‘Fitne Ölümden Beterdir’

‘Fitne Ölümden Beterdir’
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Fitne nedir?

 

Fitneye sıkça vurgu yaparak dikkat çeken Kur’an, onun katl’den, yani insan öldürmek’ten beter olduğunu bildirir. (bkz. Bakara, 191, 217)

 

Fitne yaygınlaşıp derinleştikçe, “Müminin ferasetinden sakınınız! Zira Allah’ın nuru ile bakar” hadisinde işaret edilen basiret ortadan kalkar. İnsanlar Kur’an ve sünneti bir kenara bırakarak nefis penceresinden bakmaya, şeytan ve şeytanlaşmış insanların fısıltılarını dinlemeye, doğru olup olmadığını araştırmaya gerek bile duymadığı işittiği her sözü diline dolayarak, ulaştırabildiği kadar çok insana ulaştırır.

 

Üstelik Allah, onu bu tavrından dolayı fasıklık ile suçlarken, o cihat ettiğini sanır: “Ey iman edenler! Bir fasık size bir haber getirdiğinde, doğru olup olmadığını tespit etmek için onu iyice araştırın. Aksi halde, hiçbir gerçeğe dayanmadan, bir topluluğa zararınız dokunur da sonra yaptığınıza pişman olursunuz.“ (Hucurat; 6)

 

Fitne arttıkça vicdanlar körelir, akıl devre dışı kalır. Allah ve Resulünün koyduğu hak ve hakikat ölçüleri yok sayılır. İnsanlar, -hafazanallah- hakka karşı kör, sağır ve dilsiz olurlar. Kur’an’ın, “Şüphesiz ki Allah katında canlıların en kötüsü, akletmeyen sağır ve dilsizlerdir.” (Enfâl; 22) şeklinde tanıttığı insanlar gibi hakka karşı kör, sağır ve dilsiz olurlar.

 

Fitne; şeytan ve şeytanlaşmış insanların fazla mesai yaptığı, kin ve nefret dolu kötü niyetli kişilerin sahaya indiği, ajan ve provokatörlere gün doğduğu, insanları gaza getirip oyuncak gibi kullandığı zaman ve ortamlardır.

 

Fitne; içine dalanı toplum psikolojisi ile selin önündeki çerçöp gibi sürükleyerek bir köşeye fırlatacağı, Efendimizin kendisinden sürekli Allah’a sığındığı içine girmeyenler için zor, girenler için hesabı ağır bir süreçtir.

 

Fitne ile yaşanan ‘akıl tutulması’

 

Fitne derinleştikçe inanılmaz bir akıl tutulması yaşanır. İnsanlar birbirlerini fitne, fesat, ihanet ve küfür ile suçlar. Yalan, iftira, zanna dayanan bilgiyi, bizzat yaşamış gibi abartarak anlatıp Kur’an’ın fısk olarak nitelendirdiği büyük günahlara dalar.

 

Nebevî terbiyeden geçen sahabilerin dahi ayağını kaydıran fitnenin, doğrudan Efendimizi hedef alan münafıkların kumpasına alet olması akıl tutulmasının boyutunu gösterir. Mustalık Savaşı dönüşünde, Hz. Âişe radıyallâhu anha minha validemize atılan iftiradan bahsettiğimiz aşikâr (İfk Hadisesi)…

 

İftira öncesinde enteresan gelişmeler olur. Müttefik Orduların Hendek Savaşı’nda herhangi bir başarı elde edemeden geri dönmesi ve ihanet eden Yahudilerin cezalandırılması, münafıkların fena halde canını sıkmış, sıranın kendilerine gelebileceği endişesine düşürmüştü. Müslümanların yeni bir sefere hazırlandığını duyunca detaylı bir fitne planı yaptılar. Planlarını uygulamak için çok kalabalık bir grupla orduya katıldılar. Mustalıkoğulları üzerine giden ordu ile savaşa katıldılar.

 

Savaşın zafer ile bitmesi Abdullah b. Übey ve adamlarını çılgına çevirip harekete geçirdi. Kuyudan su çekme sırasında yaşanan küçük bir tartışmaya müdahale ederek, büyük bir sorun haline getirdiler. Büyük sahabilerin araya girmesiyle sorun çözüldü. Hamleleri boşa giden münafıklar, acilen bir araya geldiler. Efendimiz ve sahabilerine ağır hakaretler savuran münafıklar, hepsini Medine’den çıkaracaklarına dair tehditler savurdular. Bir nevi yeminleştiler.

 

Çok sevildiğini ve sayıldığını düşünen Abdullah b. Übey, genç sahabelerden Abdullah b. Erkâm’ın yanlarında olmasını önemsemedi. Düşündüğü gibi olmadı. Abdullah b. Erkâm konuşmaları Efendimize bildirdi. Planları suya düşen münafıklar konuşmalarını inkâr ettiler.

 

Fitne karşısında Efendimizin tavrı
Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, Medine’ye ayak bastığı günden itibaren, kendisine tavır aldığını, Uhud’a giderken Yahudi ve Mekkeli Müşriklerle kumpas kurduğunu, Efendimiz oyunlarını bozunca da açıkça ihanet ederek, ordunun üçte birini alarak geri döndüğünü bilen Hz. Ömer ileri atıldı:

– İzin verin, gidip şu münafığın başını vurayım? Dedi.

 

Sizce Efendimiz ne yaptı? İhaneti defalarca tescillendiği halde, her seferinde hiç bir şey olmamış gibi davranan münafığı, fırsatını yakalamışken hemen orada cezalandırmış mıdır? Hayır! Bilakis bunun yerine Abdullah b. Erkam’a defalarca:

 

– Gerçekten böyle söylediklerini duydun mu? Yanılmayasın? Gibi sorular sordu. “Kesinlikle duydum” cevabını aldıktan sonra, Abdullah b. Übey ve arkadaşlarını çağırıp bu şekilde sözler söyleyip söylemediklerini sordu.

 

Münafıklar, her zaman olduğu gibi yemin billah ederek inkâr ettiler. Gerçeğin ne olduğunu tahmin eden Efendimiz, buna rağmen sözlerini kabul etti. Bunun üzerine, dayısı dâhil pek çok sahabi, Abdullah b. Erkam’a suçlu gözü ile baktılar. Gençlik heyecanı ile söylediğini düşündüler.

 

Hikmetle hareket eden Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem, münafıkları cezalandırmadı. Cezalandırsaydı sevenleri ve kabilesinden birçok kişi, “Bir çocuğun sözü ile kabile büyüklerini cezalandırdı” gibi sözlerle Efendimizi suçlayacaktı. Böylece fitnecilerin istediği olacak, Efendimizi suçlu göstererek, itibarsızlaştırma fırsatı yakalayacaklardı.

 

Olayın diğer boyutu sonraki nesiller ile ilgiliydi. Bu şekilde davransaydı, sonradan gelen zalim krallar, en küçük bir duyumda hoşlanmadıkları kişileri cezalandırır, yaşanan bu olayı, yaptığı zulme delil olarak gösterirdi.

 

Fitne burada bitmedi. Abdullah b. Übey ve adamları, nifak girişimlerini devam ettirdi. Durumun ciddiyetini fark eden Efendimiz, yola devam emrini verdi. Günün kalanı ve gece boyunca mola vermeden yola devam edildi. Fitneye devam eden münafıklar, bu kez 20 kişilik bir grupla gece bir tarafı uçurum olan, dar bir yolda Efendimizi sıkıştırdılar. Gece olmasına rağmen yüzlerini örten suikastçılar, emellerine ulaşamadılar. Başarısızlığa uğradıkça daha da hırçınlaşan münafıklar, sürekli saldırıyorlardı.

 

Sonunda, düşürdüğü gerdanını ararken gecikerek ordudan geri kalan Hz. Aişe’ye zina iftirası attılar. İhtiyaç için ordudan uzaklaşan Hz. Âişe validemiz, düşürdüğü gerdanlığını, uzun süre aradığı halde bulamadı. Aradan uzun süre geçtiği için görevliler, annemizin geri dönüp devenin üzerindeki ‘hevdec’e girdiğini sandılar. Yola devam emri verilince, her şey yolundaymış gibi deveyi sürüp gittiler.

 

Hz. Âişe anamız geldiğinde, ordu çoktan gitmişti. Yapacak bir şey yoktu. Gözyaşları içinde, dua dua Allah’a yalvaran annemiz, örtüsüne bürünerek bir yere çöktü. Ordunun arkasından unutulanları toplamakla görevli sahabiyi beklemeye başladı. O zat gelip Hz. Âişe’yi görünce kemal-i edeb ile annemizi devesine bindirerek, İslam ordusuna yetiştirdi.

 

Önceleri her şey normal karşılanmışken, şeytan kulaklara üfleyince, münafıklar harekete geçtiler. Kendilerince Efendimizi itibarsızlaştırıp gözden düşürmek için annemizi zina ile suçladılar. Gece boyunca durmadan yol aldıktan sonra, tam olarak dinlenmeden, saatlerce çöl ortasında, kaygı ve endişe ile beklediği için hastalanan annemiz, yatağa düştü.

 

Müminden beklenen tavır

 

Medine’nin altını üstüne getirerek zina iftirasını kulaklara üfleyen münafıkların yaydığı fitne, Mistah ve Hassân b. Sâbit gibi Müslümanların da konuşulanlardan etkilenip münafıkların dedikodularına alet olmasıyla alevlendikçe alevlendi. Müslümanların büyük bir çoğunluğunun Ebû Eyyûb’un tavrını takınması bile fitneye engel olmadı.

 

Ebû Eyyûb dedikoduların ayyuka çıktığı günlerde evinde otururken eşi:

– Ey Ebû Eyyûb! Halkın Hz. Âişe hakkında neler söylediğini duydun mu? Diye sordu. Sorunun ne anlama geldiğini ve konuşmanın nereye doğru gideceğini tahmin eden sahabi:

– Evet, duydum, dedi. Ardından:

– Ey Ümmü Eyyûb! Sen hayatında böyle bir kötülük yaptın mı? Diye sordu. Böyle bir soru ile karşılaşmak, aklının ucundan geçmeyen Ümmü Eyyûb şaşırdı:

– Asla! Diye bağırdı. Soruya devam eden Ebû Eyyûb:

– Peki, yapar mısın? Diye sordu. Ümmü Eyyûb:

– Hayır vallahi! Ben asla ne öyle bir kötülük yaparım ne de yapmayı aklımdan geçiririm, dedi. İstediği cevabı alan Ebû Eyyûb:

 

– Öyle ise Hz. Âişe’nin böyle bir şeyi yapabileceğini nasıl düşünürsün? Vallahi sen de bilirsin ki, Âişe senden daha hayırlı bir hanımdır, diyerek hatasını görmesini sağladı. (es-Sîretü’n-Nebeviyye, İbn Kesîr)

 

Bu, Allah’ın müminlerden istediği tavırdı. Konu hakkında inen ayetlerde Rabbimiz, bunu açıkça ifade buyurur: “Erkek ve kadın müminlerin, bu iftirayı işittiklerinde, kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da ‘Bu apaçık bir iftiradır’ demeleri gerekmez miydi?” (Nûr; 12)

 

Çok sevdiği eşi ve can yoldaşı Hz. Ebû Bekir’in kızı Hz. Âişe’ye iftira atılarak, bu olay üzerinden itibarsızlaştırılmak istenen Efendimiz ne yaptı dersiniz?

 

Art arda çıkarılan fitnenin sonundan yapılan bu dedikodunun iftira olduğu, hedefin Efendimiz olduğu açıkça belliydi. Dedikodu yapanları yakalatıp delilsiz konuşup iftira attıkları için cezalandırabilirdi. Bunu yapsaydı. Suç, kıyamete kadar Hz. Âişe anamızın üzerinde kalırdı. Annemizden en küçük bir şüphesi olmayan Efendimiz, canı da yansa işe münafıkları suçlamak yerine, böyle bir şey yapılıp yapılmadığını araştırmakla başladı. Hz. Ömer’den Hz. Ali’ye, annelerimizden hizmetlilere, pek çok insanla bire bir görüştü.

 

Her biri Hz. Âişe’nin tertemiz olduğunu söylediler. Tam kırk gün, münafıkların ve onlara uyarak dedikodu yapanların sözlerini duydukça üzüntüden perişan olan Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, sabırla bekledi. Hz. Âişe’nin tertemiz olduğunu bildiren ayet inince derin bir nefes aldı. Sonra ne yaptı dersiniz? Elbette ki yeni bir fitneye sebebiyet verecek şekilde davranmadı. Mescid-i Nebevi’ye gitti. Bir konuşma yaparak, yapılan iftirayı dile getirdi. Açıktan açığa iftira atanlara iftira cezası uygulayıp olayı kapadı.

 

Ardından iki gelişme yaşandı. Dedikoduya karışanlardan Mistah, Hz. Ebû Bekir’in akrabasıydı. Fakir olan bu sahabi, Hz. Ebû Bekir’in yardımı ile geçimini sağlıyordu. Gerçek ortaya çıkınca kızan Hz. Ebû Bekir, bundan böyle kendisine yardımı etmeyeceğini söyledi. Bunun üzerine bir ayet indi. Allah Teâlâ bu ayette şöyle buyuruyordu:

“İçinizden fazilet ve imkân sahibi olanlar, akrabaya, geçimini sağlayamayan düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere bir daha yardım eli uzatmayacaklarına dair yemin etmesinler. Affetsin ve müsamaha yolunu tutsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, (bilhassa mü’min kullarına) hususî rahmeti pek boldur.” (Nur, 23)

 

Olaydan bir iki yıl sonra, Mısır hükümdarı Efendimize çeşitli hediyeler ve birbirinden güzel iki cariye gönderdi. Efendimiz, cariyelerden Sirîn’i dedikoduya karışan Hassân b. Sâbit’e verdi.

 

Fitne zamanında ne yapılmalıdır?

 

Müslüman, elbette kin, nefret ve düşmanlık tohumlarının ekildiği, birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhunun yok edildiği, yalan, iftira, dedikodu, suçlama, suizan, ayıpları araştırma ve ortaya serme, kalp kırma, toplumu huzursuzluk ve ümitsizliğe sevk etme… Gibi pek çok günahın işlendiği ortamdan uzak durmalıdır.

 

Bu ortamlar kalpleri katılaştırır, sevgi, saygı, şefkat ve merhamet duygularını yok eder. Asli görevlerini unutturur, güzel alışkanlıklarını terk etmesine sebep olur. Bu nedenle, aslında neler olduğunu çok iyi bilmeyen veya fitnenin ortadan kalkması noktasında etkisi olmayacak Müslümanların, kendini koruması ve bilmeden başkalarını zarar vermemesi için olayları en fazla uzaktan izlemelidir. İçine asla dalmamalı, bunun için münakaşa edip yapamayacağı gönlü yıkmamalıdır.

 

Bilinçli olarak işin parçası olanlara ve bunu bir cihat meselesi olarak yapanlara ise Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellemin hadislerini hatırlatmakla yetiniyoruz.

 

“Birbirinize kin gütmeyin, haset etmeyin, buğzetmeyin, sırt çevirmeyin! Ey Allah’ın kulları kardeş olun! Bir Müslüman’a kardeşinden üç günden fazla küs kalması helal değildir. Karşılaştıklarında biri bir tarafa, diğeri öbür tarafa gitmemelidir. İkisinden hayırlısı, selamı ilk olarak verendir.” (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Müsned)

 

“… Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, sorunları /düşmanı ile başbaşa bırakmaz, tahkir edip küçük düşürmez. Kişiye kötülük olarak Müslüman kardeşini tahkir etmesi yeter. Her müminin diğer müminlere malı, canı, namus (ve şerefi) haramdır.” (Müslim, İbn Mâce, Beyhakî, Begavî,)

 

Rabbim bizi her türlü fitneden korusun! Hakkı hak olarak gösterip hakka uymayı, batılı batıl olarak gösterip ondan sakınmayı nasip etsin! Müslüman olarak öldürsün, salihlerle birlikte haşr etsin! (Amin)

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ