İffet ve Hayâ

İffet ve Hayâ
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Güzünümüzde, müslümanlar olarak dikkat etmek durumunda olduğumuz manevi değerlerimizin başında, hiç şüphesiz iffet ve hayâ gelmektedir. Zira bir müminin dinini yıkabilecek en güçlü tehditlerden biri, iffet ve hayâ duygularının kaybedilmesidir.

 

İffet, insanın eliyle, diliyle ve şehevi arzusuyla harama uzanmaktan kaçınması demektir. Hatta iffetli kişiler, harama düşme korkusuyla harama götürebilecek yollardan da sakınırlar.

 

İnsanoğlu dünya malına ve zevk veren şeylere karşı arzu duyar. Bu arzu, esas itibarıyla kötülenmemiştir fakat harama meyletmemesi, helal sınırları içinde tutulması istenmiştir. Kişinin helal olan gıdaya iştah duyması veya helal olan eşine karşı şehvet duyması, çirkin görülmemiştir. Nitekim ayette müminlerin sıfatları sayılırken,

 

“Müminler, namazlarını huşu içinde kılar, boş, lüzumsuz şeylerden yüz çevirir, zekâtlarını verir, iffetlerini korurlar; ancak zevcelerine ve sahip oldukları cariyelerine karşı münasebetleri müstesnadır. Çünkü onlar (bu helâl olanlarda) kınanmazlar. Artık kim bunun ötesinde bir şey isterse o takdirde onlar, haddi aşanlardır.” (Müminun 1-7) buyrulmuştur.

 

İslam dini, insanı yücelten iffet ve hayâ duygularına çok ehemmiyet vermiştir. Bir kimsede hayâ duygusu varsa bu duygu onu bütün çirkinliklerden alıkor. Bundan dolayıdır ki, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, “Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam’ın ahlakı hayâdır.” Buyurmuştur. (İbnu Mace, Zühd 17)

 

İffet ve hayânın zıddı, utanmazlık ve çirkin şeyleri çekinmeden yapmaktır ki Kur’an-ı Kerim’de bunun adı “fahşa ve münker”dir. Allah azze vecelle kullarının utanmazca çirkin işler işlemesini sevmez.

 

“Muhakkak ki Allah, adaletli olmayı ve ihsanı ve akrabalara vermeyi emreder. Ve fuhuştan, münkerden (Allah’ın yasakladığı şeylerden) ve azgınlıktan (hakka tecavüzden) sizi nehyeder. Böylece umulur ki düşünürsünüz diye size öğüt veriyor.” (Nahl, 90)

 

Allah’ın Resulu buyurdular ki: “Allah kıskançtır, mü’min de kıskançtır. Allah’ın kıskanması, mü’minin Allah’ın haram ettiği şeyi yapmasıdır.” (Buhari, Nikâh, 107)

 

Demek ki Allah-u Zülcelâl mümin kulunu, tıpkı seven bir kimsenin sevdiğini esirgemesi ve sakınması gibi çirkinliklerden sakınıyor. Onun kötü fiilleri işlemesine razı olmuyor, onu şeytanın ayarttığı ve fahşaya sürüklediği zaman gazap ediyor, kıskanıyor.

 

Cahiliye toplumunun ıslahı

 

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin gönderildiği toplum, iffet ve hayâ ahlakını kaybetmiş, türlü türlü ahlaksızlıkları işleyen bir topluluk idi.  Evlenmenin bir kuralı yok gibiydi. İnsanlar sınırsız sayıda evlenir, geçici evlilik yapar, evlendiği kadını sonra başkasına nikâhlar veya emri altındaki kadın ve kızları birbiriyle takas ederek nikâhlar ve bunun gibi ahlaka aykırı birçok işler yaparlardı.

 

Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam kendisine indirilen ayetlerle nikâh ve boşanma hususunda Allah’ın çizdiği sınırları insanlara bildirdi. Evlilik ve boşanma ile ilgili hükümlerin “hududullah”, yani “Allah’ın sınırları” olarak adlandırılması ve müminlerin “bunları aşmayın” diye ikaz edilmesi, İslam’da nikâh ve iffetin mühim bir esas olduğuna işaret ediyor:

 

“Boşanma iki defadır. Ya iyilikle tutma, ya da iyilik yaparak bırakmadır. Karı ve koca Allah’ın sınırlarını/yasalarını koruyamamaktan korkmadıkça kadınlara verdiklerinizden bir şey almanız size helal değildir. Eğer Allah’ın sınırlarını ikisi koruyamayacaklar diye korkarsanız, o zaman kadının fidye vermesinde ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır, onları aşmayın. Allah’ın yasalarını bozanlar, ancak zalimlerdir. Bundan sonra kadını boşarsa, kadın başka biriyle evlenmedikçe bir daha kendisine helal olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah’ın yasalarını gözeteceklerini sanırlarsa, eski karı ile kocanın birbirlerine dönmelerine bir engel yoktur. Bunlar, bilen kimseler için Allah’ın açıkladığı sınırlardır.” (Bakara, 2/229-230)

 

Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam müslümanın iffet dairesi içinde münasebetlerini sürdürmesi için en temel kanunları ortaya koyarak toplum hayatına bir düzen getirdi. Böylece ahlaklı insan ve ahlaklı toplum nasıl olunur, bunun kurallarını bildirdi.

 

Allah ve Resulü, müminleri güzel ahlaka yakışmayan hallerden sakınmak için onları günahın büyüğünden de küçüğünden de sakındırmışlardır. Günahlara götüren yolları kapatmak için onlara tesettürü, hayâyı ve edebi öğretmişlerdir.

 

Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam, iffet ve hayâ hususunda da müminlerin en mükemmel örneğidir.

 

Hz. Peygamberin İffeti

 

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem henüz kendisine risalet verilmeden önce de iffet sahibiydi. Rabbi onu, içinde yaşadığı muhitin kötülüklerinden çeşitli şekillerde muhafaza ediyordu. Mesela, onu yoksullukla muhafaza ediyordu. Amcalarından en yoksul ve ailesi kalabalık olan Ebu Talip’in himayesi altındaydı. Ona yardım etmek için Mekke civarındaki dağlarda koyun otlatıyordu. Bu sayede şehrin günah bataklıklarından uzakta, masumane bir hayat yaşıyordu.

 

Hatta şehre inmek istediği zamanlarda da korunuyordu. Hazret-i Ali radıyallâhu anhunun rivâyetine göre, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Ben, câhiliye devrinde insanların yaptıkları şeyleri yapmaya iki defa teşebbüs etmiştim. Ancak Allah-u Zülcelâl her defasında beni bundan korudu. Bir gece, Mekke’nin yukarı taraflarında, Kureyşli birkaç gençle koyunlarımızı otlatıyorduk. Arkadaşıma: “Koyunlarıma bakarsan, ben de diğer gençler gibi Mekke’ye gidip gece sohbetlerine katılacağım” dedim. Arkadaşım “Olur” deyince yola çıktım. Mekke’ye yaklaştığım zaman, def, kaval ve ıslık sesleri işittim. “Bu nedir?” diye sordum. “Falan erkek ile filân kadın evleniyor!” dediler.

 

Hemen oturarak seyretmeye başladım. Ancak o sırada Allah azze ve celle kulaklarıma bir ağırlık verdi ve oracıkta uyuyakaldım. Allah’a yemin ederim ki, güneş üzerime doğuncaya kadar uyanamadım. Hemen dönüp arkadaşımın yanına geldim. “Ne yaptın?” diye sordu. “Hiçbir şey yapamadım!” diyerek, başımdan geçenleri anlattım. Başka bir gece, aynı şey tekerrür etti. Bundan sonra, Rabbim beni peygamberlikle şereflendirinceye kadar, hiçbir kötü şeye meyletmedim!” (İbn-i İshâk, s. 58-59; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 292)

 

Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam, Hz. Hatice’yle evleninceye kadar, zina ve fuhşun her türlüsünden muhafaza edildi. O faziletli hanımla evlendikten sonra, yaşlı olmasına rağmen hanımı ile yetindi, hiçbir kötülüğe yaklaşmadı. O zamanda hayâsızlığın her türü çok yaygınlaşmış olduğu halde hiçbir kötülüğe bulaşmadı.

 

Allah Resulünü tanıyanlar, onun hakkında şöyle buyurmuşlardır: “Resulullah aleyhissalatu vesselam, çadırdaki bakire kızdan daha çok hayâ sahibi idi. Hoşlanmadığı bir şey görmüşse biz bunu yüzünden hemen anlardık (yüzü kızarırdı).” (Buhari, Edeb, 77)

 

Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam iffetsizlik yapmak şöyle dursun, müstehcen sözleri konuşmaktan bile kaçınırdı. Rasulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Edepsizlik ve çirkin söz, girdiği şeyi çirkinleştirir. Hayâ ise girdiği şeyi güzelleştirir.”(Tirmizi, Birr, 47)

 

Edebini muhafazaya çok itina gösterirdi. Daha çocuk yaştayken, edep yeri açılacak şekilde elbisesini omzuna çekecek olsa gaipten bir sesle uyarılırdı.

 

O, Rabbi tarafından küçük yaştan itibaren böyle korunuyordu. Böylece hiçbir zaman kötülüklere yaklaşmadı bile. Ümmetine temiz ahlak ve hayâ örneği oldu. Ümmetini, hem haliyle hem de sözleriyle iffet ve hayâ ahlakına davet etti.

 

Kaynak: Seyda Muhammed Konyevî, Hz. Peygamberin Üstün Ahlakı, Reyhani Yayınları, 2013.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ