Efendime Arz-U Hal

Zekeriya Maral

Yazarın şu ana kadar yazılmış 1 makalesi bulunuyor.

Ey gül-i Rânâ! Güzeller içinde yaratılmışların en güzeli;

Sevgililer sevgilisi, ay ve güneşe taç giydiren eşsiz nur!

 

Gelmiş ve gelecek olan bütün varlıklar adedince sonsuz salat ve selam sana, ailene ve ashabının üzerine olsun…

 

Ey âlemlerin iftihar tablosu yüce peygamber! Cenab-ı Risaletpenah Efendimiz…

 

Gittiğinden beri; çöller küskün, vadiler suskun, kâinat yaslı, ahımız var, efganımız var denizler kadar. Öyle bir zor zamanda yaşıyoruz ki Efendim; dört bir yanımız masiva, heva sarhoşluğu, meşk teraneleri, köhne kavramlar bizi öylesine kuşatmış ki; adeta yarasalar gibi ışıktan karanlığa kaçar olduk…

 

Ne oldu bize? Kendimizi, özümüzü yani bizi biz yapan öz değerlerimizi unuttuk. Nesiller perişan, nesiller pervasız ve isyankâr. Oysa hak katından emanetti bize onlar. Koruyamadık, sahip çıkamadık. Kızlarımız ve oğullarımız hep gayriye meyil ettiler. Sokaklar üryan caddeler isyan! … Çocuklarımızın gönüllerine senin o müstesna ism-i şerifini kazıyamadık; ama bir yığın garip adlar ezberlettik körpecik dimağlara.

 

Feryadımız var efendim! Göklere salınan, vicdanlarda yankılanan…

 

Gel!..

Ey muzdarip sinelerin merhametli tabibi! Nazar kıl ötelerden, gülümse maveradan. Kara gecelerimizde, süzül rüyalarımıza zümrüt ırmaklar gibi ve öpsün geceyi o nurdan varlığın.

 

Gel!..

Yeniden gel! Ne olur Sultanım…

Sensiz mevsimlerde turuncu bulutların adı yok; masmavi umutlarla gel! Sensiz baharların esintisi, yağmurların tadı yok; bembeyaz nakışlarla gel!

 

Gel ki, asude sevdaları kuşanalım seninle yeniden. Gel ki, hüzünlü bulutlar vuslatınla yağmura dursun, arınsın ruhlarımız, yeşersin umutlarımız yeni baştan.

 

Biliyoruz ki, gönderilen rahmetin kaynağı sensin. Çünkü Allah Celle Celaluhu, Kur’an da: “Habibim biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik” buyuruyor.

 

Amenna. Sen Ahmed’sin, âlemlere rahmetsin.

 

Ya Resulallah!

Sen, fakirlerle oturur ve onlarla yemeğini paylaşırdın. Herkese ikramda bulunur ve şefkatli davranırdın. Sen, beşerin en merhametli olanıydın.

 

Ve yine bir gün, Mekke müşriklerinin iyice artan zulümlerine karşı, kendini ve Müslümanları himaye edeceği ümidi ile gittiğin Taif denen yerde, atılan taşlardan öyle muzdarip, öyle muzdarip olmuştunuz ki Efendim; uzun müddet kendinize gelememiştiniz ve mübarek gözlerinizden oluk oluk yaşlar akarken, hayatınızın en sıkıntılı günlerinden biri olan öyle bir anda bile, Size bu muameleyi reva görenlere beddua etmemiştiniz…

 

Ve açılmıştı nurdan elleriniz, o yüce Rabbin katına. Dökülmüştü o esna da billur dudaklarınızdan mahzun yakarışlar:

 

“Allah’ım! Kuvvetsiz ve çaresiz kaldığımı, halk nazarında hor ve hakir görüldüğümü, ancak sana arz ve şikayet ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Herkesin zayıf görüp de dalına bindiği biçarelerin Rabbi sensin. Sensin benim Rabbim. Sen, beni kötü huylu bir düşman eline düşürmeyecek, hatta hayatımın dizginlerini eline verdiğin akrabadan bir dosta bile bırakmayacak kadar bana merhametlisin.”

 

“Allah’ım! Senin gazabına uğramayım da, çektiğim bela ve sıkıntıların hepsine katlanırım. Fakat senin esirgeyiciliğin, bana bunları da göstermeyecek kadar geniştir…”

 

Sonra bir bulut içinde Cebrail aleyhisselam görülmüştü. Ve şöyle nidâ etmişti: “Şüphesiz Allah Celle Celaluhu, kavminin sana ne dediklerini işitti ve şu Melek’ül Ahd’i emrine gönderdi. Onlar hakkında ne diliyorsan kendisine emir verebilirsin.”

 

Bunun üzerine Melak’ül Ahd: “Selam sana ey Allah’ın Resulü, Cebrail’in söylediği gibi sen, ne dilersen dile emrine âmâdeyim. Eğer sen, şu iki sarp dağın onların üzerine kapanırcasına, birbirine kavuşmasını (böylece iki dağın arasında sıkışıp helak olmalarını) istiyorsan, emir ver, derhal yerine getireyim.”

 

Sultanım!

Sen o kadar yüce şefkat ve merhamete sahiptin ki “Hayır!” dedin. “Ben böyle bir şey istemem. Rabbimden niyazım; bu müşriklerin sulbünden, imanlı bir nesil yetişmesini nasip buyurmasıdır.”

 

Ey gönüller Sultanı! Nice imanlı nesiller geldi, senin yolundan ve nice âşıklar feda etti bütün varlıklarını Allah yoluna ve sana ümmet olma şerefine erdiler.

 

Ey gül-i Ruhsar, Gül yüzlü Efendimiz!

Yaşadığın sürece, “Ümmeti! Ümmeti!” dedin. Ve ümmetinin kurtuluşu için üzüldün, ağladın, dualar ettin. Sana layık ümmet olamadık belki ama bugün de seherlerde yürekleri sırılsıklam olan sana delice meftun âşıkların, iniltisi var gecelerimizde, aşk terennümlerimiz var garip köşelerde.

 

Bu gün de ümmetinden senin gibi olmaya çalışan, yolumuzu aydınlatan, mehtabımızı süsleyen, Asudelerin var aramızda. Ümmetin imanının selameti için türlü sıkıntılara göğüs geren divanelerin var, kalabalıklar içinde gurbeti yaşayan. Zehirle yoğrulmuş sevdaları yudumlayan, ferah ve huzur erleri var aramızda ve niyazımız var o kutlu ellerle semaya uzanan:

 

Ya Rab!

Habib’in hürmetine bize hidayet ver. Bizi ona layık ümmet eyle ve onun şefaatine nail eyle…

 

Âmin…

 

 

 

YAZARIN SON YAZILARI
Efendime Arz-U Hal - 11 Ağustos 2014
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ