EZİYETLERE SABIR KAZANDIRIYOR

Gülistan Dergisi

Yazarın şu ana kadar yazılmış 243 makalesi bulunuyor.

İnsanlığa örnek şahsiyet olarak lutfedilen Allah Rasulüsallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, mübarek ömrü boyunca nice ağır cefalara katlandı,sayısız çile çemberinden geçti. Lakin Allah yolundakatlandığı eza ve cefalar, O’na asla bezginlik vermedi, gönlününmuvazenesini bozmadı. Zira O’nun latif kalbi, daima Rabbinin rızasını diliyor, O razı olduktan sonra, fanilerdengelen eziyetlerealdırmıyordu.

İnsanların ezalarına katlanan
Müslüman daha hayırlıdır

Peygamber Efendimizsallallahu aleyhi vesellemin amcası Hazret-i Abbas radıyallahuanh, Efendimiz aleyhissalatuvesselamıninsanlarla haşır-neşir olup, onların çeşitli eziyetlerinemaruz kalmasından büyük ıztırap duyuyordu. Bununiçin, Fahr-i Kainat Efendimizin yüksek bir taht üzerinde oturuphiç olmazsa bu sıkıntıların bir kısmından kurtulmasınıistemişti. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemise:

“Hayır! Allah beni içlerinden alıp huzura kavuşturuncayakadar onların aralarında bulunacağım. Varsınökçelerime bassınlar, elbisemi çekiştirsinler, kaldırdıklarıtozlarla beni rahatsız etsinler!” buyurdu. (İbn-i Sa’d, II, 193;Heysemi, IX, 21)

Mü’minleri de şöyle ikaz etti:“İnsanların arasına karışıp onların ezalarına katlananbir müslüman, onlara karışmayıp ezalarına katlanmayandandaha hayırlıdır.” (Tirmizi, Kıyamet, 55/2507)

Sabır güle güzel koku kazandırdı

Hazret-i Mevlana ne güzel buyurur:“Ayın karanlık geceden kaçmaması, sabretmesi, onunurlandırır, aydınlatır. Gülün, dikenin arkadaşlığına katlanması,sabretmesi de, ona çok güzel bir koku, latif birrenk verir.”

“Bütün peygamberlerin, kendilerine inanmayanlarınveya cahillerin eza ve cefalarına katlanmaları, sabretmeleri,onları Hakk’ın has kulları yapmış, manen muzaffersultanlar haline getirmiştir.”

“Sabrı (güzelce) yaşayabilirsen o sana kanat olur, yücelereyükselirsin! Hazret-i Mustafa’ya bak! Sabırona Burakoldu, Mirac oldu, Sidre-i Münteha oldu da O’nu göklerinmaverasına (ötesine) yükseltti, Hakk’a mülaki eyledi.”

Cahil karşısında bir
Allah Dostunun sabrı

Maruf-i Kerhi Hazretleri, ölmek üzere olan bir hastayıevinde misafir eder ve onun bütün hizmetinigörür. Hasta ise, ıztırabının şiddetiyle gece-gündüz inleyip kendisi bir an bileuyuyamadığı gibi, feryatlarıyla hane halkından da hiç kimseyiuyutmaz. Üstelik gittikçe huysuzlaşır ve evdekileri ağır sözleriylerahatsız eder.Nihayet onun huysuzluklarına dayanamayan evdekiler,birer-ikişer başkayerlere kaçarlar. Evde Maruf-i Kerhi ilehanımından başka kimse kalmaz. Maruf-i Kerhi Hazretleri, geceleri de uyumayıp hastanın ihtiyaçlarını gidermeye devameder. Ancak bir gün uykusuzluğudayanılmaz noktaya varır vegayr-i ihtiyari uyuyuverir. Bunu gören gafil hasta, kendisineşefkatle kucak açan zata teşekkür edeceği yerde nankörcesöylenmeye başlar:

“Bu nasıl derviş böyle! Zaten bu gibilerin zahirde adları sanları var; hakikatte ise riyacıdırlar. Başkalarına takvayı emreder, kendileri yapmazlar. İşte bu adam da benim halimidüşünmeden uyuyor. Karnını doyurup uykuya dalan kimse,sabaha kadar gözlerini yummayan biçare hastanın halindenne anlar!..”

Maruf-i Kerhi, işittiği bu acı sözlere de sabreder. Lakin hanımı daha fazla dayanamayıp ona, bu nankör hastayı artıkevden göndermesini söyler. Maruf-i Kerhi Hazretleri ise, mütebessim bir çehreyle şöyle buyurur:

“Ey hanım! Onun söylediği sözler seni niye incitirki? Bağırmış ise bana bağırmış; terbiyesizlik etmişse banaetmiştir. Onun nahoş görünen sözleri, bana hep hoş gelir.Görüyorsun ki, o daimi bir ıztırap içinde. Baksana; zavallı birnefes bile uyuyamıyor. Hem bilesin ki asıl hüner, asıl şefkatve merhamet, böyle kimselerin cefasına katlanabilmektir…”

Bu kıssayı Bostan adlı eserinde nakleden Şeyh Sadi kuddisesirruhu, şuna sihatte bulunur:“Muhabbetle dolan kalp, affedici olur. Eğer sen, yalnızkuru bir suretten ibaret olursan, öldüğün zaman cismingibi isminle de ölürsün. Eğer kerem sahibi ve ehl-i hizmet olursan, ömrün, cesedinden sonra da fedakârlığınve gönüllere girdiğin kadarıyla devam eder. Görmez misinki, Kerh şehrinde birçok türbe var. Fakat Maruf-i Kerhi’nintürbesinden daha maruf ve ziyaretçisi bol olanı yoktur.”

Sabırsız fare deliğine sığınsa
kedinin pençesinden kurtulamaz

Hazret-i Mevlana buyurur:“Dünyanın hiçbir köşesi iptilasız ve tuzaksız değildir.Hakk’ı gönüldebularak ve O’na sığınarak, O’nun manevi huzurunda yaşamaktan başka kurtuluş, huzur ve rahatyoktur.”

“Allah’a yemin ederim ki, sabrı yaşayamayan, faredeliğine sığınsa bile, bir kedinin pençesinden kurtulamaz.”

İnsanların içinde bulunarak onların eza ve cefalarına gönül hoşluğu içinde katlanmanın faziletini Muhammedİkbal ise şu temsilihikaye ile ne güzel ifade eder:“Cahil bir ceylan, olgun bir ceylana dert yanar:
–Bundan sonra Kabe’de, (avlanmanın yasak olduğu)Harem bölgesinde yaşayacağım. Zira ovalarda avcılar pusukurmuşlar, gece gündüz peşimizde dolaşıyorlar. Artık avcıderdinden kurtulmak, huzura kavuşmak istiyorum…

Bunları dinleyen tecrübeli ceylan der ki:

– Ey akıllı dostum! Yaşamak istiyorsan tehlike içindeyaşa. Kendini daima bileyi taşına vur. Keskin vecevherli birkılıçtan daha keskin yaşa! İmanın seviyesi, ancak zorluklarkarşısında belli olur. Tehlike; senin gücünü imtihan eder.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ