İffet’ten Ne Anlıyoruz?

İffet’ten Ne Anlıyoruz?
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Kuran-ı Kerim’de, insanın dünya hayatı süresince hissetmekte olduğu, kalbî bedenî durumuna işaret eden ayetler vardır. Bu ayetlerde, hep insanın “sıkıntılı haline” işaret edilir. Mesela “Muhakkak ki, Biz insanı elbette bir meşakkat içinde (bulunacağı bir mahiyette) yarattık.” (Beled; 90) ayetinde, insan için huzurlu ve rahat bir hayatın söz konusu olmadığı, hep çaba göstermesini gerektirecek meşakkatlerle karşılaşmakta olduğuna işaret edilir. Yahut “Muhakkak insan hüsrandadır” (Asr; 2) ayetinde, insanın, kayıpları sebebiyle pişmanlık içinde kıvranan bir tüccarın halet-i ruhiyyesine sahip olduğu beyan edilir.

Başka birçok ayetlerde de insan kalbinde mevcut olan sıkıntılara işaret edilir.

Günümüzde insan yaratılışı konusunda, vahye kulak tıkayan psikologlar ve psikiyatrlar, aslında insanın tabiİ hali olan bu durumuna isimler takarak, sözde iyileştirme yöntemleri bulmaya çalışmaktadır. Stres, depresyon, anksiyete, panik atak vb. bütün rahatsızlık adları, insan nefsinin mevcut huzursuzluk halinin, günlük hayatı etkileyecek şekilde dozunun artmasından başka bir şey değildir aslında…

Evet, insan sıkıntı içindedir, bunalımdadır. Çünkü korkuları, kaygıları, ihtiyaçları, arzuları ve onları karşılama hususunda acziyeti onu bunaltmaktadır.

‘Nefsin anladığı iki dil’

Nefsimiz, topraktan yaratılmış bedenimizin karanlıkları içinde, bilgisiz ve gafil bir haldedir. Sadece dürtü ve sezgileriyle kendi varlığını hisseden nefsimiz; vahyin açtığı pencereden nurlu ufukları seyretmekte olan ruhumuzun halinden habersiz, korku ve ihtiyaçlar içinde deprenip durmaktadır.

Ruh süvarisi ise kendisine binek olarak verilmiş nefis hayvanının bu serkeşliği karşısında rahatsızdır. Eğer ilahi bir nefha olan ruhumuz, nefsimize kendi ince, latif ve zarif lisanıyla konuşacak olsa nefsin bundan bir şey anlaması mümkün değildir. Çünkü nefis, “zelûm ve cehûl” sıfatlarının işaret ettiği gibi “bilgiyi taşıyan alametleri” anlaması mümkün olmayan, sadece hisleri içinde kıvranıp duran bir mahlûktur.

Nefis sadece iki dilden anlar, elem ve lezzet hislerini harekete geçirecek azap tehdidi ve mükâfat vaadi. Nasıl ki hayvanları ehlileştirip onlara çeşitli numaralar öğretmek isteyenler, bunun için yiyecek, karşı cinsle buluşma gibi mükâfatlarla ateşin, elektrik şokunun azabını kullanırlarsa, nefis de aynı dilden anlar.

İşte, bu yüzden huzursuzluk içinde deprenip süvarisini sıkıntıya sokan nefsimize de bu dil ile ulaşmak mümkündür. Kuran-ı Kerim’in bizzat kendi ifadesiyle dikkat çektiği gibi, “Beşîr ve nezîr” üslubuyla, yani sonsuz azapla korkutup ebedi mükâfatla müjdelemesi de nefsin mevcut hali sebebiyledir.

Kuran-ı Kerim, insanda bulunan ilahi bir nefha olan ruhu, bineği olan nefse hâkim olması için iki yönden desteklemiştir. Birincisi, şu gurbet diyarında pek sıkıntılı olan ruha, ana vatanı olan semavattan indirdiği ayetlerle bir haber, bir müjde, bir ümit göndermiştir. İkincisi, bu ayetlerde, ruh süvarisine nefis bineğini ehlileştirmesi ve korkularından kurtarıp huzura kavuşturmasının yolunu da göstermiştir.

İffet müminin vasıflarındandır

Rabbimizin beyanına göre yalnız “Müminler felaha kavuşmuştur.” (Mu’minun; 1) Hem de “İman ettik,” demekle salıverileceğini zanneden, henüz sınavdan geçmemiş müminler de değil, sahte olmadığı, içinden dışına kadar hakiki, samimi mümin olduğunu ispatlamış hakiki müminler…

O müminler ki, onların vasıflarını sayarken Rabbimiz, “Onlar namazı kılarlar…” (Neml; 3), “Namazlarında huşu duyarlar…” buyurur. “Boş şeylerden yüz çevirir, zekâtlarını vermekte gayretli olurlar” gibi mümtaz vasıflar ile zikrederek, bu müminlerin, ruhani bir yöneliş ve gayret içinde olduklarına işaret eder. Ve bunların ardından da “İffetlerini korurlar” buyrularak, iffetin de hakiki müminin ahlak haline getirmesi gereken meziyetlerden biri olduğu ortaya konulur. (Mu’minun; 2-5)

İffet kelimesi, nefsin ihtiyaçlarını helal dairesi içinde gidermek, bu mümkün olmadığı takdirde haramdan sakınmak, ihtiyaçlarına karşı sabırlı olmak demektir. Bugün kullandığımız Türkçede ‘iffet’ daha çok, üreme ihtiyacının meydana getirdiği arzular konusunda haramdan sakınmayı anlatsa da aslında ayet ve hadislerde, “Mal arzusuna karşı iffetli olup dilencilik gibi ayıplardan sakınmak” gibi ince manaları da kapsar. (Bakara; 273)

Peygamber Efendimizde aynı manada; “Allah, yoksul olmasına rağmen iffetini korumaya çalışan mümin kulunu sever” buyurmuştur. (İbn Mâce)

Açlık derecesinde yokluğa rağmen bunun sıkıntısına sabır gösterip, haram ve mekruh işlerden sakınmak, hatta el açıp istemekten kaçınmak, hiç kuşkusuz ona nazaran ikinci derecede bir ihtiyaca sabretmekten daha zordur. Allah Resulünün, ehl-i beytinin, ashabının ve onların yolunda giden Allah dostlarının iffeti, bu en yüksek seviyedeki iffettir.

İffetli olmayı istemek

İffet, hiç kuşkusuz, vahyin terbiyesi altında uysallaşıp dürtüselliğinden arınmış bir nefsin vasfı olabilir. Çünkü iffet, nefsin acelecilik, dayanıksızlık, gibi aşağı sıfatlarından arınmasını gerektiren yüksek bir vasıftır.

Bugünkü psikologların “dürtüsellik” dediği özellik, yani bir şeyi canı istediği anda hemen ele geçirmeyi istemek, “emmare nefs”in aslî yaratılışındaki vasfıdır. Üstelik bütün casusları ve kuvveleri de nefse bu hususta yardım eder. Nitekim Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, insan nefsinin durumunu şöyle tarif etmiştir: “Gözün zinası bakmak, kulağın zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayağın zinası yürümektir. Nefis zinayı isteyip arzu eder; üreme organı da bu isteği ya gerçekleştirir veya  reddeder.” (Buhârî)

Demek ki bütün uzuvlar nefse, arzu ve ihtiyaçlarını hemen gidermek istemesi hususunda yardımcı olmaya koşabilir. Ancak nefis, “nefs-i mutmaine” makamına erişerek, Allah katındaki mükâfata kesin bir şekilde inanır ve ona kavuşmak için sabırlı olmaya alıştırılırsa bu aceleciliğinden kurtulabilir.

Kur’ân-ı Kerîm’deki “isti’faf” kavramı da bunu ifade eder. “İffetli olmayı isteme” şeklinde çevrilen bu kelime, âlimlerce “kendine disiplin uygulayarak iffet faziletini yerleştirmeye çalışma” şeklinde açıklanmıştır. (el-İsfehanî, el-Müfredât, s. 342)

Rabbimiz ayetleriyle yolumuzu aydınlatırken, bize bazı anahtar kavramlar da sunmaktadır. Mesela “Zina etmeyin” değil de “Zinaya yaklaşmayın…” (İsrâ; 32) buyurmuş olması, yaklaşıldığı takdirde güvende olmayacağımızın işaretidir. Hem davranışlarımıza ölçüler koyan ayetler de bize, tehlikeden nasıl uzak durabileceğimizin usulünü gösterir. Bunlara rağmen şeytanın dürtmesi eksik olmayacaktır ama bizim ona karşı da korunaklı bir kalemiz vardır: “Zikir ve tezekkür…”

“Allah’a karşı gelmekten sakınanlara şeytandan bir dürtü ilişince, hemen zikredip tezekkür ederek kendilerini toparlar, basiretlerine sahip olurlar.” (A’râf; 201)

İnsan Allah’ı zikretmekle, onun emir ve yasakları üzerinde tezekkür etmekle ruhunun aydınlığını kuvvetlendirirse, nefsin karanlıklar içindeki deprenişini hâkimiyet altına almak kolay olacaktır.

İffetli olmaya gayret etmek, sadece kendine engel olmaktan ibaret değildir. Nefsin ihtiyaçları, esasen bizatihi kötü ve kınanmış da değildir. Nitekim felaha ermiş müminlerin durumu açıklanırken, “İffetlerini korurlar, ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç, bundan ötürü kınanmazlar” (Mu’minun; 6) buyrularak, helal daireye işaret edilir.

İffetin korunması sorumluluğu

İslam’ın insana ruhbanlık gibi fıtrata aykırı, aşırı uçları emretmediğini biliyoruz. Sonsuz felaketten kurtulmanın şartı, sadece aklen de çirkin ve yanlış olduğunu kabul etmekte zorlanmayacağımız, fuhşiyattan sakınmaktır.

Allah-u Zülcelâl, Kuran-ı Kerim’de bize, azim sahibi Peygamberlerinden Hz. Musa’nın kıssasında bir iffetini koruma örneği verir; Hz. Şuayb’ın koyunlarını güderek, nefsinin ihtiyaçlarını, zahmetli ama helal bir yoldan karşılaması…

Eğer bunların hiçbiri mümkün olmazsa Hz. Yusuf’un günaha girmek yerine, zindana girmeyi tercih etmesi örnek gösterilmiştir. (Yusuf; 33)

İffeti korumak, her bir müminin kendi gayretine bırakılmış bir mesele de değildir. İslam dini, başta çocuklarımız olmak üzere bekârları evlendirmeyi teşvik ederek, helal ve temiz yola yönlendirmiştir. Maalesef, günümüzde evliliklerin geciktirilmesi, uzun süren bekârlık dönemini son derece kışkırtıcı ortamlarda geçirmek zorunda kalan gençler için büyük bir imtihandır.

Bugünün çaresiz gençlerine çare olarak en güzel tavsiye edilecek dua, peygamberimizin şu duasıdır: “Allahumme innî es’eluke’l-hudâ ve’t-tukâ ve’l-‘afâfe ve’l-gınâ” (Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği isterim.) (Müslim)

İffet hassasiyeti

İslam dini, iffet temizliğine o kadar önem vermiştir ki, gözü lekeli bir bakıştan ve gönlü, günahın hayalinden bile temiz tutmayı emretmiştir. Ecdadımız da bu namus gayreti ve hassasiyetini benimsemiş, ilk zaman kapı kapı dolaşan nüfus memurları, ailesindeki kadınların adını sorunca birçok erkek buna tahammül edememiştir.

Ne yazık ki günümüzde iffet hassasiyeti gittikçe aşınmaktadır. Diyanetin fetva hattına başvurup işlediği günahlarla ilgili çare soranların sayısı, bu konuda bir fikir verebilir. Aslında buna şaşmamalıdır, çünkü nefisleri azdıran her şey mevcutken, onu dizginleyecek bütün tedbirler ortadan kaldırılmıştır.

Derler ki eski zamanlarda bir köylü şehre gelmiş. Çöpleri karıştırmakta olan sokak köpekleri onu görünce kovalamaya başlamışlar. O da köydeki bütün köpeklerin bağlı olmasına alışkın olduğu için şaşırmış. “Bari yerden bir taş alıp atayım” diye, kaldırım taşını yakaladığı zaman yerinden oynatamayınca şaşkınlığı daha da artmış. Tabana kuvvet kaçarken “Burası nasıl bir yer yahu! Taşları bağlamışlar, köpekleri salıvermişler!” demiş.

‘Erkek adama bişey olmaz’ mı?

Bu hikâyedeki terslik, günümüzde de fazlasıyla mevcut. Bir yandan hayat şartları evlilik yaşını geciktirirken, diğer yandan yeterli bir tesettürün olmayışı ve kadın erkek ihtilatı (aynı mekânlarda karışık okuma ve çalışma) iffetli hayatı zorlaştırıyor. Toplumumuz kız çocukları adına bir derece daha korkup sakındırsalar da erkeklerin bekârlık süresince bulaştıkları durumlar, “elinin kiri” diye hafife alınıyor.

Oysa bugün başkasının kızının başına gelen hal, yarın aynı anlayışla yetiştirilmiş bir delikanlı yüzünden bizim kızımızın da başına gelebilir. Bu sebeple, Peygamberimizin “Siz iffetli olun ki kadın ve kızlarınız da iffetli olsunlar” hadis-i şerifine uygun bir terbiye vermemiz gerekiyor.

Hem “Erkek adama bir şey olmaz” diye düşünmenin, İslam’da hiç bir geçerliliği yok. Mesele, sadece işlenen günahın neticesinde meydana gelecek fiziki tehlikeden ibaret değil, esasında gönüllerdeki günahtan sakınma duygusunun aşınması da başlı başına bir tehdittir.

Zaten televizyon ekranlarından saçılan iğrenç senaryolar, yıllardan beridir gençlerimizin boş ve temiz gönül aynalarını ziftle kaplamıştır. Yeni nesillerin durumunu görmek için internet sitelerine göz atmak yeterlidir. Yıllardır televizyon ve internetle ekilen hayâsızlık tohumlarının nasıl yeşerdiğini, şimdi sosyal medya sitelerinde görüyoruz. Bu gidişatın sonu iki dünyada da felakettir. İffet, hayâ, edep nasıl felahın anahtarı ise hayâsızlık da iki dünya felaketlerinin anahtarıdır.

Hâlbuki gençlerimize şunu öğretmemiz gerekiyor:

Nefsin arzularını yerine getirmek, hiçbir zaman onu tatmin edip huzura kavuşturmaz. Onu ancak ötelerden gelen müjdeye inandırarak, dizginleyip güzel bir yola yöneltirsek huzurlu bir yürüyüşe koyulur.

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ