Hüsnü Niyetin Kulluk Açısından Önemi

Hüsnü Niyetin Kulluk Açısından Önemi
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

İbadet niyetle âdetten
ayrılmış olur

Birinci tavsiye her hayırlı işin amaçlanmasıdır.

 

Her işin başı, insanın amacıdır.

 

Amaç = niyet = kasd = herhangi bir işe hissen yönelmek demek; fiile geçerse, ona amel denilir; hayırlısında sevap, şerlisinde azab tahakkuk eder. Nitekim Resullah sallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: ‘Ancak ameller niyetlerledir. Ve ancak, kişiye niyet ettiği şeyin karşılığı vardır. Binaenaleyh kimin hicreti=kasd ve iradesi, Allah’a ve O’nun Rasulu’ne olursa, onun hicreti = yaptığı amelinin sevabı, Allah’ın rızasına ve Rasulü’nün rızasının kazanılmasına sebep olacaktır. Kimin hicreti = kasd ve iradesi de kendisine isabet edecek dünyevi bir şeye olursa yahud da kendisiyle evleneceği bir kadına olursa, şüphesiz onun da hicreti = kasdettiği = yöneldiği şeye sebep olacaktır. ‘Yani, insan, içinde neyi maksad edinse, maksadı harekete geçtiği andan itibaren, maksad ve amaç edindiği şeyin sevabını yahud da günahını tahsil edecektir. Şu halde hiçbir niyet harekete ters olmaz, bilakis muvafık olur.

 

Niyet, lügatte mutlak kasd (kesin karar) manasında ise de, şer’i şerife göre, Allah Azze ve Celle’nin rızasını kazanmaya, diğer ifadeyle emelleri ahiretteki sevaba bağlamaya, kalbi ve iç duyguları yöneltmektir. Bu maksadla ibadet, adetten ayrılmış oluyor. Demek niyet, kalbin ve iç duyguların amelidir; dil ile söylenecek bir şey değildir.

 

Şafilere göre, vesail (vesileler, sebepler) olsun mekasid (maksadlar) olsun, bütün amellerde niyet, sıhhatin şartıdır. Sıhhatin manası, amelin suretinin şer’i şerifin zahirine mutabık olması ve şer’i şerifin emrlerini yerine getirmeye kasdedilmesidir. Bu iki şartla vuku bulan amel makbul, tarifin dışında kalan ameller merduddur (reddedilmiş), demek olur. Ruhsuz bedenin varlığı tasavvur edilmediği gibi, niyetsiz amelin varlığı da imkansızdır.

 

Rıza-i Bari’yi amaç edinen
mümin, hep sevap kazanıyor…

Hanefiler dediler ki: ‘Vesailde mesela abdest gibi şartlarda niyet, sıhhatin şartı değildir; sevabın tahsilinin şartıdır. Mekasıdda ise, namaz, oruç, zekat gibi amelde niyet, sıhhatin şartıdır.’

 

Mü’min, mübah olan şeyleri işlemesinde Allah Azze ve Celle’nin rızasını yerine getirmeyi kasdederse, mesela ailesiyle oynaşmasının aslı olan nikahın, Allah’ın emri olduğunu, Peygamber’in sünneti olduğunu ve bunun için oynaştığını maksad edinen kimse, mübah olan işlerde de sevab alır. Sair bütün ameller buna kıyas edilmektedir.

 

Bütün hareketler niyete göredir. Hareket, niyetten dolayı başka hükmü almaz. Mesela, herhangi bir günah işleyen, niyetim günah işlemek değildir, diyemez. Binaenaleyh niyet, hareketin = amelin hükmünü değiştirmez.

 

Binaenaleyh itikat olsun, ibadet olsun, kulların birbiriyle muameleleri olsun, hatta mübah işler olsun, Allah nazarında makbul olmasının şartı, o işin rıza-i Bari’ye yani emr-i şerifine uygun olmasıdır.

 

Rıza-i Bari’ye, maksud = matlub = taleb edilen denilir. İşte bunu kasdetmeye, kalben ve ruhen buna yönelmeye, niyet denilir. Demek herşeyin temel ve esası niyet olur. Aynı zamanda bu maksad var ise, ihlas var demektir. Çünkü İslam’ın ruhu ve şeriatın esası, ihlastır. ihlasın da özü, Allah Azze ve Celle’nin rızasını taleb etmek, kasdetmektir. İşte buna niyet denilir.

 

Niyet; kast ve irade
ile aynı anlamdadır

İmam Gazali özet olarak şöyle demiştir: ‘Niyetin dayanmış olduğu ilim ve amel olmak üzere iki iş vardır.

 

Niyet ilme, amel ise niyete tabi olur. Çünkü bütün ameller yani amellerin sevabı yahud da sıhhati, niyetin semeresi ve dallarıdır. Bütün amel yani ihtiyari olan bütün hareket ve sükun: güç yetirmek, irade ve ilim olmak üzere üç şeyden başkasıyla tamamlanmaz.

 

Nitekim insan, bilmediği bir şeyi istemez yani maksad edinmez: önce bilir sonra kasdeder ve maksad edindiği şeyi sonra işler. Binaenaleyh amel, iradeyi gerektirir, yani üzerine bina edilir. İrade ise halihazırda veya istikbalde garaza = amaca muvafık görülen şeylere kalben yönelmektir. Binaenaleyh insan, garazına mülayim garazına muhalif bazı şeylerden sakınmak üzere yaratılmıştır.

 

Nefsine ve garazına mülayim şeylerin bilinmesine ve zararlı olan şeylerin def’i için bilgiye muhtaç olur. Binaenaleyh bizzarure insan, aleyhinde ve lehinde olan şeyleri bilmesine muhtaç olur, ta ki zararlı olandan kaçabilsin ve faideli olan şeylere yönelmiş olabilsin….. Bu itibarla niyet, kasd ve irade, eş anlamda kelimelerdir. Bunun semeresi yani fiile geçmesi ameldir. 

 

Niyet güzelse amel
güzel oluyor…

Azizler! Tabii değil iradi olan bütün ameller, hareketler, birer birer varlığını gösteren madde ve kalıblardır = heykellerdir. Sonra bu heykeller de iki kısımdır: Birincisi, canlı, flüoresanın aksi olarak ihlas nispetinde kuş gibi Arş’a doğru uçan = yükselen içi parlaktır.

 

Melekler ve sair mahluk, amelin suretine bakarlar, nazar-ı itibara alırlar. Allah Azze ve Celle ise, onun içinde olan ruh ve sırrına, yani emrine muvafık olup olmamasına bakar. Kabul etti ise, kıyamet günüde onu Mü’minlere nurani bir ışık olarak verir. Gerek ashab-ı kiram, gerekse birçok ehli velayet, ma’rifetleri nispetinde amellerinin nurunu müşahede etmişlerdir. Ayet-i kerimede: ‘Allah’a, hoş ve güzel sözler yükselir. Allah söz sahibinin ihlası nispetinde sözünü ve salih amelini dergahında terfi eder = yükseltir.’ buyurmaktadır.

 

İkincisi, ruh ve hareketten mücerred = soyut, içi kapakaranlık olan suretlerdir, doğrsu mücerred heykellerdir. Bu da, Allah Azze ve Celle’nin emrine uygun olmayan, ihlassız söz ve amellerdir.

 

Bazen içinin bir kısmı zulmet, diğer bir kısmı nurani aydınlık olur. Bu da, içinde dünyevi gayeler bulunan amel ve hareketlerdir. Mesela helal malla şer’i şerife uygun bir haccın bütün hareketleri birer birer kalıblaşır. Hacı, haccını ifa etmekle beraber, kızına oğluna cehiz almayı da maksad edinmiş ise, o kalıbların içlerinin bir kısmı zulmet yani karanlık olur, diğer bir kısmı da aydınlanır. Hangisi galipse Allah Azze ve Celle ona göre kabul veya reddeder. Namaz, oruç, zekat, cihad, hepsi böyledir. Bu itibarla riya ve gösterişe şirk ismi verildi. Bu şirk imanda olursa, adı nifaktır, amelde olursa adı riyadır.

 

Azizler! Bu mesele oldukça ehemmiyetlidir. Bütün dinlerin esası ve başlangıcıdır. Onun için buna çok dikkat etmek lazımdır.

 

Hüsnü niyet’in
kısımları ve ihlas

Halisane niyet = hüsn-ü niyet = Allah Teala’nın emr-i şerifine kemaliyle uymak da iki kısımdır:

 

  1. a) Birinci kısım, Ebrar Müslümanların ihlasıdır. Bunların ihlaslarının nihayeti; amellerinin gizli ve aşikar olan şirkten ari, nefsin hevasından, istek ve arzularından pak olduğu halde amaçlarının Allah Azze ve Celle’nin Kur’an’da, Rasulü’nün hadisinde tehditle bildirdikleri azaptan kaçmalarıdır.

 

İşte her Mü’min namazında, ‘Sadece San’a ibadet ederim = Sen’in cennet nimetini severim = azabından korkarım.’ demekle ifade eder. İhlasın bu derecede olabilmesi için hayrlı amelinde Mü’minin, tamamen halkın övgüsünü ve sövgüsünü sarf-ı nazar etmesi, kendisinden sadır olan ameli görmesi = sayması ve ona itimad etmesi gerekir. Bu itibarla ehli hakikatten birçoğu ihlası, amelle tefsir ettiler. Yani “İhlas; ibadette hareketli olmaktır” dediler.

 

  1. b) Mukarrabin Müslümanların ihlasıdır. Bunlara göre ihlas, öbürlerinden farklı; yapmış oldukları amellerini saymamaları, Allah Azze ve Celle’nin vereceği sevabı veyahud azabı da unutmaları, sadece Hakk Teala’nın ma’bud, mahbub olduğu için emirlerini yerine getirmelerinden ibarettir.

 

Bunlar hareketlerinde, sükunetlerinde, ibadet ve taat yapmakta, ma’siyet ve fıskı terk etmekte, kendi zatlarında asla hiçbir kuvveti müşahede etmezler. Bu makama, ‘Sıdk Makamı’ denilir. Bunlar hiçbir an, tevhid ve yekinden ayrılmazlar. Taat ve ibadet etmelerini, günahları terk etmelerini dahi, Allah Azze ve Celle’nin mücerred inayetinden olduğuna kesin kanaatle inanırlar. İşte bu itibarla bunlar da: ‘Her hususta sadece Sen’den yardım dileriz.’ demekle, imanlarını ve amellerini ifade ederler.

 

Kulun ihlası
amelinin ruhudur

Azizler! ihlas mertebesine yani birinci makama göre, amel yani taat ve ibadetlere, “Amelun lillah = Allah için çalışmak, hareket = sevabı tahsil etmek için amel = ibadetinin hakikatini icra etmek için amel = Allah Azze ve Celle’nin zahiri hükümlerini yerine getirmek için amel” denilir. Kadiri gibi bütün cehri tarikatlerin yolu, ameli bu esasa dayanmaktadır.

 

İhlas mertebesine yani ikinci makama göre; “Amelun billah = hareket, ona yaklaşmayı tahsil etmek, iradeyi fiile geçirmek, ameli tashih etmek, Zatı’nın kastedilmesinin ameli denilmektedir. Nakşibendi gibi bütün gizli tarikatler de bu esas üzere bina edilmektedir.

 

Bazen Şazeli gibi tarikatler, ameli hem ihlas hem sıdk üzere inşa ettiler. Bu itibarla ferden gizli, cem’an cehri zikri tercih ettiler.

 

Bunlar hepsi, gizlide ve aşikarda Allah Azze ve Celle’nin rızasını talep etmek, emrine uygun hareket etmek ve emriyle yürümek ifadesinde birleşmektedirler. Netice-i meram, her bir kulun ihlası, amelinin ruhudur. Onunla ameli hayat bulur, makbul olur, yararlı olur, Allah Azze ve Celle’nin huzuruna yaklaşmaya vesile olur.

 

Niyette ihlas ve sadakati
kazanmanın yolu

Azizler! ihlas ve sıdk makamını kazanmak istersen, toplum nazarında vücudunu = varlığını, yerde eseri dahi kaybolmuş binada gömersen, bu makama ulaşırsın. Bu itibarla İmam Kuşeyri rahmetullahi aleyh, “Amelini ihlasla tashih et. İhlasını da kendi hareket ve kuvvetinden teberri etmekle tashih et (Kendinden, kendi güç ve kuvvetinden bilme)” buyurmuştur.

 

Allah’ın Rasulu sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: ‘Şuurunda azametini istihzar ettiğin halde Allah’ın ismini, alçak ses ve gizlice zikret. Yahud, ‘Sessiz yani sadece kalbinle zikret.’

 

Bişr-ul-Hafi kaddesallahu sırrah-us-safi’ye birisi: ‘İhlasın hakkında bana bir tavsiyede bulun.’ diye istirhamda bulunmuş; “Sessiz, gizlice zikret, helal lokmadan başkasını arama = alma” demiştir. Yine de muşarun ileyh şöyle demiştir: “Mahluk amelimi bilsin diye sevinen kimse, asla ahiretin sevgisini, iman sevgisini bulamaz. Ameliyle halk tarafından tanınmasını arzulayan hiçbir adam yoktur ki, dini gitmemiş ve kendisi rezil rüsva olmamış olsun.”

 

Ebu İshak İbrahim bin Ahmet el-Havas kuddise sirruh diyor ki: ‘Sabretmeyen muzaffer olmaz. Mü’minin izzeti, Allah Azze ve Celle’nin emrini yücelttiği nispettedir. İhlas üzere Allah Azze ve Celle’nin emrini yükseltene Allah, izzet elbisesini giydirir. Mü’minlerin kalbinde büyütür. Allah’ın emrini aziz kılmanın manası, Kur’an’ı tefekkürle okumak, mideye halis helalden az vermek, gece ibadetle uykuyu kaçırmak, seher vaktinde yalvarış, salihlerle düşüp kalkmaktır. Allah Azze ve Celle: “İzzet, Allah’a mahsus, Rasulü’ne mahsus Mü’minlere mahsustur.” buyurmuştur.’

 

Niyet hadisinde, ‘Ve ancak kişinin maksad edindiği niyetinin semeresi vardır.’ cümlesi, bu takdirde, ‘Ancak ameller niyetlerledir.’ cümlesinin takviye edilmesi için değil, muteber olan amelin hakikatinin beyanı ve yukarıda izah edilen manayı bildirmek için tekrarlandı.

 

Ala kulli hal, her şeyden önce tavsiye edilir.

 

Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır: “Mü’minin niyeti, münafığın amelinden daha hayırlıdır. Mü’minin niyeti, münafığın amelinden daha hayırlıdır. Münafığın ameli, kendisinin niyetinden daha hayırlıdır. Ve her biri, niyeti üzere amel eder. Nitekim Mü’min, iyi bir amel işlediği zaman, amelinin nuru kalbinde fışkırır.”

 

Demek her şeyde esas niyettir.

 

Aziz genç! “Müslümanım” dediğimiz zaman, bizden Allah Teala’nın ne istediğini bilmeliyiz. Şu halde Allah Azze ve Celle’nin bize ne gibi muamelede bulunmasını istiyorsak öylece dünyayı bırakalım.

 

Doğru bilgi üzerine
iman ve tevbe

İkinci tavsiye, itikadın tashih edilmesidir.

 

Niyetten sonra en ehemmiyetli iş, yine kalbin ameli olan itikaddır. Binaenaleyh bid’atten ari, nefsin istek ve arzusundan uzak bir itikad gerekir. İtikad, bir şeyin varlığına ve gerçekliğine kanaat etmektir. On beş yaştan itibaren tashih-i itikad, her Mü’mineye farz-ı ayndır.

 

Kişi, gerçek itikada sahib olduktan sonra, herhangi bir günaha çarpılmış olursa, tevbeyle Allah’a dönmesi farzdır.

 

Tevbe: yapılmış olan günahlardan yanık bir kalple pişman olmak, gelecekte o günahları işlememeye azmetmek, geçirmiş olduğu farzları, adakları, kefaretleri süratle ödemeye = kaza etmeye çalışmak, günahında kul hakkı varsa, hak sahibiyle helalleşmek yahud da hakkı sahibine vermek, mesela on sene evvel çaldığı bir seccade yahud bir çift ayakkabı mevcud ise, onu sahibine vermek, mevcud değilse, tevbe ettiği gündeki bedelini, malı çalının kimseye vermek ve o günahını hatırladığı zaman istiğifarda bulunmak yani Allah Teala’dan mağfireti dilemek üzere beş unsurdan ibarettir.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ