Hz. Peygamber(s.a.v)’e Uymayı Nasıl Anlamalıyız?

Hz. Peygamber(s.a.v)’e Uymayı Nasıl Anlamalıyız?
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Efendimizin hayatında olmayan
hayatımızda olmamalı

İstanbul’da verdiğim konferansların birinde, “Hocam, herkes, ‘De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun. (Bana uyun) ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”(1) meâlindeki  âyeti okuyor, ama bu uyma nerde, nasıl, hangi konularda olacaktır, meselesini kimse pek açıklamıyor. Sizce bu ittiba yani Allah’ın Rasûlüne uyma nerde olacaktır, açıklar mısınız?” diye bir soru yönelttiler:

 

Bu soruyu soranlara verdiğim cevabı okurlarımızla da paylaşmak istiyorum. Muhatabım öncelikle nefsimdir.

 

Allah’ın Rasûlü’ne uyma hayatın her alanında olacaktır. Kullukta, tebliğde, imamlıkta, eğitimde, siyasette, ticarette, sanatta, memurlukta, işcilikte, işverenlikte, aile reisliğinde, ailenin bir ferdi olmakta, karada, havada, denizde, yurt içinde ve yurt dışında her yerde ve her zaman olacaktır. Bu mümkün mü? Mümkün!

 

Allah Teala bize öyle bir peygamber göndermiştir ki ölçü alamayacağımız, benzeşemeyeceğimiz hiçbir alanı yoktur. Allah boşuna mı yeminle söylüyor: “Andolsun! Allah’ın Resûlü’nde sizin için (uyulacak) güzel bir örnek vardır.”(2)

 

Tebliğ makamında olanlar, tebliğin ölçülerini Allah Resûlü’nden almalı ve baş ucuna asmalıdır. İmamlar imamlığın, eğitimciler eğitimin,  siyasetçiler siyasetin,  ticaretciler ticaretin, sanatcılar ve sanatkârlar sanatın, işçiler ve işverenler, iş alan ve işveren olmanın, başkanlar başkanlığın, yöneticiler yönetimin, edipler edebin, memur olanlar memurluğun ölçülerini ve ahlakını Ondan almalı ve Ona uymalıdırlar.

 

“Müslümanım” diyorsanız, hangi meslekte olursanız olun, size bakan, sizde Hz. Peygamber’in izlerini ve yansımalarını görebilmelidir. Mesela:

1) Hz. Peygamber’in kazaya kalmış, vaktinde kılınmamış, geç kalmış, huşusuz, ta’dil-i erkânsız ve cemaatsiz kılınmış namazı yoktu. Onun ümmeti olan bir Müslüman olarak bizim de kazaya kalan, vaktinde kılınmayan, geç kalan, cemaatsiz, huşusuz ve ta’dil-i erkânsız kılınan bir namazımız olmamalı.

 

2) Hz. Peygamber, içkinin damlasını dahi ağzına koymamış, onun soyunda, hayatında zina yok, kumar yok. Asla putlara eğilmemiş. Dilinde yalan yok, gıybet yok, sözünden dönme yok, emanete hıyanet yok, hain bakış yok. Hz Peygamber’in hayatında ne varsa, Ona inanmış bir Müslüman olarak bizim hayatımızda da o olmalı, Onun hayatında olmayan bizim hayatımızda da olmamalıdır

 

3) Hz. Peygamber güzel ahlaklı idi. Kimseyi ezmedi, üzmedi. Fedakârdı. Ümmetinden borçlu ölenin borcunu ödemeyi üstleniyor, geriye mal bırakmışsa onu, varislerine bırakıyordu. Vefakârdı, Hakk’ın ve halkın iyiliklerini unutmuyordu. Cefakârdı, saldırılara maruz kalıyordu, intikam almaya kalkmıyor, kimseye beddua etmiyordu. Cömertti, cömertliğinden elindeki ve avucundakini dağıtırdı, aç kalırdı, açlığını bastırmak için karnına taş bağlardı. Temizdi, temizliği imandan sayıyordu. Halimdi, selimdi. Yumuşak sözlü, tatlı dilli idi. Hakperestti, adildi, şefkatli, merhametli idi. İyilikleri unutmaz, kötülükleri unutur, affederdi. Sabırlı, alçak gönüllü, iffetli, doğru ve güvenilir idi. Her Müslüman düşünmeli: “Ben Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin bu güzelliklerinden ve özelliklerinden payıma düşeni almış mıyım? Bir ümmet olarak Ona yakışmış ve uymuş muyum?”

 

Peygamberimiz, vefayı Vefiyy’den, affediciliği Afuvv’dan, rahmeti Rahim’den, re’feti  Raûf’dan, adaleti, Adl’den, sabrı Sabûr’dan, cömertliği  Cevvad-ı Mutlak’tan, eğitimi  Rabb-i Rahîm’den, beden ve çevre temizliğini Tahir, Mutahhir ve Kuddüs’ten kısaca övülen eşsiz güzel ahlakı Esma-i Hüsnâ’nın tamamından, Allah’tan aldı. Allah’ın güzel isimlerinin tecellileriyle donandı, doyulmaz, kıyılmaz, eskimez, unutulmaz bir sevgili oldu. Hem de âlemlerin sevgilisi oldu.

 

Avrupa’da papazlara dedim…

Avrupa’da, papazlara dedim: “Eğer siz, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellemi tanıma fırsatını kendinize verseniz, biz Müslümanlardan daha çok Ona sahip çıkarsınız.”

 

Benim bu sözümün üzerine Papazlardan biri şöyle dedi, “Kardeşim, sizin o güzel Peygamberinize biz inanacağız. Fakat o güzel Peygamberinizi temsil eden, ahlakıyla onu yansıtan Müslüman arıyoruz. Onu bulmakta zorlanıyoruz.”

 

Anladım ki şu sözü söyleyen çok haklı söylemiş: “Eğer biz Müslümanlar, İslam ahlakını işlerimizle, sözlerimizle ve ahlakımızla gösterebilseydik, diğer dinlerin mensupları saf saf, cemaat cemaat İslamiyet’e gireceklerdi.

 

Vefanız yoksa, affediciliğiniz yoksa, merhametiniz yoksa, adaletiniz yoksa, sabrınız yoksa, cömertliğiniz yoksa, edepli ve takvalı bir eğitiminiz yoksa, sadakatiniz ve istikametiniz, teslimiyet ve dürüstlüğünüz yoksa, edebiniz ve utanma duygunuz yoksa, fedakârlığınız yoksa, kendiniz için istediklerinizi başkaları için de istemiyorsanız;  kısaca Onun ahlakına benzer güzel bir ahlakınız yoksa Onu seviyorum, demenin; Ona uymaktan bahsetmenin bir anlamı kalır mı?

 

O, müminlere rahmetti. Müminler onunla hidayete kavuştu. Münafıklara rahmetti; münafıklar onunla güven buldu, öldürülmekten kurtuldular. Kâfirlere rahmetti, Onun hürmetine kâfirlerin cezası sonraya ve ahirete bırakıldı.

 

Tüm kemalatlar
şahsında toplanmıştı

4) Hz. Peygamber’de hilmin yani yumuşak huyluluğun kemali ile beraber, şecaatin yani yiğitliğin kemali vardı. İki hasletin de eşit bir şekilde bir insanda bulunması kolay değildir. Alçak gönüllülükle beraber, izzetli ve onurlu duruşun, kahramanlığın kemali vardı. Tutumluluğun kemali ile beraber cömertliğin kemali vardı. En mahrem meseleleri öğretmenin yanında hayanın kemali vardı. Şefkatin kemali ile beraber, Allah için kızmanın kemali vardı. Affetmenin kemali ile beraber, izzet-i nefsin kemali vardı. Tevekkül ve teslimiyetin kemali ile beraber, çalışmanın kemali vardı. Bunların hepsinin  -birbirinin derecesini azaltmadan-  Peygamberimizde toplanması mucizelerin mu’cizesi idi. Elbette hiç kimse böyle bir mucize adam olamaz; ama her Müslüman ona benzemede, onun ahlakını yaşamada elinden gelen bütün gayretini sarf etmelidir. Onun gibi olamamanın da ıstırabını çekmelidir. Allah’tan af ve mağfiret istemelidir.

 

5) Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin ümmetinden olan herkes, kendisindeki özellik, güzellik ve nimetlerin, edep, cemal, kemal, maharet, kabiliyet gibi haslet ve hususiyetlerin asıl sahibinin Allah olduğunu itiraf etmeli, Hz. Peygamber gibi “Beni Rabbim terbiye etti. Bu nimetleri bana O verdi. Bu güzellikleri bana O kazandırdı.”  diyerek itirafını dile getirmelidir.

 

6) İbadet edenler ibadetin, dua edenler, duanın, zikredenler zikrin, infak edenler infakın, kahramanlar kahramanlığın edep ve adabını Rasûlullah’a sormalı, Ondan almalı ve Ona uymalıdır. Çünkü bu hususlarda O, hep önde ve zirvedeydi.

 

Biz neresindeyiz peki?

7) Adalette ve şefkatte ittiba. Hüküm verme makamında olanlar, ölçüyü ondan almazlarsa hükümleri zulmü netice verebilir. Şefkatte ölçüyü ondan almayanlar, merhametsizlik yapmış olabilir. Mesela çocuğu istiyor diye babanın çocuğuna içki ve sigara alması veya gençtir gençliğini yaşasın, diyerek sü-i istimallerine göz yumması, sabah namazında çocuğu rahatsız olmasın diye, annenin, çocuğunun, üstüne yorganı çekmesi. Bunlar, sünnete aykırı davranışlar, kaş yapayım derken göz çıkarmalardır. Evet anne-baba her kusuru görüp çocuğu tepelememeli, doğduğuna pişman etmemeli, ama bütün bütün de serbest bırakıp ibadetsiz bir hayata, kötü alışkanlıklar edinmesine göz yummamalıdır.

 

8) Peygamberimizin adaleti, yakınlarını kayırmadı, şefkati, değil dostlarını düşmanlarını dahi; değil inananları, inanmayanları dahi dışlamadı. Şimdi kendi dünyamıza dönelim ve soralım: Biz bu ahlakın neresindeyiz?

 

9) Allah’ın kurallarının çiğnenmesine izin vermedi, fakat şahsına yapılan kötülükleri unuttu. Bu hususlarda biz, ona uymanın neresindeyiz?

 

10) Dünyada iken cennetle müjdelenmiş adam yetiştirdi. Talebelerinin hepsi müctehiddi. Asla yalan söylemezlerdi. Talebeleri de kendisine benzedi. Kötülüklere, kötü alışkanlıklara ve uyuşturucuya toptan paydos dediler. Onun verdiği eğitime edep ve takva hakimdi. Onun öğrencilerinden şirk, küfür, cinayet,  şiddet, alkol ve zina cürümlerine tenezzül eden olmadı. Allah korkusu onlara öylesine hakim olmuştu ki onlardan biri nefsine yenik düşse, kazara bir günah işlese gidip kendisini şikâyet ediyordu. Biz, Onun getirdiği bu hayat tarzının neresindeyiz?

 

11) Bütün iyiler, vicdanı bozulmamış bütün kötüler Onun iyi ve güvenilir olduğunda ittifak etti.

 

12) O bir müsbet inkılapçı idi. Kötüyü kaldırdı, iyiyi koydu. Zulmü kaldırdı, adaleti koydu.

 

13) O, ibtida ile intihayı birleştirdi. Yani ilk söylediği söz, son söylediği söz oldu. Ne söylediyse o eskimedi. Şimdi gelin, Onun, ırkçılık düşüncesini paramparça eden şu sözünü bir kere daha hatırlayalım: “Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahin da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.(3)

 

Bu söz ilk söylendiği günkü kadar taze ve güzel değil midir? Her Müslüman bu sözün gereğini yapsa kan, kavga ve göz yaşı olur mu? İşte böyle. Onun koyduğu kurallar, kemalin zirvesindeydi. Söyledikleri zamanla tekâmüle ihtiyaç bırakmayacak kadar mükemmeldi. O bir baharistandı. Bahar mevsiminde ki binbir renkte çiçek ve güller gibi onun hayatında güzel ahlakın bin bir güzel tonu, rengi, ahengi ve güzel kokusu vardı. Bir bahar mevsiminde dünyaya geldi. Bahar mevsimi gibi güzeldi. Bahar gibi ömrü kısa oldu, ama gönüllerde hep bahar gibi yeni ve güzel kaldı. Onu görenler ona doymadı, görmeyenler Onun hasretiyle yandı.

 

Makalemizin başındaki sorunun içinde geçen ayet, okunduğu ve anlatıldığı kadar anlaşılsaydı, anlaşıldığı kadar da uygulansaydı; bizim asrımız da O Şanlı Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin asrı gibi, saadet asrı olurdu; bırakın ülkemizi dünyada dahi anarşi ve terör diye bir şey kalmazdı.

 

İddia ediyorum, ben dahil ‘Müslümanım’ diyen herkese sesleniyorum: Siz Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi veselleme uyun, Onun gibi olun, ülkenizde ve dünyanızda anarşi ve terörün değil eylemi, sözü bile olmayacaktır. Bu davamı her platformda isbata hazırım. Sonsuz salat ve selam olsun Ona ve Ona uyup izinden gidenlere.

 

Notlar: 1) Al-i İmran, 3/31. 2) Ahzab, 33/21. 3) Ahmet ibn-i Ahmet, 7/50, 202, 412; Berki, Ali Himmet, Keskioğlu, Osman, Hz. Muhammed ve Hayatı, 371-374; Karakaş, Vehbi, Sana Öyle Hasretim ki, 95-102

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ