Halis Tevhid İnancı Ve İstikamet

Halis Tevhid İnancı Ve İstikamet
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Hadisi Şerif

Ebû Amr Süfyan İbn Abdullah radıyallahu anh şöyle dedi:
– Ya Resulallah! Bana İslâm’ı öylesine tanıt ki, onu bir daha senden başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim, dedim. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem:
– Allah’a inandım, de, sonra da dosdoğru ol! Buyurdu.

Kaynak: Müslim, İman, 62; Tirmizî, Zühd, 61; İbn Mâce, Fiten, 12.

 

Bu hadisi şerif, İslâm usulünü çok kısa iki kelimede özetlemiştir. Bunlar iman ve istikamettir. Bilindiği gibi İslâm, tevhid (Allah’ı birleme) ve itaatten ibarettir.

Tevhid, “Allah’a inandım” sözüyle, itaat de istikametle meydana gelir. Çünkü istikamet; emredilen şeylerin tamamını yerine getirip yasakların tamamından sakınmaktır. Hem kalbin hem de bedenin ameli olan iman, İslâm ve ihsan, bu hükmün kapsamındadır.

 

“… Sonra dosdoğru ol!”

Hadisin bir rivayetinde cevap, “Rabbim Allah’tır de, sonra dosdoğru ol!” şeklindedir. Fussilet sûresi 30. ve Ahkaf suresi 13. ayetteki “Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da dosdoğru yaşayanlar.” ifadeleri arasındaki uyum pek açıktır. Yani Efendimizin cevabı, bu ayetlerden alınmıştır. Sünneti Seniyye’nin, Kur’anı Kerim kaynaklı olduğu, bu örnekte son derece net olarak görülmektedir. İşte, bize İslâmiyet mesajını vermektedir.

 

Tevhid ve istikamet (doğruluk), İslâm’ın tanıtımında iki temel unsur olunca, bunların tarifi de İslâmî esaslara göre yapılacaktır. Başka düşünce ve sistemlerin tespit ve kabullerine asla itibar edilemez. Peki, öyleyse, “istikamet nasıl tarif edilmektedir?” diye soralım ve cevaplayalım…

 

Her şeyden önce istikamet, halis bir tevhid inancına dayanmalıdır. Temelinde tevhid bulunmayan istikametten söz edilemez. Hayata istikamet veren Allah’ın birliği inancıdır. Zira gerek ayetlerde gerekse hadisi şerifte, “Rabbim Allah” dedikten sonra “doğru olmaktan” bahsedilmektedir. Ancak hemen işaret edelim ki, “Tevhid inancına sahip olan herkes, dürüst bir hayata sahiptir” denilemez. Çünkü istikamet, tevhidin zarurî neticesi değil; aksine tevhid, istikametin vazgeçilmez ön şartıdır.

 

İstikamet üzere yaşamak, fevkalâde dikkat ve gayret ister. Yine de tam olarak başarılamayabilir. Nitekim Fussilet Suresinin 6. ayetinde “Hepiniz Allah’a giden doğru yolu tutun, O’ndan bağışlanmak dileyin” buyrulmuştur.

 

Buradaki mağfiret isteme tavsiyesi, istikametteki kusurlarla ilgilidir. Bir hadisi şerifte de Hz. Peygamber, “Tam anlamıyla başaramazsınız ya, siz (yine de) dosdoğru olun!” (İbn Mâce, Taharet 4. Dârimî, Vudû 2. Muvatta Taharet 36) buyurmak suretiyle, doğruluğun ne kadar zor olduğunu dile getirmiş, buna rağmen dürüstlükten asla vazgeçilmemesi gerektiğini de bildirmiştir. Zira meşhur kaidedir: “Tamamı elde edilemeyen şeyin azı terk edilmez.”

 

Beden ülkesinin reisi kalptir

Doğrulukta kalbin ve dilin dürüstlüğü pek büyük önem arz etmektedir. Kalp, beden ülkesindeki tüm organların reisidir. Tek Allah’a iman edip dürüstlüğü benimseyen bir kalp, diğer organları etkiler. Dil, kalbin tercümanıdır. Onun doğruluğu ve eğriliği de diğer organların tavırlarına tesir eder.

 

Nitekim bir hadisi şerifte “Her sabah bütün organların dile hitaben, ‘Bizim hakkımızda Allah’tan kork. Biz sana bağlıyız. Sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Sen eğri olursan biz de eğriliriz.’ dedikleri bildirilmiştir. Bu, doğru sözlü olmanın önemini göstermektedir.

 

Hatta bir başka hadiste de Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Kalbi dürüst olmadıkça kulun imanı doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 198). O halde özüyle, sözüyle dosdoğru olmak gerekmektedir. Peygamberimizin “Allah’a inandım de sonra da dosdoğru ol!” tavsiyesinin manası budur. İslâm da bundan ibarettir.

 

İstikamet nedir?

“Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra da dosdoğru yaşayanlara korku yoktur. Ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (Ahkaf, 13) ve benzeri ayetler hakkında, Hz. Ebû Bekir Sıddık radıyallahu anhu, “sonra dosdoğru oldular” ifadesini, “Allah’a ortak koşmadılar. Allah’tan başkasına iltifat etmediler, Allah’ın onların Rabbi olduğu konusunda dosdoğru oldular” şeklinde açıklamıştır.

 

Rivayet edildiğine göre Hz. Ömer radıyallahu anhu, “Muhakkak ki Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru oldular” ayetini minberde okuyup sonra Allah’a itaat hususunda dosdoğru oldular. Tilki gibi işin kurnazlık ve hilebazlığına kaçmadılar.” demiştir. Bütün bu sözlerden esas maksat ise tam bir tevhid üzere dosdoğru oldular, demektir.

 

İmam Kuşeyrî şöyle demiştir: “İstikamet, işlerin kemalinin kendisine bağlı olduğu bir derecedir. İstikametin bulunmasıyla işlerde hayır ve nizam olur. İnanç, ahlâk, hukuk ve ibadet konularında dosdoğru olmayanın bütün çabaları boşunadır” demiştir.

 

Bazıları şöyle demiştir: “İstikamet üzere devam etmeye ancak büyükler muktedir olabilirler. Çünkü istikamet, bilinenleri aşıp protokol ve adetlerden kurtularak, samimiyetle Allah’ın huzurunda el pençe divan durmaktır.”

 

Vâsitî ise; “İstikamet, bütün güzelliklerin zirveye ulaştığı bir haslettir” derken, İbn Receb ise: “İstikamet, hiç zik zak yapmadan, dosdoğru yol üzerinde yürümektir” demiştir.

 

Zahirî, batinî bütün ibadetler ve bütün yasaklar, bu ifadenin kapsamındadır. Sonuç olarak bu tavsiye, İslâm’ın bütün güzel hasletlerini kendi bünyesinde toplayıcı mahiyettedir.

 

Kalbin doğruluğu

İstikametin aslı kalbin, tevhid inancı üzere istikamet kazanmasıdır. Kalp, Allah’ı bilme, Allah’tan korkma, Allah’a karşı sevgi ve saygı üzere Allah’ı isteme, O’na dua etme, tevekkül etme, başkasından yüz çevirme konularında istikamet kazanırsa bütün uzuvlar Allah’a itaat noktasında istikamet üzere olurlar. Çünkü kalp, uzuvların sultan ve komutanı olup uzuvlar onun askerleridir. Sultan, istikamet üzere olursa ordu ve halk da istikamet üzere olur.

 

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Şunu iyi bilin ki; insan vücudunda küçük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa bütün vücut iyi olur. Eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. İşte, bu et parçası kalptir.”

 

Dilin doğruluğu

Kalpten sonra uzuvlardan en çok istikamet üzere olması gereken dildir. Çünkü dil kalbin tercümanı olup, onun adına konuşur. Tirmizî’de rivayet edilen şu hadisi şerif de bu hususu teyit etmektedir. Bir sahabe, “Ya Resulallah, benim için en tehlikeli ve en korkulu şey nedir?” diye sorunca Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem kendi dilini tutarak, “İşte budur” demiştir.

İmam Ahmed b. Hanbel’in “Müsned” adlı eserinde geçen bir rivayete göre, Hz. Resulullah Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kulun kalbi düzelmedikçe imanı, dili düzelmedikçe de kalbi düzelmez.”

 

İstikametin önemi

İstikametin önemini ortaya koyan unsurlardan biri de Peygamberin istikametle memur olmasıdır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “O halde seninle beraber tövbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Aşırı da gitmeyin. Çünkü o, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.”(Hud, 112)

 

İbn Abbas radiyallahu anh; “Kur’anı Kerim’de Peygamberimize bu ayetten daha ağır ve zor bir ayet indirilmemiştir.” demektedir.

Ashabı Kiram, Peygamberimize “Ne çabuk ihtiyarladınız?” deyince, peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem; “Beni Hud suresi ve onun kardeşleri (emsal sureler) ihtiyarlattılar.” diye buyurmuşlardır.

 

Hasarı Basrî’den yapılan bir rivayete göre bu ayet inince, Peygamberimiz, davet ve tebliği işlerine daha bir ciddiyet kazandırmış ve artık güldüğü görülmemiştir.

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ