlunun oldukça isteksiz olduğunu görünce bineğinden indi. Eşyalarının içerisinden kendine yetecek kadar yiyecek alarak, kalan eşyalarını oğluna teslim etti. Sonra arkadaşlarına:
– Aileme ulaşıncaya kadar, hayvanlarıma ve eşyalarıma göz kulak olun, dedi. Arkadaşları:
– Niçin? Ne yapmak istiyorsun? Diye sordular.
– Alışveriş yaptığım yere dönüp adama parasını verecek, kendisine emanetini teslim edeceğim, dedi. Bineğine binip Meyyafarikin’e kadar gitti. Kendisine yuları satan adamı bulup parasını ödedi. İşi bitince ailesinin yanına geri döndü.

Zarafeti

Temizliğe çok önem verir, güzel elbiseler giyer, şık olmaktan zevk alırdı. Bir gün, onu çok üzecek bir şey duydu. İbni Ömer anlatıyor:

“Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem, kibirlenerek yürüyenleri kastederek: ‘Kim, yerden sürünen elbisesini çekerek yürürse, Allah onun yüzüne bakmaz’ buyurunca orada bulunan Ebû Reyhâne:
– Vallahi söylediğin sözler, beni üzüntüden hasta etti. Vallahi ben güzel giyinmeyi severim. Hatta ayakkabılarıma bağ, kırbacıma askılık takarım. Bu kibirden midir? Diye sordu. Allah Resulü:

– Allah güzeldir, güzeli sever. Nimetinin izlerini kulunun üzerinde görmek ister. Lâkin kibir, hakkı küçümseyip ondan yüz çevirmek, insanların yaptıklarına kaş göz işareti yapmaktır, (küçümsemek, alay etmek) buyurdu.” (Ebû Davud, Tirmizî)

İlim ve İrşadı

Allah Resulünden ve Sahabe efendilerimizden pek çok şey öğrenen Ebû Reyhâne, bazı sahabe efendilerimiz gibi hadis nakletmekten çekinmiştir. Allah Resulünden yalnızca beş hadis nakleden Ebû Reyhâne’den, Ebu Ali Hemedâni, Sümâme b. Şüfey, Mücâhid b. Cebr, Şehr b. Hav gibi birçok muhaddis, hadis rivayet etmiştir. Mısır’a giden Ebu Reyhâne, burada bulunan âlimlere de hadis rivayet etmiştir.

Hayatı boyunca davet ve irşattan geri durmayan Ebu Reyhâne, Kudüs’te kaldığı sürede, oradaki camide halka vaaz ederdi. Haysem b. Şefiy anlatıyor: “Ebu Meafir adındaki bir arkadaşımla namaz kılmak için İlya’ya gittik. Camiye gittiğimizde Allah Resulünün sahabelerinden, Ezd kabilesinden Ebû Reyhâne adında bir sahabe vaaz ediyordu. Arkadaşım onu dinlemek için hemen camiye girdi. Ben de onu takip ettim. Gidip yanına oturdum. Ben biraz dışarıda oyalanmıştım. Arkadaşımın yanına gittiğimde bana:
– Ebû Reyhâne’nin sözlerini duydun mu? Dedi.
– Hayır, dedim.
– Şu hadisi nakletti: Allah Resulü (aleyhissalâtu vesselam) bize on şeyi yasakladı: (Kadınların kendilerini genç göstermek için) dişleri inceltmeyi, dövme yaptırmayı, tüylerini yolmayı, üzerlerinde elbise olmaksızın erkeğin erkekle yatmasını, kadının kadınla yatmasını, Acemler gibi erkeğin elbisesinin alt tarafına ya da omzuna ipek koymasını, yağmacılığı, eğersiz ata binmeyi, sultanın dışındakilerin yüzük takmasını.” (Ebu Davud, Nesâi)

Ebu Salih anlatıyor: “Beytül’l Makdis’e gittiğimde, Ebû Reyhâne ile karşılaştım. Ona Haccac’tan bahsettim. Haccac için dua edince, Ebû Reyhâne hemen müdahale ederek, üç kere: ‘Ebu Salih mahvoldu. Senin bahsettiğin kişi, sünneti değiştirerek, bidati onun yerine koydu. İslam’ı değiştirmeye kalkıştı. Yer ve gökte bulunan bütün varlıklar ona lanet etmektedir. Ona da onu sevene de yazıklar olsun!’ dedi.” (İbn Manzûr, Muhtasar, 29/15.)

Kerameti

Bir gün, Ebû Reyhâne bir gemiye binmiş, denizde gidiyordu. Bir ara, iğnesini çıkararak elbisesindeki söküğü dikmeye başladı. Dikiş yaparken iğne elinden kayarak denize düştü. Ellerini açarak, “Ey Allah’ım! İğnemi bana geri ver!” diye dua etti. Çok geçmeden iğne denizin üzerinde beliriverdi. O da uzanıp iğnesini aldı.

Daha yolculuk bitmemişti ki bir gün, deniz dalgalanmaya başladı. Dalgaları artınca Ebû Reyhâne denize dönerek, “Ey deniz! Sakin ol! Sen de benim gibi kulsun” dedi. Henüz sözü bitmeden denizin dalgaları azalmaya başladı. Biraz sonra tamamen duruldu. (İbn Manzûr, Muhtasar, 10/336.)

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ