İÇLER ACISI BİR SOSYAL MEDYA GÖZLEMİ

Raif Kocak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 5 makalesi bulunuyor.

İnsafsız bir zihni işgal yaşanıyor

Bir önceki (180 Aralık 2015 Tarihli) sayımızda çağımızın en büyük imkânı ve dolayısıyla aynı zamanda da imtihanı olan sosyal medya ile ilgili bir yazı kaleme almış, sosyal medyada sergilenen hoyratlıkları tenkid etmiş, özellikle inançlı kesimin mahrem resimlerini bu platformlarda paylaşmalarını eleştirmiştik. Ancak yaptığımız gözlemlerde olayın bu kadar basit kalmadığını hatta boyutlarının çok ciddi noktalara ulaştığını müşahede ettik.

O yazıdan sonra, yine bu minvalde özellikle gençlerimizin yoğun olarak kullandıkları siteler ve paylaşım platformları ile ilgili gözlemler yaptık.

Gördüğümüz şey; bunların basit birer heves veya gençlik takıntısı olmadığı; bilakis planlı, projeli ciddi kaynaklar harcanarak Müslüman gençlerinin umutlarına ve geleceklerine dair ciddi tehditler barındırdığı… Eğlenceli gösterilen bu sanal platformlarla genç nesillerimizin zihinleri adeta iğfal ediliyor; çevremizdeki birçok ülkede silahlı işgal yaşanırken bizde ahlaksız ve insafsız bir zihni işgal yaşanıyor. Fakat maalesef insanlarımız, durumun farkında olmadıkları için gönüllü bir asker gibi bu işgale razı oluyorlar.

Bu ortamlara abone olan, beğenen, paylaşan ve zamanlarının çoğunu bu sanal mekânlarda heba eden insan sayısına bakınca işin vahameti karşısında tüyleriniz ürperiyor. Bu ortamların müdavimlerinin belli bir kesimden olmadığını, her kesimden, her düşünceden bin türlü insanın mevcut olduğunu görüyor ve üzülüyorsunuz.

Sosyal medya sosyalleştirmiyor

Buralara takılan insanları bekleyen tehlikeler sanıldığı kadar az değil! Her platforma göre ayrı ayrı şekillenen birer dünyalarının olması hayata tutunmalarını zorlaştırıyor. Kişilik bulmak ve karşıdaki ile iletişimlerini sürdürmek için yalan söylüyor, yapmacık hareketler sergiliyorlar. Kendilerini olduklarından farklı gösterme çabalarının bir neticesi olarak da ileride tamiri güç kişilik bozuklukları ile karşı karşıya kalıyorlar. Yapılan araştırmalara göre bu sanal mecralar insanın bilhassa da yeni yeni şahsiyet sahibi olan gençlerin kimlik bunalımı yaşamalarına sebep oluyor.

Variyetli insanların hayatlarını sosyal medya üzerinden takip eden fakir veya ekonomik durumları kısıtlı kimseler, kendi hayatlarıyla takipçisi oldukları zengin kimselerin hayatlarını kıyasladıktan sonra bunalıma giriyorlar.

Bunlara sosyal medya platformları denilmesi, insanları sosyalleştirdiği anlamına da gelmiyor. Tam tersi buralara takılan insanlar sosyalleşmekten her geçen gün hem de hiç farketmeden biraz daha uzaklaşıyorlar.

Bu platformlar, toplumsal ve ferdi duyguları da köreltiyor! Sevinçler de acılar da sosyal medyadan paylaşılarak yetiniliyor. Durum öyle vahim bir boyuta geldi ki, eskiden yakını vefat edenlerin bizatihi evlerine gidilip, imkân yoksa telefonla mazeret belirtilerek taziyede bulunulurdu. Şimdi ise yakını vefat eden acısını ilk önce sosyal medyadan paylaşıyor. Çevresi de sosyal medyadan taziyede bulunuyor ve bu yeterli görülüyor.

Tedavi olmaması durumunda ölebileceği söylenilen bir çocuk için düzenlenen yardım kampanyası paylaşım rekorları kırıyor ama yardımda bulunanlar üç beş kişiyi geçmiyor.

Anlayacağınız; artık herkes dünyayı, sanal âlemden kurtarıyor gerçek dünyada kimsenin bir şey yaptığı yok! Duygular köreliyor, duygular can çekişiyor. Cemaatle namazın önemini paylaşanlara bakılacak olsa camilerimizin her vakit cemaatle dolduğu düşünülür.

Hal böyle olunca; “Maneviyattan uzak, hesap vereceği mahşer gününden gafil ya da hakiki manada inanmayan, her alanda üretmekten çok tüketen, günü birlik yaşamaya alışmış ve aileleri tarafından yeteri kadar denetlenmeyen bir nesil, bu kadar profesyonelce hazırlanmış, ciddi kaynaklar aktarılarak süslenmiş, uyuşturma platformlarından nasıl kurtarılabilir ve bu ortamları verimli bir şekilde nasıl kullanabilirler?” diye üzüntü ile düşünmek zorunda kalıyoruz. Zira sinsi tuzaklarla gençlerimize hoş gösterilen bu sanal dünyaya girişler artık o kadar kolay ki, 7-8 yaşında okuma yazma bilen bir çocuk bile rahatlıkla yer bulabiliyor ve yetişkinlerin dahi görmemesi gereken fıtratı bozacak görüntülere maruz kalabiliyorlar.

Ahlaki erozyon yaşanıyor

Batının her şeyini taklit etmek gibi bir hastalığımız var. Onlardan esinlenerek ve taklit ederek yerli(!) siteler yapılıyor, ancak gelin görün ki edep ve hayâ ölçülerinde batılılardan daha aşağı seviyelerde sürünülüyor.

Herkesin rahatça telefonuna ya da tabletine yükleyebildiği, çıkış merkezi yine yabancı olan ama yerlileştirilmiş(!), Türkçe yayın da yapan birçok kısa video uygulaması var. Herhangi bir konuda bir başlık açılıyor (başlık denilince ciddi bir şey sanılmasın, saçma sapan “yanındakine bağır, alakasız bir şey yap, videoya çek” şeklinde amaçsız başlıklar), katılımcılar çektikleri kısa videolar ile bu konudaki düşüncelerini paylaşıyorlar ama nasıl bir facia. Altta yorumlarda dizilen sövgüler ise daha beter. İnsanın başkaları adına utanmasına ne ad verilir, bilmiyorum ama onların yerine siz utanıyorsunuz.

Yine bu ortamlardan “sözlük” adı altında faaliyet gösteren, hemen çoğu okumuş(!) kesimden olan gençlerin milli ve manevi değerlere karşı laçkalığını, düşmanlık ve saldırganlıklarını ise görmeyin; ister istemez mevcut eğitim sistemini yeni baştan sorgulamaktan kendinizi alamazsınız. “Altı asır İslam’a hizmet etmiş bir milletin evlatları, doksan yılda nasıl bu kadar bozulabilir, sahip oldukları değerlere nasıl bu kadar yabancı hale gelebilirler?” diye hayretler içerisinde kalırsınız.

Zararlarından nasıl korunuruz?

“Peki, ne olacak bu insanların hali?” sorusunu sorduğumuz yada sadece eleştirdiğimiz zaman problemler çözülür, mesuliyetten kurtulur muyuz? Elbetteki hayır! Ailemizi ve neslimizi mezkûr zararlardan korumak için çareler aramak zorundayız…

Öncelikle ailelerin bu konuda bilinçlenmesi daha sonra devletin artık bu konuda ciddi adımlar atarak bu ortamların verimli şekilde kullanılmasını sağlamak amacıyla projeler geliştirmesi gerekiyor.

Mevcut sistemde, ilköğretim dördüncü sınıfa kadar çocuklar din dersi görmüyorlar. Dördüncü sınıfta başlayan eğitimin içeriği ve yeterliliği maalesef istediğimiz oranda değil. Altı yaşında okula başlayan bir çocuk, on yaşına kadar eğer ailesi vermezse herhangi bir dini eğitim almıyor. Bu konuda en büyük görev ailelere düşüyor. Mevcut eğitim sistemine güvenerek, çocuk yetiştirmenin neticesi yeni neslin bugün geldiği noktada gözlerimizin önünde duruyor maalesef!

Kanaatimiz odur ki; çocuk eğitimine önce ailede başlar, temel dini bilgilerini ailesinden alarak belli bir şuur ve seviye kazandıktan sonra eğitim sistemine dâhil olursa bu kadar kolay savrulmalar olmaz.

Eğitim, önce aileden başlıyor. Bugün kreşler, anaokulları vb. yerler bu eğitimin destekleyici birer unsurlarıdır. Aile çocuğunun okulda aldığı eğitimi kontrol etmek ve varsa okulda aldığı zararlı bilgileri hemen doğruları ile ikmal etmek zorundadır. Aksi halde her gün beynine damlatılan zehir zerreleri birikerek ileride ciddi itikadı problemlere yol açacaktır.

Bugün her aile kendisine şu soruları sormak zorundadır. “Evlâtlarımız gerçekten bizim evlâdımız olarak mı yetişiyor? Onların şahsiyet ve karakterini hangi çevreler şekillendiriyor? Onların gönüllerinde, ideallerinde, hedeflerinde hangi modeller, hangi şahsiyetler var? Çocuklarımız mı televizyon, internet, bilgisayar ve cep telefonlarını kullanıyor, yoksa bu cihazlar mı evlâtlarımıza kumanda ediyor?” (1)  Verdiğimiz cevaplar evlatlarımız ve gelecek nesil ile ilgili beklentilerimizin, hayallerimizin de aynası olacak!

Sosyal medya hayata
nasıl taşınır?

Büyük ve helak edici birçok günahın sıradan ve doğal şeylermiş gibi toplumun zihinlerine sokulduğu, ahiretsiz bir dünya anlayışının insanların zihinlerine ve gönüllerine aşılandığı bir çağda yaşıyoruz.

Birçok haram, helal ambalajlarla hayatımıza girmekte, rezilce yaşamlar nefsi davranışlar ve sapkın yasayışlar özendirilmekte, bunun karsısında helaller ve güzellikler çirkin gösterilip, ayıplanarak kenara itilmektedir.

Müslüman olarak bize düşen; bunca zorluk arasından inancımıza sımsıkı sarılarak şartları ve imkânları kendi lehimize çevirmeye gayret etmek ve ana konumuz olan, bahsettiğimiz devasa bütçelerle ve imkânlarla donanmış teknolojik imkânları, bilinçli ve verimli bir şekilde İslam adına nasıl kullanırız bunun yolunu bulmaktır.

Bu imkânları kullanmamak, boş bırakmak, birilerinin denetimine terk etmek inancımıza, tarihimize, kültürümüze daha fazla zarar vermekten öteye gitmeyecektir. Bu imkânları bilinçli bir şekilde planlı ve programlı olarak İslam davasına hizmet etme aracı haline nasıl getiririz? Bunu düşünmek zorundayız.

Bunu yaparken öncelikle genç neslin haram ve helal ölçüler içerisinde yetişmesini, nefsi terbiye yolu ile eğitim verilmesi için mücadele etmek, önce ailemizden başlayarak hayatın her anında Allah Tealâ’nın emir ve yasaklarını tebliğ görevini yerine getirmek için çaba sarf etmek gerekiyor. Aksi halde bu karanlık sokaklar, birçok insanımızın kaybolmasına sebep olmaya devam ederler.

Cenâb-ı Hak, bizlere hakiki manada bir kulluk hayatı yaşamayı ve ömür sermayemizi razı olacağı en güzel surette kullanabilmeyi ihsan eylesin.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ