“İçimden İbadet Etmek Gelmiyor” Mu Diyorsunuz?

Vehbi Karakaş

Yazarın şu ana kadar yazılmış 3 makalesi bulunuyor.

Asi (günahkâr) birinden bir söz geldi kulağıma, diyormuş ki, “İçimden ibadet etmek gelmiyor!” Nefsimi dinledim, baktım nefsim de aynı şeyi söylüyor. Anladım ki, şeytandan ders alan o adam, o sözü, bütün nefsi emmareler adına söylemiş.

 

Düşündüm.. Nefsim istemiyor diye ibadet etmeyeyim, namaz kılmayayım ama, nasıl? Hangi mazereti ileri süreyim?

 

Deli değilim, hayvan değilim, çocuk değilim. Çünkü Allah bunlardan hiç bir şey istemiyor (mükellef değiller). Ne namaz, ne oruç, ne hac, ne zekat, ne de kelime-i şehadet. Çünkü onların bunları yapmaya zaten kabiliyetleri yok.

 

İnsanım, akıllıyım, müslümanım, buluğ çağına ermişim. Öyleyse nasıl ibadet etmeyeyim, neden namaz kılmayayım?

 

“Ücret almışım, karşılığını
ödemem lazım!”

Habib-i Neccar aklıma geldi. Antakya halkından inanmış biri. Allah’ın gönderdiği elçilere baş kaldıran Antakya ileri gelenlerini, insafa ve itaata çağıran Habib-i Neccar…

 

Puta tapan Antakyalılara insafça ve insanca düşünmeyi öğretmek için şöyle demişti: “Beni Yaratana ne diye kulluk etmeyeyim?”(Yasin; 22)

 

“Ben sizi de kendim gibi düşünüyorum. Ben beni yaratana kulluk etmeyi borcum, vazifem bilirim, çünkü beni yaratmıştır. Ona karşı bu vazifemi yapmamak için hiçbir özrüm ve mânim yok. Halbuki siz de ona döndürülüp götürüleceksiniz. O halde Ona kulluktan nasıl kaçınırsınız?” (Hakdini Kur’an Dili, Elmalılı, M. Hamdi Yazır, c. 6 s.4018)

 

“Ben Ondan başka tanrılar edinir miyim? Eğer Rahman olan Allah bana bir zarar vermek isterse, tanrıların şefaati bana fayda vermez, beni kurtaramazlar. Doğrusu o takdirde apaçık bir sapıklık içinde olurum. Halbuki ben sizin de Rabbınız olan Allah’a inandım. O halde beni dinleyin, (Allah’dan gelen) bu elçilere uyun..”(Yasin, 23-25)

 

(Azgınlar bu sözleri dinlemeyip o zatı taş yağmuruna tuttular. Tam öleceği esnada ona) “Gir cennete!” denildi. Bu ilahi müjdeyi duyan zat, “keşke, dedi, kavmim bunu bilseydi!” Rabbimin beni iyiliğime bağışladığını ve ikram edilen kullarının içine aldığını bir bilselerdi.”(Yasin, 26-27.)

 

“Habib-i Neccar kavmi hakkında böyle temennide bulundu. Demek kavmini unutuvermemiş, kin ve intikam da beslememiş, düşmanlarına bile merhamet eden evliya ruhiyle istemişti ki; kendinin erdiği saadeti bilseler de, cinayetlerine, küfürlerine tevbe edip iman ve itaat yolunu tutsalar…”(Elmalılı M. Hamdi Yazır, a.g.e, c. 6, s.4019.)

 

Görülüyor ki cennet, Allah için çekilen acının, sancının, ölümün hemen ucunda… Öyleyse ben nasıl ibadet etmeyeyim?

 

Evet ibadet etmeyeyim, etmeyeyim ama nasıl? Ücret almışım, onun karşılığını ödemem lazım.

 

Öyle nimetler ihsan etmiş ki,
nasıl ibadet etmeyeyim?

Yüce Yaratıcı beni varlık alemine çıkarmış, kainatla münasebet haline getirmiş, iştahlı bir mide vermiş, bütün yiyecekleri önüne koymuş; duyarlı bir hayat vermiş, yeryüzü gibi bir nimet sofrasını gözümün, kulağımın, ellerimin önüne sermiş. Beni insan olarak yaratmış, mülk ve melekût gibi geniş bir nimet sofrasını önüme açmış.

 

Sonra beni en büyük insanlık olan İslamiyetle tanıştırmış, mümkinat dairesiyle beraber Esma-i Hüsna ve mukaddes sıfatlar dairesini içine alan lezzet, saadet ve nimet sofrasını önüme dizmiştir. Sonra imanın bir nuru olan muhabbet duygusunu fıtratıma yerleştirmekle beni sonsuz bir lezzet ve saadete gark eylemiştir.

 

‘İşte ey nefsim! Sen bu ücretleri almışsın. Kulluk gibi rahat, hafif ve lezzetli bir hizmetle görevlisin. Bu kadar ücrete karşılık, bu kadar rahat bir vazifeyi yapmamak veya tembellik göstermek yarım yamalak yaptığın zaman da eski ücretler yetmiyormuş gibi, çok büyük şeyleri haketmişcesine istemek ve “Niçin duam kabul olmuyor” diye nazlanmak’ ne büyük ayıp, ne büyük günahtır!’ (bkz. Sözler, Bediüzzaman Said Nursi, 24. Söz, 5. Dal 2. Meyve)

 

Büyük Mütefekkir, Hasbunallahu ve ni’melvekil’in tefsirini yaparken diyor ki: “Hasbuna’daki “NA”da bulunan “ENE”ye yani kendime baktım, gördüm ki: Hayvanat içinde beni dahi menşeim olan bir katre sudan yaratan yaratmış, mucizane yapmış, kulağımı açıp gözümü takmış, kafama öyle bir dimağ sineme öyle bir kalb, ağzıma öyle bir dil koymuş ki o dimağ o kalb ve o dilde rahmetin bütün hazinelerinde biriktirilen bütün Rahman; hediyeleri, atiyyeleri tartacak, bilecek yüzer mizancıkları, ölçücükleri (yerleştirmiş). Esma-i Hüsna’nın sonsuz cilvelerinin definelerini açacak, anlayacak binlerce aletler yaratmış, yapmış, yazmış. Kokuların, renklerin sayısınca tarifeleri o aletlere yardımcı vermiş…”(Şualar, Bediüzzaman, Said Nursi, 4. Şua, 3. Mertebe-i Nuriye-i Hasbi-ye, s. 54.)

 

Öyleyse bana ne oluyor ki ben, beni yaratana maddi ve manevi nimetlerle beni donatana ibadet etmeyeyim?

 

“Namazsızlık, ibadetsizlik
insana yakışmıyor”

Ey ibadetsiz ve namazsız insan! Yüce Allah seni yokluk karanlıklarından çıkarmakla sana kötülük mü etti? Seni insan yaratmakla, akıl vermekle, o akılla seni medeniyet harikalarına kavuşturmakla sana kötülük mü etti ki beş vakit namaz gibi bir teşekkürü çok görüyorsun? Dinden, imandan ve camiden uzak yaşıyorsun?

 

Merkebin sırtından alıp, otomobile bindirmekle, kağnıdan indirip traktöre çıkarmakla, attan alıp uçağa oturtmakla, hepsinden önemlisi seni müslüman yaratıp cennete namzet kılmakla sayısız nimetleri önüne koymakla sana kötülük mü etti ki sen ibadeti gündemine almıyor, insanca ve müslümanca yaşamaya yanaşmıyorsun?

 

Seni yaratan Yüce Allah sana sesleniyor:  “Ey insan! Bu kadar cömert Rabbine karşı seni aldatan nedir?” (İnfitar; 6)

 

Nefsim adına “İbadet etmek içimden gelmiyor” sözünden utanıyorum. Yine nev’im adına nerden nereye geldiğimi bana hatırlatan;
Ayağ idik baş olduk
Kuru idik yaş olduk
Kanatlandık kuş olduk ,
Uçtuk Elhamdülillah,
mısralarıyla da iftihar ediyorum.

 

Başkalarını bilmem ama, ibadetsiz ve namazsız yaşamak insana yakışmıyor…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ