Hakk’ın Sevgilisi; Tevbekâr Genç

Hakk’ın Sevgilisi; Tevbekâr Genç
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

‘Gençlerinizin en hayırlısı…’

 

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz; “Gençlerinizin en hayırlısı, (sefahetten uzak durmakta ve temkinli davranmakta) ihtiyarlara benzeyendir. Yaşlılarınızın en fenası ise (başını gaflete sokmakta ve nefsinin arzularına uymakta hevasına düşkün) gençler gibi yaşayandır.” Buyurmuştur.

İster kadın ister erkek en hayırlı genç, bir ayağı kabirde yaşlı bir insan edasıyla sürekli ölümü ve ötesini düşünen, âhiretine azık tedarik etmek için çalışıp didinen, gençlik heveslerine esir olmayan ve gaflette boğulmayan gençtir.

 

O, nefsânîliğin en azgın olduğu dönemlerde bile, öteler arzusuyla coşup cismanî arzularını gemleyebilmiş, kulluğu tabiatının bir derinliği haline getirmiş ve kendisini Hakk’ın yoluna vermiş bir adanmış ruhtur.

Yaşı açısından daha küçücük bir çocuk iken, Allah Teâlâ’nın hususî lütuflarına mazhar olan ve kendisine hikmet verilen Hazreti Yahya aleyhisselam, bu yiğitler için en güzel örneklerden birisidir. Rivâyete göre; yaşıtı olan çocuklar, “Yahya, gel, sen de bize katıl; beraberce oynayalım!” dedikleri zaman, o Aziz Nebî, “Ben, oyun için yaratılmadım.” cevabını vermişti. Oynamak çocukların şiarı olmasına rağmen, daha o yaşta hilkatin gayesini kavramış, dünyevî meşgalelerden mümkün olduğunca uzaklaşmış ve yaratılış hikmetine uygun bir yol seçmişti.

İşte, en hayırlı genç, Hazreti Yahya gibi, daha hayatının ilkbaharında, kulluğunun farkına varıp dünya misafirhanesini ebedî saadetin kapısını açmak için bir vesile olarak değerlendiren delikanlıdır.

 

Bu delikanlı, iman gücüyle şahlanıp iradesinin hakkını vererek nefsanî arzularını sınırlar. Her gün birkaç defa kendini hesaba çekerek, davranışlarını kontrol altına alır. Silkinip gönül dünyasında dirilerek, gerçekten var olduğunu ortaya koyar. En ulvî hislerle mamur ettiği gönlünü, fizik ötesi âlemlere de açık hale getirir ve bu kemâle ermişlikle fütüvvet ruhunu temsil eden bir kahraman olur.

Bir gencin yaşlılara benzemesi, öncelikle kanının en deli aktığı ve insani duygularının kendisini sürekli dünyaya çağırdığı bir dönemde dahi âhiret yolcusu olduğunu unutmamasıdır. Bunun yanı sıra, saçı-sakalı ağarmış bir ihtiyar gibi bir ayağı ötedeymişçesine yaşaması da önemlidir. En önemlisi de şeytanın bin bir oyununa rağmen, olgun bir gönül adamı edasıyla hayatını dine, imana, Kur’an’a, hizmete adaması ve her zaman ihsan şuuruyla hareket ederek bütün cismanî isteklerine, şehevî arzularına başkaldırması ve günahlara karşı isyan bayrağı açması demektir.

Hakk’ın sevgilisi tevbekâr genç

Böyle bir genç hiç mi sürçmez, hiç mi düşmez, hiç mi günaha girmez?

Tabii ki, en hayırlı genç de kimi zaman kayıp düşebilir. Zaman zaman tökezlemek, ara sıra sürçmek, yer yer devrilmek ve bazen şeytana aldanıp bir günah çukuruna düşmek, peygamberlerden başka her insan için söz konusudur. Ne var ki, iyiliğe kilitlenmiş bir yiğit, daha günaha kapaklandığı ilk anda seccadesine koşar, cürmüne hiç hayat hakkı tanımaz, onu hemen tevbe ile boğar ve en kısa sürede namaz, oruç, sadaka, İslam hizmetine müteallik meşguliyetler gibi salih ameller vesilesiyle günah kirlerinden arınır.

Gençlikteki ibadetlerin Hak katında daha sevimli olduğunu belirten Hazret-i Sadık u Masdûk Efendimiz, “Tevbe güzeldir, fakat gençlerde olursa daha güzeldir; Allah tevbe eden genci sever.” buyurmuştur. (Deylemî, Müsnedül-Firdevs, 3/92)

 

Bu açıdan, hayırlı genç, Rabbinin rızasına ermek için kendisini ibadet ü taate veren ve ezkazâ bir günaha girdiğinde hemen helak olacakmış gibi kalbi tir tir titreyen, ilk fırsatta bir arınma kurnasına koşup isyan lekelerinden kalbini temizleyen bahadırdır.

Bir anlık gaflet sebebiyle gözüne ilişen bir haramdan dolayı beli bükülen ve; “Eyvah, ben mahvoldum; Allah’ın bunca nimetlerine mazhar olmuşken günah yakışır mıydı bana, ne olacak şimdi halim?” diyen ve tevbe basamaklarıyla hakiki kulluk ufkuna yükselen delikanlı, olgun bir ihtiyar gibi davranan ve şeytanî hücumlara karşı kalbini koruyup canlı tutan en hayırlı gençtir.

Gerçekte insan, kalbi canlı olduğu oranda günahlardan nefret eder ve onlara karşı içinde tiksinti duyar. Gönül hayatı itibarıyla tamamen felç olmamış bir kul, her günahı ve isyanı, ruhunu yaralayan ve vicdanını kanatan bir iblis kurşunu sayar; işlediği bir günahtan dolayı binlerce pişmanlıkla dolar ve günlerce ızdırapla yatıp kalkar.

 

Zaten, bir insan, içine düştüğü günahlar sebebiyle neredeyse hasta olacak kadar ızdırap çekmiyorsa, alışılageldiği üzere o da diliyle yüzlerce kez “Tevbe ya Rabbi!” dese bile, onun yaptığı tevbe değil, sadece bir merasim ve yararsız birkaç söz söylemekten ibaret kalır.

 

Hakiki tevbe, vicdanı kasıp kavuran pişmanlık hissi ve bu nedametin insanı iki büklüm etmesidir. Pişmanlığı ve af talebini dil ile söylemeye gelince, o sadece böyle iki büklüm olmuşluğa dilin de katılmasıdır.

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ