İmam Olacak Kimsede Aranan Şartlar

İmam Olacak Kimsede Aranan Şartlar
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

İmametin, dinimizde çok önemli bir yeri vardır. Onun için müslüman bir topluluğun önüne geçip namaz kıldıran bir kimsenin her yönüyle bu işe layık olması gerekir. İslam, imam olacak kimsede bir takım vasıfların bulunması gerektiğini öngörmektedir. Bu kimsenin;

1) Namaz hükümlerini cemaatten daha iyi bilmesi,

2) Sünnete uyan bir kişi olması,

3) Namazdaki kıraatin farz, vacip ve sünnet miktarını bilmesi ve cemaatin durumuna göre namazı uzatması veya kısa surelerle hafif tutması,

4) Açıktan günah işlememesi, söz ve davranışları ile insanlara örnek olması da aranılan vasıflardandır.

 

Cemaatle kılınan namazda, kendisine uyulan zata, “İmam” denir. Bu zatın bu görevine de “İmamet” denir. İmametin, Hanefi mezhebine göre başlıca şartları: Müslüman olması, buluğ ermiş olması, akıllı ve erkek olması, Kur’an okuyabilmesi ve özürden beri olmasıdır. Bu şartlara sahip olmayanlar imam olamazlar.

 

İmamette ‘vasıf’ aranır

Cemaat arasında imamete en layık olan; Sünnet-i Seniyye’yi en iyi bilen (fıkıh bilgisi olan) kimsedir. Bunda eşit olsalar, Kur’an okuyuşu daha güzel olandır. Bunda da eşit olsalar, takvası daha çok olan, haramdan kaçınandır. Bu üç vasıfta denk ve eşit olsalar, yaşça büyük olandır. Bunda da eşit olsalar, ahlakı daha güzel olandır (yumuşak huylu ve daha çok hayâ sahibi olandır). Bu hususta da eşit olsalar, yüzce, sonra soyca, sonra sesçe, sonra elbise bakımından, temizlikçe güzel olandır.

 

Bunların hepsinde eşitlik kabul edilecek olursa aralarında kura çekilir. Bütün bunlar, imamlık görevine verilen önemin büyüklüğünü gösterir. Bunun içindir ki bu görevi, eskiden, bulundukları yerlerde, idareciler üzerlerine alırdı.
Bununla beraber, cemaat arasında ev sahibi veya o yerin görevli imamı bulunursa bunlar tercih olunurlar, aranan ilave vasıfları (temel vasıfları değil) toplamış olmasalar bile yine tercih edilirler. Başkasının evinde imam olacak kimse, ev sahibinin izni ile imamlık yapar. Başkasının evinde tek başına namaz kılacak olan kimse de ev sahibinden izin istemelidir, faziletli olan budur.

 

Kimlere uymak
uygun değildir?

Fâsık, yani açıktan günah işleyen kimselerin ve ehl-i bidatın (dine,dinde olmayan şeyleri karıştıranın) imameti tahrimen yani harama yakın mekruhtur. Çünkü fâsık din işlerinde saygılı olmaz ve insanlarda saygı da uyandırmaz. Bu durum da cemaatin namazına zarar verir. İmam Muhammed ile İmam Malike göre, bunlara uymak esasen caiz değildir.

 

Bidat sahibine, “mübtedi” denir ki, inancı; Sünnet ve Cemaat Ehli’nin inancına aykırı olan kimse demektir. Bidat sahibine uymanın kerahetle caiz olması, inancı küfre varmadığı takdirdedir. Eğer inancı küfrü gerektiriyorsa hiçbir surette ona uymak caiz olmaz. Şefaati, kabir azabını ve hafaza meleklerini inkâr etmek gibi…

 

Erkeklerin kadınlara ve henüz bûluğ çağına ermemiş çocuklara uyup namaz kılması caiz olmadığı gibi, aklı yerinde olanın bunağa, Kur’an’ı tecvidli okumayı bilenin okuyamayan (ümmî) kimseye, elbisesi temiz olanın elbisesi pis olana, avret yerleri kapalı olanın açık bulunana, özrü olmayanın özürlüye, bir özürlünün özrü değişik başka bir özürlüye uyması da caiz değildir. Ancak özürleri aynı olanların, birbirlerine uymaları caizdir.

 

Kadının kadına imamlığı (Hanefi mezhebine göre) kerahetle beraber caizdir. Eğer kadınlar kendi aralarında cemaatle namaz kılacak olurlarsa İmam olacak kadın, aralarında durur, onların önüne geçmez. Bu öne geçme de mekruhtur.

 

Farz namaz kılanın, nafile namaz kılana veya başka bir farz kılana uyması caiz değildir. Fakat nafile namaz kılanın, farz namaz kılana uyması caizdir. Örnek: Öğlenin farzını kılmış olan bir kimse, öğle namazını kıldırmakta olan imama uyacak olsa bu ikinci defa kılacağı namaz, bir nafile olarak caizdir.

 

İmamın dikkat
etmesi gerekenler

Bir kimsenin, haklı olarak kendisinden hoşlanmayan bir cemaate namaz kıldırması mekruhtur. Fakat imamlığa daha ehliyetli bir kimse yoksa cemaatin hoşlanıp hoşlanmamasına bakılmaz.

 

İmam olan zat, cemaate nefret verecek şeylerden sakınmalıdır. Bir imamın kıraati veya tespihleri, cemaati usandıracak derecede uzatması uygun değildir. Burada, sünnetin en az olan derecesi ile yetinmelidir. Çünkü bu uzatma cemaate usanç verir, bu durum ise mekruhtur.

 

Bununla beraber, cemaatin rükû ve secde tespihlerini ve teşehhüdü, sünnet üzere tamamlamalarına meydan vermeyecek bir şekilde, imamın acele etmesi de mekruhtur. Cemaatin yetişmesi için imamın rükûyu uzatması da mekruhtur.

 

Daha geniş bilgi için fıkıh kitaplarına müracaat edilmelidir.

 

İlimsiz imamlık
yapmaya kalkışmak

Ebu Ubeyde bin Cerrah radıyallahu anhu buyurmuştur ki: “Bir cemaate namaz kıldırıp oradan ayrıldıktan sonra, şeytan bana musallat oldu ve o cemaatten daha iyi ve hayırlı olduğum vesvesesini bana verdi. Ben de o günden sonra, bir cemaate imamlık yapmadım.”

 

İmam Hasan rahmetullahi aleyhi der ki: “Âlimlerin yanına gidip gelmeyen (ders halkasında yer almayan veya eğitim almayan) kimsenin arkasında namaza durmayın!”

 

İmam Nehai rahmetullahu aleyhi ise: “İlimsiz olarak imamlık yapan şahsın meselesi, denizin suyunu tartmaya çalışan şahıs gibidir. Fazlalığı ve noksanlığı bilemez” diyerek, imamette ilim şartının önemine vurgu yapmıştır.

 

Anlaşılıyor ki, ilimsiz olarak imamlık yapmak sakıncalıdır. O şahıs, eksiği ve fazlalığı ayırt edemeyeceğinden zarar edecek, vebal altında kalacaktır. Ebu Ubeyde bin Cerrah radıyallahu anhuya, şeytan vesvese verdiği zaman, ilim sahibi olduğu için (zarar ettiğini görerek) imamlığı bırakmıştır. Fakat cahil olan bir kimse, bunun şeytandan olduğunu, kibir ve kendini beğenmesi gibi manevi hastalıklara düştüğünü bilemeyeceği için imamlığı bırakamaz.

 

Âlim olan şahıs ise yukarıda sözü edilen bu vesvesenin, maneviyatını bozduğunu ve ona zararlı olduğunu anladığı için imamlığı bırakacaktır.

 

Ashab-ı Kiram da böyle yaparlardı. Ashab-ı Kiram, nefislerine karşı ne güzel doktor idiler! Manen zarar gördüklerini anladıklarında, hemen nefislerinin tedavisini yaparlardı. Mümin bir kimsenin onların bu davranışından, meşrebinden ve mutabaatından mahrum kalması düşünülemez.

 

Mısırlı Ebu Ali der ki: “Ukbe b. Amir el-Cuheni radıyallahu anhu ile birlikte sefere çıkmıştık. Namaz vakti girince bize imam olmasını istedik. Bunun üzerine Ukbe: ‘Resulullah sallallahu aleyhi vesellemi şöyle buyururken işittim’ dedi:”Kim, bir cemaate imam olur da tam (Namazın bütün şartlarını yerine getirdikten sonra, Allah’ın rızasını kazanmaya çalışmış) olarak namaz kıldırırsa onun da cemaatin de namazı tamam olur. Eksik kıldırırsa cemaatin namazı tam olur, (fakat) günahı imamındır.” (Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud, İbnMace, Hâkim)

 

Abdullah b. Ömer radıyallahu anhudan rivayetle, Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Kim, bir cemaate imam olursa Allah’tan korksun ve bilsin ki o namazı eksiksiz ve güzel kıldıracağına kefil olmuştur ve kefili olduğu şeyden mesuldür. Güzel kıldırırsa arkasında namaz kılanlar kadar sevap alır. Ve onların sevabından da hiç eksilme olmaz. Namazda bir eksiklik yaparsa günahı kendisine olur.” (Taberani)

 

Sonuç olarak âlimler, ilimsiz olarak yapılan imamlığı çok sakıncalı görmüşlerdir.

 

NOT: Bu yazının hazırlanmasında, Seyda Muhammed Konyevî Efendinin “Ayet ve Hadisler Işığında İSLAMİ HAYAT” (Reyhani Yayınları) isimli eserinden faydalanılmıştır.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ