İnanmak Nasıl Olur?

Rasim Özdenören

Yazarın şu ana kadar yazılmış 6 makalesi bulunuyor.

Dinin emrine neden uyuyorsunuz?

Niçin domuz eti yemiyorsunuz? Haram olduğu için mi, yoksa domuz etinden hoşlanmadığınız veya onu sağlığınıza zararlı saydığınız için mi? Yoksa bizim toplumumuzda şu veya bu sebeple domuz eti yemek, geleneklerimiz arasında yer almadığı için mi?

Kendinizi domuz eti yemekten yasaklamanız hususunda, muhakemenize dayanarak vereceğiniz cevapların her biri karşısında, başka bir muhakeme tarzına dayanılarak karşı cevaplar geliştirilebilir. Domuz etinden hoşlanmadığınızı ileri sürerek yemekten kaçındığınızı söylerseniz size, iyi ama dünyada milyonlarca insan onu iştahla yiyebiliyor, sizin hoşlanmamanız onun lezzeti hakkında mutlak bir doğrunun ifadesi değil, olsa olsa kişisel bir zevk meselesidir, denebilecektir.

Domuz etinin insan sağlığına zararlı olduğunu düşünüyorsanız, bunun böyle olmadığını ileri sürenler de var. En azından birtakım ameliyelerle onu sağlığa zararlı olmaktan çıkartmak mümkündür. Nitekim Hıristiyan Batı âleminde böyle yapıldığı söylenmektedir. Yok, eğer şimdiye kadar böyle geldiği (gelenek) için yemekten kaçınıyorsanız, hiç bir gelenek sultasını mutlak olarak ebediyen sürdürmez. Böyle bir gelenek, gelenek olmaktan çıktığı zaman ne yapacaksınız? Yiyecek misiniz, yememekte diretecek misiniz?

Sözü şuraya getirmek istiyoruz: Dinin buyruklarına ve yasaklarına, ancak ve yalnız dinin buyruğu ve yasağı olduğu için uyulur. Bir Müslüman için domuz eti yememenin tek sebebi, dinin bu husustaki buyruğunu yerine getirmek içindir. Başka bir şey için değil! Fakat dinin hükümleri içindeki hikmetleri araştırmak olsa olsa fazilettir.

Dinin buyrukları ve yasakları, insanın kendiliğinden keşfedebileceği hükümler değildir. İnsan bu hükümlere kendi tecrübeleri ile ulaşamaz. Öyle olsaydı domuz eti yememek hususunda, dünyanın her yerindeki insanlar aynı tavır içinde hareket ederlerdi. Meselâ, solucan etinin yenmemesi gibi…

İnsan, domuz etinin yenmeyeceği hususundaki hükmü, kendiliğinden getirmemiştir. Birtakım tecrübeleri sonunda bu etin yasaklanması gerektiği sonucuna ulaşmamıştır. Yani, domuz eti yememek veya içki içmemek, insan tabiatının ve mantığının zaruri bir neticesi değildir. Nitekim bunun böyle olmadığını, halen milyonlarca insanın bu husustaki uygulaması gösteriyor.

Domuz eti yememek, insanın kendi tabiatından ve mantığından gelen bir çıkarıma dayanmıyor, doğrudan doğruya dinin bu husustaki “haram” hükmüne dayanıyor. Ama söz konusu hüküm içindeki hikmetleri araştırmak, az önce değindiğimiz gibi ayrı bir iştir, şimdi üzerinde durduğumuz konu ile ilgisi yok.

Tek sebebi, Emr-i İlahi olmasıdır

Müslümanlar, dinin hükümlerine, sırf dinin hükümleri olduğu için riayet ederler, sırf Allah böyle dilediği için riayet ederler. Şeriat, nefse zıt olarak gelmiştir diyen İslâm büyüklerinin sözünü anlamak gerek. Nefse zıt olarak, yani onu terbiye için… Bu bakımdan, nefsin arzusuyla yapılan hiç bir nafile ibadet, dinin buyruğu olduğu için ve sırf bunun için uyulan herhangi bir farzın yerini tutmaz.

Demek ki insan, dine Allah’ın emri olduğu için ve sırf bunun için inanmalıdır. Dine, din dışı bir takım heveslerimizin, özlemlerimizin tatmini için bağlanmak, bu meselenin usulü, diyalektiği bakımından yanlış olacaktır. Bu yanlıştan hareket ederek dine varan veya vardığını sanan insan, aynı heveslerle ve aynı usulle dinden de çıkabilir.

Batı dünyasında din konusundaki tartışmaların temel yanlışı, değindiğimiz bu usul noktasında odaklaşır. Dini bütün Hıristiyan aydınların çoğu, bu usul noktasında açmaza düşmüştür. Onlar, başta, adeta Allah’ın varlığını ispat ederek muhataplarını inandıracaklarını sanarak yola çıkmışlardır. Oysa aynı kanıtlar, ispatlanmak istenen şeyin tam tersine de yol açabilecektir. Nitekim bu tür çabaların sonunda, inananlar inanmaya, inanmayanlarsa inanmamaya devam etmişlerdir.

Batı dünyasında bu konuda en tutarlı ve doğru yaklaşım içinde olanlardan biri Dostoyevski’dir; o da kendini Batılı saymaz. Şöyle bir sözü var: “(Haşa) Hz. İsa’nın batıl olduğu, matematik bir kesinlikle ispat edilse bile, ben gene de onun yanında yer alırdım.”

Dine Allah’ın emri olduğu için ve sırf bunun için inanmak, asal bir usul meselesidir. Bu yüzdendir ki, “Akla, mantığa yahut hikmete ve felsefeye uygundur” diye dine inanmak, küfür sayılmıştır. Dinin hükümlerine (yani Allah’ın hükümlerine) hiçbir sebeple mukayyet (bağlı; sabitlenmiş) olmadan inanmak, inanmayı kendi hakikati içinde yakalamak ve öylece saklamak anlamına gelir.

Şurası var ki, bir kez bu yoldan inanınca dinin hükümlerine ait hikmetlerin araştırılması erdem sayılır. Hiçbir sebeple mukayyet olmaksızın inanmakla, böylece inandıktan sonra din hükümlerinin kapsadığı hikmetleri, sırları, sebepleri araştırmak (tahkik) arasındaki farkı dikkatten kaçırmamak gerekiyor. Bu tür araştırıcılık imanın güçlenmesine yol açarken, hikmete uygundur diye inanmak küfre götürebilir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ