Ey İnsan! Bu gidiş nereye?

Selman Sadık

Yazarın şu ana kadar yazılmış 8 makalesi bulunuyor.

Dünyaya neden geldik,
nereye gidiyoruz?

İnsanın kulluk yolculuğu, Rabbine verdiği sözle başlar…

Yaratıldığında ruhlar, söz vermişlerdir Rablerine, “Evet, biz senin kullarınız. Sen bizim Rabbimizsin.” demişlerdir.

 

Biz bunu bilemesek de, hatırlayamasak da bu olayı, Allah’ın elçileri, haberciler bize hatırlatıyor, böyle olduğunu.

Evet, insan bir yolcudur şu alemde, Allah’tan gelip Allah’a…  “Hay”dan gelip yine “Hu”ya giden…

 

İster farkında olalım istersek olmayalım; yine de bir yolcu olduğumuz gerçeği değişmiyor. İster kabul edelim yolcu olduğumuzu ve bizi bu yolculuğa çıkaranı, istersek reddedelim… Kabul eden de gelmiş ve gitmiş, etmeyen de…

 

Madem, bir yolculuktayız ve madem ki yolcuyuz, buna göre bakmalı değil miyiz hayata ve her şeye? Yolculuğumuzun nereden başladığını, buraya yani dünyaya neden geldiğimizi ve nereye gideceğimizi soruşturmalı değil miyiz?

 

En güvendiğimiz bir yakınımız bizi uzun ve meşakkatli bir yolculuğa davet etse; kendisine güvenimiz tam olsa bile sormaz mıyız, nereye gittiğimizi? Yolda bizi ne gibi zorlukların ve sıkıntıların beklediğini? Nasıl bir vasıtayla, hangi engelleri aşabileceğimizi bilmemiz gerekmez mi, yolculuğa çıkmadan evvel? Bütün bu soruların en doğru cevaplarını bulup, hazırlığımızı elden geldiğince tam yapıp sonra çıkmak isteriz yola, öyle değil mi?

 

İşte; bu en hayati yolculukta, dünya serüvenimizde, bizi neler bekliyor? Bu yolculuğun handikapları, engelleri ve sıkıntı verici yanları nelerdir? Böylesine uzun ve geriye dönme şansımızın olmadığı, yaptığımız her hatanın aynen kalacağı, düzeltme imkanımızın olmadığı bir yolculukta nelere ihtiyacımız var?

 

Yolcuyuz biz;
yolda gerekenler var…

Herkes bilir ki; bir kimse yola çıkacağı zaman ona en çok lazım olacak olan, kaçınılmaz olan şey, bir rehberin varlığıdır. Turistik, günübirlik bir gezi için bile bir rehber gerekirken, uzun ve çileli bir yolculuk da rehber ve yardımcısız olmaz elbet. Yine, yolcu için vasıta çok önemli olsa gerek. Malum, her yolun bir vasıtası, aracı var; ayaklarımız, araba, gemi veya uçak. Demek ki ne ile gittiğimiz de önemli.

 

Başka ne lazım bir yolcuya? Güvenilir de olsa bir rehber ve vasıtadan sonra, bir de yol haritasına ve geçeceğimiz yerler, memleketler hakkında, hatta oraların kültür ve coğrafyası hakkında da çeşitli bilgiler içeren bir başvuru kitabına ihtiyacımız vardır. Dinlenmek ve çeşitli ihtiyaçları gidermek için vereceğimiz mecburi molalarda, görüşüp konuşacağımız insanların dilini, yaşam tarzlarını, nelerden hoşlandıklarını ve nelerden nefret ettiklerini de bilmemiz gerekiyor. Eğer bu bilgi ve donanımdan mahrum kalırsak, yolda karşılaşacağımız insanlar, bize kolaylık gösterecekleri yerde, bize zarar verip yolumuzdan edebilirler…

 

Tabii bir de yiyecek içecek meselesi var. Uzun yollar, aç karnına bitmez, yolda kalırız sonra… Son olarak, sağlık ve sıhhatimizi koruyabilmek için ilk yardım, ilaç vs. Bitti mi? Hayır. Olmazsa olmaz bir başka şey daha var, para…

 

Öyle ya, yolda aracımızı ve bütün levazımatı kaybedebiliriz. O zaman ne yapacağız? Yeni bir vasıta ve malzemeler satın alabilecek paraya da ihtiyacımız kaçınılmaz demek ki. Geçeceğimiz, köprülerden, gireceğimiz otobanlardan bilet almadan, parasını ödemeden, nereye gidebiliriz ki?

 

Evet, üç aşağı beş yukarı, bir yolcuya lazım olan şeyleri sıraladık. Peki, ya iç dünyamız, psikolojimiz? Yukarıda sıraladıklarımız, aklımızı kullanarak elde ettiğimiz sonuçlardı. Yani; bize aklımız, sana yolculuk için bunlar gerekli diye söylemişti… Oysa kalbimiz ve hissiyatımızın da ihtiyaçları olmalı. Ruhumuzu da yolculuğun, zevkli ve kederli anlarına hazırlamamız gerekmez mi? Mutlaka gerekli. Neden? Çünkü, diğer bütün hazırlıklarımız tamam olsa da psikolojimiz bozuk olsa, türlü kazalar ve tehlikeler bizi bekliyor anlamına gelecektir. Ani bir sinir krizi, aşırı heyecan, Allah bilir başımıza neler açar… Sabır ve metanet isteyen o zorlu yolculukta, belki de en çok ihtiyacımız olan şey, bizi yolculuğa, hayata bağlayan şey, manevi donanımımız olsa gerektir öyle değil mi?

 

Maneviyatını takviye etmeyen, azim ve iradesini doyurmayan, sıkıntı ve zorluk anlarında hangi kuvvetle o zorlukların üzerine gidebilecek? Demek ki bedenimizi doyurduğumuz gibi ruhumuzu da doyurmalı ve manevi hastalıklara karşı dirençli kılmamız gerekiyor. Hem öyle bir yol ki, “Yok, ben artık yoruldum, gidemeyeceğim” deme şansınız yok. Eskilerin deyimiyle; “Ya bu deveyi güdeceksin, ya bu deveyi güdeceksin.” Diyardan gitmekse yok! Bizi bu yolculuğa çıkaran, bize, istediğimiz an yolculuğa ara verme, durma, dinlenme veya iptal etme hakkı vermemiş…

 

Evet, böylece, uzun ve çileli bir yolculuk için bizi nelerin beklediğini ve nelere ihtiyacımız olduğunu sayıp dökmüş olduk.

 

Kaçınılmaz bir yolculukta
olduğumuzun farkında mıyız?

Şimdi düşünmeli; acaba bu farazi yolculuk bize neyi anlatıyor? Tıpkı az önce anlattığımız gibi bir yolcu olduğumuzun, üstelikte irademizle karar veremediğimiz bir yolculukta olduğumuzun farkında mıyız? O halde dönelim kendimize şöyle seslenelim:

“Ey insan! Seni yaratan ve bu dünya yolculuğuna çıkaran, senin ve alemlerin Rabbi olan Allah-u Zülcelal’dir. Bu yolculukta sana çok kıymetli bir rol ve görevler vermiştir.

Başta; O’nun varlığına, tekliğine, ilim, kudret ve yaratmasına iman etmeni, O’nu mutlak bir otorite olarak kabul etmeni istiyor. Zira, senin ve kainatın varlığının dayanağı; O’dur.

 

Ey insan! Sen kendi varlığını yoktan yaratmadın. İyi bak kendine… Sen kendini, kendin mi var ettin?.. Yoksa bir anda varolmuş ve yaratılmış mı buldun?

 

Elbette sen kendini yaratmadın! Seni, ‘her şeyin yaratıcısı’ olan Allah yoktan var etti. Öyleyse sen, her şeye O’nun bir eseri olarak bakmalı değil misin? Sen kendini yaratmadıysan, nereden gelip nereye gitmekte olduğunu nereden bileceksin! Ancak O’nun sana bildirmesiyle sen, kendinin kim ve ne olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini bilebilirsin.

 

İşte bak! İçinde bulunduğun hayatın, senin için en önemli, vazgeçilmez ve asla geriye dönüşü mümkün olmayan bir yolculuk olduğunu anla! Senin Rabbin, sana bu yolculuk için gerekli rehber, vasıta, başvuru kitabı gibi bütün ihtiyaçlarını vermiştir.

 

Rehberimiz; Peygamberi
Zişan Efendimiz…

Sana yol gösterecek, bu yolculukta uyman gereken kuralları sana anlatacak ve bu yolculuğu başarıyla tamamlaman için gerekli bilgi ve donanımı nasıl elde edeceğini sana öğretecek, bir öğretmen ve rehber olarak, Hz.Muhammed sallallahu aleyhi vesellemi göndermiştir.

 

O mübarek ve güzel insanın, sana Allah’tan bir delil, bir yol haritası olarak getirdiği, ‘hayatın el kitabı’, Kur’an-ı Kerim’dir. O Kur’an’ın ayetleri; senin için vazgeçilmez hayat prensipleri ve yolculuğunun amacını ve niçin bu yolculuğa çıkarıldığını açıklayan hakikat incileriyle doludur.

 

Senin öz madden; hiçbir hayra ve güzelliğe kabiliyeti olmayan ‘Adem’dir, yani kendi başına hiçbir şey olmayan ve ancak Rabbinin ruh üflemesi ve toprakla şekil vermesiyle, varlık kazanan nefs’indir.

 

İşte, bu yolculuğunun amacı; nefsi, bu dünyaya gelmekle bulaştığı dünyevi arzu ve duygulardan kurtarmak; istiğfar, tövbe, zikir ve fikir gibi ilaçlarla temizleyip tedavi ederek, tekrar O’nun yüce huzuruna; tertemiz, imanlı ve şuurlu bir şekilde dönmendir.

Sakın ha! Geçici olarak sana verilen bu bedeni, aklı ve duyguları kötüye kullanma! Dünya hayatından sonra, yolculuğunun en önemli durakları olan; ölüm, kabir hayatı, haşir ve hesap, sırattan geçişte sana lazım olacak ‘ahiret parası’nı hazırla!

 

Bu para senin sevaplarındır ki onunla, ‘ölüm’ün imanlı, kolay ve güzelini satın alırsın. Bu sevap parasıyla, kabrin ‘Cennet bahçelerinden bir bahçe’ olur, rahat edersin. Kıyamet günü dirildiğinde, çeşitli sıkıntı ve zorluklardan, hesabın-terazinin heyecan ve korkusundan emin olursun. Sırat köprüsünün çengellerine takılıp cehenneme düşmekten bununla kurtulursun.

 

Ey insan! İşte sen, böyle bir yolcusun. Yolculuğun mutlak ve gerçek…

 

İster kabul et ve o şefkat ve merhametli Rabbinin emir ve tavsiyelerine uyup hem bu dünya yolculuğunda temiz ve güzel yaşa, hem de ebedi huzuru yudumla; istersen, yolcu olduğunu inkar edip, ebedi kalacakmış gibi zevklerinin ve dünyanın uşağı olup zillet ve pislik içinde hayat sür. Ahiret yurduna gittiğinde de derbeder ve perişanlık içinde yuvarlan..!

 

Eğer işlediğin günahların kirleri ve gaflet sarhoşluğu içinde aklını kaybetmediysen, doğru yolu da görürsün. Ve Rabbe kulluğun en güzel, en kolay ve hayırlı yol olduğunu da anlarsın.

 

Yok, olmuyorsa
bir mürşid bul kendine!

Yok eğer, paslı sinen ve bulanmış aklınla doğru yolu göremiyorsan, acilen bir ‘kulluk sanatı ustası’na başvur. Durumunu arz et. Deki: “Ey kulluk sanatının ustası! Ben Rabbimi de kendimi de unuttum. Bana beni bulduracak doğru yolu göster. Bana kulluk sanatının inceliklerini ve kolaylıklarını öğret. Sen kullukta hüner sahibisin, Rabbimin nelerden razı olacağını bana da öğret. Ne olur! Son nefesimi vermeden.. tut elimden…” De! Yalvar…

 

O ustalar, kulluğun ustalarıdır. O yüce Rabbin, Celal ve Cemal sıfatlarıyla, özel olarak tecelli ettiği kulları… Muhammedî ahlakın (sallallahu aleyhi vesellem), şefkat kahramanlarıdır onlar… Nebevi eczaneden derledikleri ilaçlar ve şifalı nefesleriyle tedavi ederler manevi yaralarını. İmanının nuru parıldar tekrar göğsünde… Kul olduğunu yeniden hatırlarsın. İnsan olduğunu hatırlarsın yeniden…

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ