EVLİYA’NİN SERTACI HAZRETİ PİR SEYYİD ABDULKADİR-İ GEYLANİ HAZRETLERİ

EVLİYA’NİN SERTACI HAZRETİ PİR SEYYİD ABDULKADİR-İ GEYLANİ HAZRETLERİ
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Hak ve hakikatin peşinde olan her adem oğlunun tanıdığı, sevgi ve derin muhabbet beslediği; edeben de olsa tüm tarikat silsilelelerinde adı geçen ümmetin dertli sultanlarındandır Rabbani Alim, Faziletli Şeyh Seydimiz Abdulkadir-i Geylani Hazretleri… Şanını bilmeyen yoktur neredeyse… Zira o bir kutup yıldızıdır.

Evliyaullahtan pek çok kimse Hazreti Pir’e olan muhabbetinden dolayı hakkında şiirler ve onu anlatan beyitler söylemişlerdir. Onlardan birisi olan Aşık Yunus Emre rahmetullahi aleyh der ki: Seyyah olup şol alemi ararsan Abdülkadir gibi sultan bulunmaz;
Ceddi Muhammeddir, eğer sorarsan Abdülkadir gibi sultan bulunmaz…

Hazreti Pir kuddise sirruh, her bir sohbetiyle tevhidi nakış nakış işler gönüllere. Her bir sözü, nefse inen bir darbedir; uyandırır insanı…

Evliyanın sultanı, evliyanın sertacı, evliyanın önderi gibi vasıflarla anılagelmesi onun eriştiği hakikat makamlarına dair bize birer ipucu verir.

Hakkında şu ibare meşhur olmuştur: “Veliler Sultanı Abdülkadir Geylani, aşk ile doğdu, kemal ile ömür sürdü ve kemal-i aşk ile Rabb’ine vasıl oldu.”
Seydimiz Abdulkadir Geylani Hazretlerinin menkıbe ve kerametleri sayılamayacak kadar çoktur. Hiçbir velide ondaki kadar çok keramet görülmemiştir.

Babası Ebû Salih bin Musa Cengidost’tur. Hazret-i Hasanın oğlu Hasan-ı Müsennâ’nın oğlu Abdullah’ın soyundandır. Annesinin ismi Fatıma, lakabı Ümm-ül-hayr olup seyyidedir. Bunun için Abdülkadir Geylani, hem seyyid, hem şerifdir.

Hammad-ı Debbas Hazretleri Bağdat’ta ilk mürşidi olmuş, uzun yıllar ilim tahsili ve vazu nasihatla meşgul olduktan sonra, Bağdat’tan uzaklaşıp 25 yıl çöllerde uzlete çekilmiş, nefs ve şeytanla mücahede ve mücadele yollarında zirveleşmiş, bu süreçte kimseyle görüşmemiştir. Bu süre içerisinde kendini ayakta tutacak kadar çöldeki bitkilerle beslenmiş, Peygamber Efendimiz’in ruhaniyyetinde terbiye görmüş ve Hızır aleyhisselam ile arkadaşlık yaptığı nakledilegelmiştir.

25 yıl sonra, manevi fetihler ve zaferlerle döndüğü Bağdatta irşada başlamış ve güneş misali gönüllere doğmuştur.

İyi müridlerle kötü müridlerin hali

“Dünyayı ne yapmalı? Dünyalığı neylemeli?” diye soranlara, “O’nu kalbinden çıkar, eline al. Böyle yap, artık dünyanın ve dünyalığın sana zararı olmaz” diye cevap verirdi. Bazen de, malın-mülkün su gibi olduğunu, gemi gibi üzerine binene yol aldıracağını, içine alanı ise helak edip batıracağını söylerdi.

Bir defâsında; “İyi müridlerin hâli mâlum, ya kötülerinki ne olacak?” diye sorduklarında; “İyi olanlar kendilerini bize adamışlardır. Kötülere gelince biz de kendimizi onları kurtarmak için adadık” buyurdular.

Öncelikle meşguliyetimiz ne olmalı?

Mü’minin öncelikle farzlarla meşgul olması gerekir. Farzların edasından sonra sünnetlerle, sünnetleri müteakip de o, nafilelerle ve faziletli işlerle iştigal etmelidir. Şayet farzlar yerine getirmeden sünnet ve nafilelerle meşgul olursa; kabul edilmez ve küçümsenir. Bu, padişahın hizmetine gitmeyip, padişahın oğlu olan emirin hizmetine giden kimsenin durumuna benzer. Oysa o padişahın hizmetçisidir ve onun taht-ı tasarrufunda bulunmaktadır.

HAZRETİ PİR’İN NASİHATLERİNDEN BAZILARI

* Allah Celle Celeluhûya çok darılıyorsun; O Celle Celelühû, senin Rabbin olduğu halde onu töhmet altına almak istiyorsun. O’nun her işine itiraz ediyorsun, zorla bağlanıyorsun. O’na bağlılığın yolu zulüm ile oluyor. Halbuki O’na candan inanman ve teslim olman lazım. Rızık babında sıkı olma, geniş ol. Zengin olursan herkese dağıt; fakir olunca da sabırlı ol. Gün olur, güçlük gider, bela kalkar. Yaptığın bir yana kalır. Bilmez misin herşeyin bir vakti var, o gelince olacak olan olur…

Şunu bil ki; malın çoğu bela getirir, çok isteme azla yetin. Bela biter, güçlüğün sonu var, biteceği gün var. Sen yalnız sabırla bekle. Bela vakitleri değişmez, yalnız onun içinde afiyetler olur, onu gör. Bela anında ümitsizlik iyi olmaz. İmanla onu iyi gör. Fakirlik hali zenginliğe çevrilmez, ona sabırla tat kat. Hile yoluna kaçma, doğru ol, samimi ol…

Hakk Celle Celaluhûya karşı edepli ol. Sukûtu, sabrı sev, buna devam et. Allah’ın -Celle Celaluhû- emir ve fermanına karşı kalbinden bir şey geçerse tevbe et. Şayet Hakk’ı töhmetleyen bir kusur ettinse nadim ol. Şunu iyi öğren ki; Hakk Celle Celalühû kapısından başka kapı yoktur.

* Her şey, bu dünya alemine çıkmadan çok evvel yaratılmıştır. Onların kârını, zararını Allah Celle Celaluhû bilir. Her şeyin ilki, sonu ona malûm, bir şeyin doğuşunu gördüğün gibi gün olur batışının da seyredersin. Allah Celle Celaluhû, yaptığını iyi bilir, yapacağı iş ona göre kolaydır. İşlerinde asla tenakuz bulamazsın. Yaptıklarında yersizlik göremezsin. Boş iş yapmaz. Lüzumsuz şey yaratmamıştır, yaratmayacaktır. O’na noksanlık izafe etmek caiz değildir. İşlerini beğenmeyen kişinin aklına şaşılır. Herşey biter, yeter ki beklemeyi bilesin. Bekle zorla bekle!.. Kendini sabra alıştır. Nefsini, şahsi arzularını yen, onları emirlerine uymaya çabala. Kendini bütün varlığınla sabır aleminde yok et!..

“Bir gün hepsi biter!
Evvela kış, ardından yaz gelir!”

Bekle, bir gün hepsi biter, yok olur gider. Her şey zamanla zıddına döner. Gün geçtikçe işler değişir. Evvela kış, ardından yaz gelir. Bir zaman gündüz arkasından gece sarar. Akşamla yatsı arası: “Gündüz olsun…” Dersen olmaz. Belki daha kararır, ışık olmaz. Taa, şafak atıncaya kadar, karanlık devam eder. Boynunu yüce emirlere ey! Allah Celle Celaluhû için, iyi düşün, iyi sabret. Senin için olmayan sana gelmez. Sana nasip olmayanı kimse eline tutuşturamaz.

* Bu dünya bir pazardır. Bir saat sonra dağılır; kimse kalmaz. Azı­cık karanlık basınca herkes evine döner. Çalışkan olunuz. Bu çarşıda işe yaramayan şeyleri almayınız. Kimseye yararı dokunmayacak şeyi satmayınız. Yalnız bugünü değil, yarını da düşününüz. Belki bugün iyi gözükür. Ama yarın ne olur; biraz da onu düşününüz. Asıl âhiret pazarında geçen şeyleri arayı­nız. Sikkecinin anlayışı kuvvetlidir. Hakk’ı tevhid etmek, O’nun için iyi işler görmek öbür âlemin geçerli metaı arasındadır. Ama bunları yapan aranızda azdır.

* Ey evlat! Aklını başına al. Aceleci olma. Acele ile eline fazla bir şey girmez. İvedi hareketle sabahı getirmen kolay olmaz. Saba­hı beklerken acele etme. Başka şeyle uğraş. İbadet et. O kendiliğinden gelir. Gündüzleri kendine meşgale bul; akşam kendiliğinden gelir; arzu ettiğini bulursun. İz’an sahibi ol. Kullarla iyi geçin. Kullara zulüm etme. Hakkın olmayan şeyi ellerinden almaya kalkışma. Onlar birer vekildir. Sahipleri onlara; “Ver!” derse onlar verirler.

Emir vâki oluncaya kadar bekle; vermek nasıl olurmuş görürsün. Zorla kimsenin malını almanın cezası ağırdır. O cezaya dayanmak kolay değildir.

Vermek elinde iken ver. Verebiliyorsan vakıaya uygun olarak vermiş olursun. Yâni, mevcut emre. Zira emir almadan kimse zerre veremez. Sana da bir şey vermezler. Kimseden bir şey alman ka­bil olmaz. Ne zerreyi, ne de denizi, deryayı, hiç bir şeyi, ama hiç bir şeyi, alman kolay değildir. Ancak Allah’ın izni ile… Allah, kalplere ilham verir. O ilham sayesinde gönüllere rikkat gelir. Sana gerekeni verirler. Akıl bu hikmetleri anlamaktadır. Aklın varsa bunları anla… Yerinde dur. Sağa sola kıpırdama. Yiyecek ve giyecek vakitleri bölünmüş olup Hak Teâlâ’nın katında ve kuvvet elindedir.

Yakındır; bütün
perdeler yırtılacak!

* Yazık sana, yarın hangi yüzle O’na varacaksın? Bu âlemde O’nunla çekişme yoluna gitmektesin. Daima ondan kaçmaktasın. Kullara gitmektesin. Şirk etmektesin. İhtiyaçlarını senin gibilere arz etmek zilletine düşüyorsun. Darda kalınca, kullara dayanıyorsun. Halka ihtiyaç arz etmek bir belâdır. Allah’a dayan ve çalış. Sen de onlar gibi insansın. Dilencilerin çoğu, yaptığı hata yüzünden o hâle düştüler. Onlardan pek azı dilenmek zorundadır. Dilencilerin az kısmı hatadan salim olarak dilenir. Elin, ayağın, aklın var oldukça dilen­mek sana yakışmaz; yaparsan rezil olursun. Gittiğin kapıdan kovarlar.

* Nefsine bak, ona yarayanı al. Dünyalık istiyorsan âhireti kalbinden at. Âhireti istiyorsan dünyayı oradan çıkarman gerekir. Hangisi nefsine yararsa onu seç. Şayet Mevlâ’yı istiyorsan, kalbinden hem dünyayı, hem de âhireti çıkar. Kalbinde dünya ve âhiretin gayri de kalmasın. Madem Mevlâ’yı diliyorsun, O’nun zâtından gayri şeyleri kalbinden atmalısın. O’ndan gayri kalbinde zerre miktar bir şey kalsa Hakk’a yakınlık duymazsın. Hakk’la ülfet ve onun katında sakin olmak sana nasip olmaz. Kalbinde bir dünyalık lifi kalsa öbür âlemi kalp kapısına getirmen kabil olmaz. Âhiret sevgisinin zerresi kalbin­de yaşasa ilâhî nur senden uzak durur.

Yazık, kullar görmesin diye perde arkasına çekiliyorsun. Ama Yaratan’ı gördüğün yok. O’ndan nasıl saklı bir iş tutabilirsin ki? Yakında bütün perdeler yırtılacak. Bütün sırlar faş olacak. Yaptığın işlerin sonucu cebinden ve evinden çıkacak. Bugün parçalamaya kıyamadığın her şişe, yarın parça parça olacaktır. Hele daimi içtiğin şarap çanağın. Onun parçalanmasını bir görsen!

Her iyilik yarın meydana çıkar. Belki de sen, onlardan mahrum olursun.

Ey zehir yutan, yarın belirtisini vücudunda göreceksin. Haram yemek, din cesedine zehirdir. Nimetleri saklıda bırakmak, dinin için öldürücü zehir sayılır. Yakında Hak Teâlâ seni hesaba çekecek, ni­metin kadrini bilmediğin için seni fakre düşürecek. Halk arasına dilenci yüzü ile çıkacaksın. Halkın kalbi sana acıma duygusu taşı­mayacak.

Ve sen, ey ameli bırakan âlim. Yakında ilim seni bir yana ata­cak. Kalbinde bilgi mutluluğunu bulamayacaksın.

Ve ey cahiller, eğer O’nun kudret ve kuvvetini bilseydiniz, he­sap vermeyi de düşünür, hata işlemekten korkardınız.

Allah’a koşunuz!

Hak Teâlâ’ya ve kullarına karşı edebinizi takınınız! İşinize yaramayan lafları bir yana atınız. Lüzumsuz şeylere karışmayı bir zât şöyle tarif eder: “Geziyordum, bir genç gördüm; sıkı bir şekilde yer kazıyordu. Ona kendimce şöyle dedim: ‘Bu ağır işi bırak; hafif işlere bak.’ Bu sözümün cezasını çok ağır ödedim. Altı ay gece namazına kalkamadım. Bu benim için çok ağır bir ceza oldu.”

* Ey cemaat! Allah’a koşunuz. Halkı, dünyayı ve O’nun zâtından gayri her şeyi bir yana atınız, O’na koşunuz. “Bütün işlerin sonu Allah’a varır.” (eş-Şûrâ, 42/53) âyet-i kerimesini işitmediniz mi?

Ey evlat! Halka beka gözü ile bakma. Onların yok olacağını düşün; öyle bak. Onlardan fayda ve zarar bekleme. Onları âciz ve zelil olarak bil. Hakk’ı tevhid et. Ve O’na tevekkül eyle.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ