İllâ Edeb!

İllâ Edeb!
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

“Girdim ilim meclisine, eyledim kıldım talep,
Dediler ilim geride, illa edep illa edep” (Yunus Emre)

 

Kainatın kubbesindeki
nizamdır edeb…

Edep, sözlük anlamı olarak bir toplumun kurallarına uygun davranmak olarak geçer.

 

Bazı zatlar, edep kelimesinin elif, dal ve be harfinden ibaret olduğuna dikkat çekmişlerdir. Bu münasebetle; “Elif” harfinin kişinin eline, “De harfinin kişinin diline, “Be” harfinin ise kişinin beline sahip olması gerektiğine, işaret ettiğini vurgulayarak güzel ve yerinde bir benzetme yapmışlardır.

 

Şems-i Tebrizi buyuruyor ki; “Akıldan, ‘imanın hakikati nedir?” diye sordum. Akıl kalbimin kulağına dedi ki; ‘İmanın hakikati edepten ibarettir.’ Şems-i Tebrizi devamla şöyle buyuruyor; “İnsanın tenindeki can ne ise, edep de odur. İnsanların kalbindeki ve gözündeki nurlar edepten ibarettir. Bu kâinatın kubbesindeki nizam ve revnak edeptir. Geceleyin parıldayan en nurlu ve en üstün ırk edeptir.”

 

“Edep; insanın kendisini tanıması yani nefsini bilmesi ve bu doğrultuda yaratılış gayesine uygun bir şekilde yaşaması ve davranmasıdır” diyebiliriz. Allahu Teâlâ Hazretleri, “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat; 56) diye buyuruyor ayet-i kerimede. Kulluk ise, Cenab-ı Hakkın istediği doğrultuda davranmakla, yaşamakla gerçekleşebilir.

 

Kulluğun özünde ve insanın fıtratında bulunan en kıymetli özelliklerden biri de edeptir. Anneye, babaya saygısı olmayan, büyüğünü, küçüğünü bilmeyen, hak, hukuk gözetmeyen bir kimsenin edepten nasibini aldığı söylenemez. Dolayısıyla böyle bir kimsenin Allahu Teâlâ Hazretlerine karşı kulluğunu, ne kadar doğru yapabildiği de tartışmalıdır. Kişi, gerekirse bu konuda da nefsini muhasebeye çekmelidir.

 

İnsan eşref-i mahlûkattır, yani yaratılmışların en şereflisidir. Edep, yaratılmışların en şereflisi olan insana has bir özelliktir; yerine göre “insanın en kıymetli ziynetidir” diyebiliriz.

 

Bizler gerek halk katında, gerekse Hak katında, bize bahşedilen güzel hasletlerle kıymet ve değer kazanırız. Para, pul, şan, şöhret, makam ve mevki ölçü olmadığı gibi, dünyayı ve ahireti tanzim etme noktasında birer araç olabilirler sadece. Bu sebepledir ki kişi kim olursa olsun, hangi konumda bulunursa bulunsun edepli olmayı, olmazsa olmaz bilmelidir. Zira insan kendisini, gaflete ve hataya sevk edebilecek olan vasıflardan, edep ile kurtulabilir.

 

“Edep bir tâc imiş nûr-i Hüdâ’dan

 Giy o tâcı emin ol her belâdan” (Beyit)

 

Edebi olmayan insan laubalidir, kimse tarafından ciddiye alınmadığı gibi, sözüne de itibar edilmez. Böyle olan bir kimse etrafına güven veremez. Bir zâtın da ifade ettiği gibi;

“Edep hoştur, edep hoştur ilahî,
Edepsizlik hor eder pâdişahı”

 

İbadette edebin
önemi ve kazandırdıkları

En önemli edep, Allahu Zülcelâl Hazretlerine karşı olan edeptir. Bizler bunu en çok ibadetlerimizde gösteririz. Bu sebeple yapılan ibadetlerin de adapları vardır. Namazın, abdestin, orucun adapları gibi. İbadetlerde gereken adabı göstererek Allah’a karşı edebimizi gösteririz. Bu yüzden olsa gerek büyükler; “İbadet insanı cennete götürür. İbadette edep ve tâzim ise Allah’a götürür. Hak ile dost eyler” buyurmuşlardır.

 

Gelişi güzel, bir an önce aradan çıksın diye kılınan bir namazın, oflayarak puflayarak, sürekli şikâyet edilerek tutulan bir orucun, başkalarının hakkını düşünmeden zayi edercesine kullanılan suyla alınan bir abdestin, edepli bir davranışı yansıttığını söyleyebilir miyiz?

 

Başkalarının yanında namazı iştiyakla kılabiliyor fakat yalnızken bir namaz vaktini geçiriyorsak veya üşene üşene kılıyorsak; burada münafıklık tehlikesi olduğu gibi, Allahu Teâlâ Hazretlerine karşı büyük bir edepsizlik de söz konusudur. Nitekim Cenab-ı Hak ayeti kerime de şöyle buyuruyor; “Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar” (Nisa; 142)

 

Ayrıca bizler hiçbir şartta ve koşulda yalnız değiliz. Zahiren yalnız gibi görünsek de, Allahu Teâlâ her an bizimle beraberdir. Bu sebeple hayatımızı sürekli gözden geçirmeli, halk içindeyken de yalnızken de daima edepli bir şekilde hareket etmeliyiz.

 

Allahu Teâlâ Hazretleri bizlere öyle bir peygamber yollamıştır ki, bizler için Onun ümmeti olabilmek çok büyük bir lütuftur. Bu sebeple Hz. Peygambere sallallahu aleyhi veselleme karşı edepli olmak, mümin bir kul için kaçınılmazdır. Adı yâd edilince, kendimize çeki düzen vererek salatuselam getirmek, sünnetlerini öğrenmek ve aynen uygulamak, her gün Efendimizi sallallahu aleyhi ve sellem anarak salavatlar getirmek en önemli sorumluluklarımızdan olmalıdır.

 

Bakınız, Allahu Zülcelal Hazretleri ayet-i kerime de şöyle buyuruyor; “Ey iman edenler: Söz ve hareketlerinizde ileri gidip de Allah’ın ve Resûlü’nün önüne geçmeyin, Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah her şeyi hakkıyla işitir ve görür. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi O’nunla da öylece konuşmayın. Yoksa siz farkında olmadan bütün emekleriniz hiçe iniverir.” (Hucurât; 1-2)

 

Allahu Teâlâ Hazretleri birbirimize karşı olan ilişkilerimizde de edepli olmamızı istemiştir. İşte bu sebeple İslam dininde eşimize, evlatlarımıza, akrabalarımıza, komşulularımıza karşı da uymamız gereken edep kuralları vardır. Öyle ki giyinme, alışveriş, konuşma, tuvalet adabından bile bahsedilmiştir. Bu da gösterir ki edep hayatımızın her anında olması gereken, hayatı kolaylaştıran ve güzelleştiren bir haslettir.

 

Şeytan edebsizliğinden
huzuru ilahiden kovuldu

Hepimizin bildiği gibi şeytan aleyhillane, Hazreti Âdem aleyhisselama secde etmeyerek, Allah’ın emrine karşı gelmiştir. Kendisinin ateşten, Hz. Âdem’in ise çamurdan yaratılmış olması onu kibre sevk etmiştir. Böylece Allah’a isyan etmiş ve huzur-u İlâhiden kovulmuştur. Dikkat edilirse, bu isyanın temelinde bir başkaldırma, bir edepsizlik vardır. Şeytan, Allahu Teâlâ’ya karşı edepsizlik yaparak cennetten kovulmuş ve ebediyete kadar Allah’tan uzaklaştırılmakla cezalandırılmıştır.

 

Demek ki edepsizlik şeytani bir vasıf olduğu gibi, her konuda edebi gözeterek davranmak da kâmil imân sahibi olmanın bir göstergesidir. Allah’ın emirlerini yerine getirmek, Allah’a karşı edepli olmaktır.

 

Allah’ın emirlerinin yerine getirilmemesiyle beraber, isyan ederek baş kaldırmak da, Allah’a karşı edepsizlikte bulunmak demektir. Allah’a itaat edip, başa gelenlere Allah’a tevekkül ederek sabr edersek, rıza ve teslimiyet gösterirsek, yaşanan tüm güzelliklerin Allah’tan, tüm kusur ve kabahatlerin ise nefsimizden kaynaklandığını idrak edebilirsek kulluk edebini gözetmiş oluruz.

 

Büyük zatların ve ecdadımızın hayatlarına baktığımız zaman, edepli olmanın ve davranmanın hayatlarında ki önemini anlamak zor olmasa gerek. Zira sözleri, oturmaları, kalkmaları, başkalarıyla olan münasebetleri, yemeleri, içmeleri, kısaca hayatları boyunca sergiledikleri tüm davranışları edep çerçevesi içinde vuku bulmuştur.

 

Şeyh Edebali’nin evine konuk olan Osman Gazi, gecenin ilerleyen vakitlerinde uyumak üzere kendisi için hazırlanan odaya gider. Uyumak için tam yatağına geçmek üzeredir ki, gözü odasında bulunan Kur’an-i Kerim’e ilişir. Edebin iliklerine kadar işlemiş olduğu bir zat olan Osman Gazi, Kur’an’a saygısından uzanamaz. Hal böyle olunca gözlerine bir damla uyku girmeyen Osman Gazi, Kur’an’ı eline alır ve sabaha kadar okur. Rivayet edilir ki bu hal tam 6 saat sürer. Hikmet-i İlahiye bakın ki, Osmanlı devleti tam 6 asır boyunca 7 cihana hükümdar olmuştur. Bu lütfun ve ihsanın sebebi Osman Gazi’nin Kur’an-ı Kerim’e karşı göstermiş olduğu edep ve saygı diyebilir miyiz? Ne dersiniz?

 

Edebiyle kurtulan
hanım sultan

Allahu Teâlâ öylesine merhametli ve cömerttir ki, kulunun yaptığı hiçbir iyiliği, güzelliği karşılıksız bırakmaz. Edep de bu güzelliklerden biridir. Harun Reşit’in eşi Zübeyde Hanım çok Saliha bir kadındı. Hayatta iken Mekke-i Mükerrem’e için çeşitli hizmetlerde bulunmuştu. Su kanalları döşetmiş, hacıların su ihtiyacını karşılamak üzere çeşmeler yaptırmıştı. Bu mübarek hanım ahirete intikal ettikten sonra, birisi onu rüyasında gördü ve Zübeyde Hanıma, Allah’ın kendisine nasıl muamele ettiğini sordu. Zübeyde Hanım ise, Allahu Teâlâ’nın kendisine yüce bir makam ihsan ederek muamele ettiğini söyledi.

Hangi sebeble rahmete müstahak olduğu soruya karşılık ise şöyle cevap verdi; “Bir gün bulunduğum mecliste ilahiler okunuyor, kasideler söyleniyordu. Sâzendelerin sazlarına vurdukları bir sırada minarelerden ezan-ı Muhammedî’nin yükseldiğini duymuştum. Hemen, ‘Susun ezanı dinleyelim!’ deyip oradaki herkesi susturmuştum. İşte, sorgu sual anında, amellerim birer birer sayıp döküldü. Arafat’a kadar su kanalları döşeme de vardı onlar içinde. Fakat bana denildi ki; ‘Seni ezana karşı göstermiş olduğun o saygıdan dolayı bağışladık!’

 

Bakınız, bizler için ne büyük mesajlar içeriyor bu hâdise. Zübeyde Hanım, yapmış olduğu onca büyük hizmete, hayır ve hasenata karşı, ezana göstermiş olduğu saygı ve edep vesilesiyle bağışlanıyor. Bu mübarek hanımefendinin yaptığı onca hizmetin boşa gitmesi söz konusu olamaz elbette ama Allah’ın bizleri ne ile kabul edeceğini, ne ile bağışlayacağını asla bilemeyiz. Bu sebepledir ki hiçbir hayır ve hasenatı küçük göremeyeceğimiz gibi, hiçbir edepsizliği ve günahı da küçük göremeyiz. Allah’ın hoşuna giden bir tavrımız, davranışımız kurtuluşumuza vesile olabileceği gibi, Allah’ın hoşuna gitmeyen bir tavrımız ve davranışımız da yaratıcımızın gazabına sebep olabilir, Allah muhafaza…

 

Olur isen ehl-i edeb…

Eskiden evlerde ve iş yerlerinde “Edep ya Hu!..” yazılı levhalar asılıydı. Gittiğimiz yerlerde bu levhaları görünce ister istemez edebin hayatımızda ki önemini hatırlardık. Belki de yaşadığımız şu zaman da, “Edep ya Hu!..” levhalarının asılı olduğu evlere, iş yerlerine daha çok ihtiyacımız olan bir çağdır.

 

Zira ahir zamanı yaşadığımız şu demde, özellikle gençlerin edep konusunda ki eksikliklerini görmemek mümkün değil. Gözyaşı döktürülen anneler babalar, mahremiyet konusunda ki gevşekliğimiz, kul hakkına karşı olan dikkatsizliğimiz, giyim ve kuşam şeklimiz; tüm bunlar kulluk, saygı ve edep noktasında ki zayıflığımızdan kaynaklanmıyor mu?

 

Küçüklerin izlediği çizgi filmler, büyüklerin kıymetli zamanlarını harcayarak izledikleri dizi filmlerin edepten ve hayâdan ne kadar uzak olduğu aşikâr değil mi? İşlenen konuların çoğu, masum gösterilerek edepsizliği aşılıyor maalesef. Ve bu sahneler bilinçaltımıza o kadar çok işleniyor ki, gayr-i ahlaki işlenen konular bizler için zamanla olağan hale gelebiliyor.

 

Bazen de, ebeveynler olarak çocuklarımıza saatlerce ahlak dersi vermeye çalışırız. Ama daha sonra, televizyonda ya da sosyal medyada izlediği bir sahne ya da duyduğu bir cümle, öğrendiği o kıymetli bilgiyi üç saniyede yerle bir edebilir maalesef. Bu yüzden çocuklarımıza, gençlerimize sahip çıkmalıyız. Onları, hayâ duygularını baltalayan her şeyden uzak tutmaya gayret etmeliyiz.

 

Allah’ı anlatmadığımız, sevdirmediğimiz, dinimizden bi-haber yetiştirdiğimiz çocuklarımıza ne kadar edep dersi verebiliriz ki? İş işten geçince ahlanmanın bir faydası olur mu dersiniz? Üzülmek istemiyorsak edebe riayet ederek çevremize ve çocuklarımıza canlı birer örnek olmalıyız. Onlara gerekli dini eğitimi ve kulluk bilincini aşılayabilirsek, zaten fıtratlarında olan edep hamurunu yoğurmuş, şekillendirmiş olacağız inşallah. Sonrası mı? Alvarlı Muhammed Lütfi Hazretleri’nin bir beyti bu sorumuza cevap olur belki de;

“Olur, isen ehl-i edeb,

 Edep saadete sebep…”

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ