İnsanı Cennete Götüren Vasıflar

İnsanı Cennete Götüren Vasıflar
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Müslüman’ı Cennete Götüren Ameller

“Allah, izni ile cennete ve mağfirete çağırır.” (Bakara, 221) Sonsuz hamd, bu sözüyle bizi cennete çağıran Allah’a mahsustur.

İnanan ve inancının gereğini yerine getiren her mümin için cennet, kendisine Yüce Allah tarafından vaat edilen edebi mekândır. Vaat edilen sonsuz bir hoşnutluğun, nihayetsiz bir vuslata ermesidir. Cennet, daha önce hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir beşer kalbinin hatırına getirmediği, Allah’tan bir karşılık olmak üzere, müminlere vaat edilmiş bir yurt, bir mekândır.

Bu yüzden, Allah ve Resulüne iman etmiş her müslüman cenneti arzular. Fakat cennet de Allah ve Resulünü arzulayanı arzular. Allah’ı ve Resulünü arzulamak ise, “Emrettiklerini yapıp nehyettiklerinden kaçınmakla mümkündür. Öyle ki cennet, geçici olanı terk edip baki olanı istemek; zevale gideni değil, selamet bulunanı tercih etmektir. Bu yüzden cennet, kendisini hak edecek vasıflı müminler ister.

 

Kuran, cennet ehlinden bahsederken, çoğu yerde, “Ancak salih amel işleyenlerin çeşitli cennetlere kavuşacaklarını” belirtir. (Bakara, 82)

 

Bediüzzaman Said Nursi kuddise sirruhu, “İmandan sonra en mühim ve en lâzım (olan şey) âmâl-i salihadır” diyerek, cennet gibi bir nimetin ancak bu şekilde kazanılabileceği belirtir. Yine, tasavvuf ehlinden bazı zatlar cenneti, “Allah’ın hoşnutluğu bulunan, amellerin bir neticesi” olarak tanımlamışlardır.

 

Bu ameller ise malından infak etmek, nefsi arzularıyla hareket etmemek, Allah’ın kanunları ile iş görüp kimsenin hakkını yememek, yetimi hor görüp başa kakmamak, verdiğinde sırf Allah’ın rızasını gözeterek vermek, bir mümini severken ondan gelecek hiçbir menfaati hesaba katmadan, sırf Allah rızası için sevmektir.

 

Yine aynı şekilde, Kuran’ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde; yaptıklarından ötürü tevbe edenlerin, kendi mutluluğunu bir başka müminin mutluluğuna endeksleyenlerin, birbirine sabrı tavsiye edenlerin, iyiliği yaymak, kötülüğü önlemeye çalışanların, Allah için geri almayacak şekilde (borç vererek) karz-ı hasen yapanların, şüpheli şeylerden sırf Allah’ın hoşnutluğu olmadığı için uzak duranların, başına gelen bir musibete sabredenlerin, Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmayanların ve sürekli Allah’tan af ve mağfiret dileyen kimselerin yaptıkları gibi amellerinin kişiyi cennete ulaştıracağı bildirilmiştir. İşte cennet, böyle bir ameller silsilesinin bir neticesi, bir mükâfatıdır. (Bakara, 15; Meryem, 60; Nisa, 48; Beled 17-18; Tur, 17; Müslim, Îmân, 151; Buhari, Merdâ 6; Müslim, Birr, 54)

 

Şunu unutmamak gerekir ki, cennet ehlinin vasıfları, aynı zamanda kâmil bir mümin olmanın da vasıflarıdır. Bu yüzden Allah Azze ve Celle, cennete gidecek yolu, bizler için büyük bir cadde kılmıştır.

 

Yukarıda da belirttiğimiz gibi gerek ayet-i kerimelerde, gerekse hadis-i şeriflerde rivayet olunduğu gibi kişiyi ebedi saadete götürecek birçok amel mevcuttur. Bu ameller, aynı zamanda bir müminin yaşam prensibi olmalı; kendisine tüm bu vasıfları hedef olarak seçmelidir. Çünkü nasıl ki, dünyevi zenginliğin habercisi dünya için çalışıp biriktirmekse ahiret yurdunun zenginliği de kişinin hesap günü için salih amel biriktirmesidir.

 

İşte, nasıl ki dünya nimetlerini elde edip makam mevki için dünyevi prensipler edinmek gerekiyorsa cennet gibi ebedü’l-ebed olan bir hayat için de ahiret prensipleri edinmek gerekir. İşte, bu prensipler bizlere, Kuran-ı Azimuşşan ve Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin hadis-i şeriflerinde bildirilmektedir.

 

Furkan suresinde beyan edildiği üzere; cennet ehli kimselerden bir kısmı yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen, kendilerine laf atan cahillere uymayan “selam” deyip geçen, gecelerini ibadetle geçiren, “Bizi cehennem azabından uzaklaştır” diye dua eden, harcadıkları zaman ne israf eden ne de cimrilikte bulunan, harcamaları dengeli olan, Allah’tan başka ilahlara kulluk etmeyen, Allah’ın haram kıldığı cana kıymayan, zina etmeyen, yalancı şahitlik yapmayan, faydasız ve boş şeylerle karşılaştıkları zaman vakar ve hoşgörü ile geçip giden, eş ve çocukları için hayır dua eden ve sabırlı olan kimselerdir. Bunların Firdevs Cennetlerine varis olacakları bildirilir. (Furkan, 63-75)

 

Peygamber Efendimizin birebir görüştüğü sahabelere, kendi özel durumlarına göre verdiği cennet müjdeleri dışında, kişiyi cennete götürecek bazı ameller de var ki bunların bir müminde sürekli olması, kâmil bir mümin olma gayretinde olan kimselerin bu hallere sahip olmak için çalışmaları gerekir.

 

Cennete götüren vasıfların zikredildiği bir hadis-i şerif şöyledir: “Allah’tan korkunuz. Beş vakit namazınızı kılınız. Ramazan orucunuzu tutunuz. Mallarınızın zekâtını veriniz. Yöneticilerinize itaat ediniz! (Bu takdirde doğruca) Rabbinizin cennetine girersiniz.” (Tirmizi)

 

Vasıfları ile cennet ehli kimseler

 

Bunların dışında Efendimizin haber verdiği bazı vasıflar, övülen ameller de vardır ki onlara sahip olanların cennete girecekleri bildirilmiştir. Onların, cennete götüren vasıflarını kısaca başlıklar halinde sıralayacak olursak cennet ehli şu kimselerdir;

 

İnsanların sıkıntılarını gideren, yardımcı olan kimseler:

Müslüman fert, Allah’ın kullarına hizmet etmekle, dünya ve ahirette çeşitli nimetlere kavuşur. İnsanlara iyilik etmek, onların işlerini güler yüzle ve tatlı dille ve kolaylıkla yapmak, kişiyi Allah’ın sevgisini kazanma konusunda muzaffer kılar. Ahiret azaplarından kurtulmaya ve Cennet nimetlerinin artmasına sebep olur.

Bir hadis-i şerifte Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, “Allah Teâlâ’nın en çok sevdiği kulunun O’nun nimetlerinin, kullarına ulaşmasına vasıta olandır” diye bizlere haber vermektedir. (Deylemi)

İnsanlara zarar veren bir şeyi yoldan kaldırmak, maddi yardımın dışında, gönül darlığı olan bir müminin endişesini gidermek, manevi hastalıklarla boğulan bir kardeşimize çıkış kapıları tavsiye etmek, tüm bunlar cennet ehlinin vasıflarındandır.

Güçsüz çaresizler:

“Size cennetlikleri bildireyim mi? Onlar hem zayıf oldukları hem de halk tarafından zayıf görüldükleri için kimsenin önemsemediği ve fakat ‘Şöyle olacak’ diye yemin etseler, isteklerini Allah’ın gerçekleştireceği kimselerdir.” (Buhari, Müslim)

Erzurumlu İbrahim Hakkı kuddise sirruhunun şu beyti, üzerinde tefekkür edilmesi gereken veciz bir ifade olarak karşımıza çıkıyor:

Harabat ehlini hor görme zakîr,

Defineye malik nice viraneler var

Öyle ki yağmur suları nasıl ki çukurlarda birikiyorsa Allah’ın rahmeti ve şefkati de zayıf ve kendini Allah’tan başkasına teslim etmeyen, yalnız Allah’a dilencilik yapan, şekvasını (arzuhalini) yalnız Allah’a yapan kullarının kalbinde birikir.

Günahta ısrar etmeyen, tevbe eden kimseler:

Mümininin diğer bir vasfı da Allah’a çokça tevbe etmesi, kendini havf ve reca (korku ve ümit) duygusu arasında tutup Allah’a istiğfarda bulunmasıdır. Nitekim ayet-i kerimede Allah: “Fakat tevbe edip iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır. Bunlar cennete girecekler ve hiçbir haksızlığa uğramayacaklardır.” (Meryem, 60) buyurarak, tevbe etmeyi cennet ehlinin vasıfları arasında göstermiştir. Tevbe, aynı zamanda cennet ehlinin vasıfları arasında çekirdek bir görev üstlenmektedir. Çünkü cennete ilhak olmakla -Allah muhafaza- cehenneme duçar olmak arasında tevbe gibi bir çizgi vardır.

 

Dürüst iş gören doğru sözlü kimseler:

“Şüphesiz ki sözde ve işde doğruluk, hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddık (doğrucu) diye kaydedilir. Yalancılık, yoldan çıkmaya (fücur) sürükler. Fücur da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince, Allah katında çok yalancı (kezzap) diye yazılır.” (Buhari, Müslim)

Efendimizin hadis-i şerifinden anlaşılacağı üzere (ki bu hadis-i şerifin manasına muvafık düşen ayet-i kerimeler de vardır), dürüstlüğün cennet ehlinin vasıflarından olduğu, kişiyi hayra ve üstün bir iyiliğe çıkardığı haber veriliyor. Unutmamak gerekir ki, iyilik cennet kapısında bir tokmaktır.

Kalpleri kuşlarınki gibi hassas ve tevekkül üzere olanlar:

Peygamber efendimiz, “Cennete girecek bir kısım insanlar vardır ki, onların kalpleri kuş kalbi gibi (rakîk ve tevekkül üzere)dir.” (Müslim) diyerek; cennet ehlinin aynı zamanda yumuşak selim bir kalbe sahip olduklarını, başlarına gelen her bir şeye hikmet nazarı ile baktıklarını haber verir.

Bazı tasavvuf ehli kimseler, “Allah’a yapılan bütün ibadet ve zikirlerden muradın, yumuşak bir kalbe sahip olmak olduğunu söylemişlerdir. Kalbi yumuşayan mümin, zaman zaman günaha düşse de günahında ısrarcı olmaz, bir başkasına zulmetmez, kimsenin malına, namusuna göz dikmez. Kimseyle makam yarışına girişmez. Düşündüğü tek hesabı, mahşer günü olur. İşte, böyle bir hal üzere olan kişinin, cennet ehli arasındaki yerini alacağı, nasslarla bizlere bildirilmiştir.

Yetimi gözeten, himaye edenler:

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem, “İşaret parmağıyla orta parmağını, aralarını biraz aralayarak, ‘Ben ve yetimi himaye eden kimse, cennette şöylece beraber bulunacağız.” buyurdu. (Buhari)

Böylelikle, yetimi ve öksüzü koruyup kollamanın da cennet ehlinin vasıflarından biri olduğunu bizlere bildirmiştir.

Allah’tan korkanlar:

(O cennet) Rahman’dan korkan ve O’na yönelmiş bir kalp ile gelen kimseler içindir. Oraya esenlikle girin. İşte bu, ebedilik günüdür. Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda fazlası da vardır.” (Kâf, 33-34) buyurarak, Allah’tan hakkı ile korkanların yine oraya kavuşacağını bildirilmiştir.

 

Hayrı tavsiye edip iyilik yapanlar:

“Bu söylediklerine karşılık, Allah da onları, içinde ebediyen kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlerle ödüllendirdi. İyilik yapan ve iyi kulluk edenlerin karşılığı, işte budur.” (Maide, 85) buyurarak, hayrı tavsiye edip iyilikte bulunan kimselerin de cennetten payları olduğunu haber veriyor.

 

Anne ve babalarına iyilik edenler:

Gerek Kuran-ı Kerim’de gerekse hadis-i şeriflerde, anne ve babaya iyilikte bulunulması emredilir. Kur’an: “İnsana da anne babasına iyi davranmasını emrettik.” (Lokman, 14; Ankebut, 8) diyerek, anne ve babanın Allah katındaki konumunu belirler.

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem: “Ana babasına, ikisinden birine yahut her ikisine birden, ihtiyarlık zamanlarına yetişip de cennete giremeyen kimsenin. Vay haline.” (Buhari, Müslim) diyerek, anne babaya iyiliği, cennet ehlinin vasıfları arasında göstermiştir.

Allah için birbirini sevenler:

“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!” (Müslim)

 

Allah yolunda cihat edenler:

Rableri onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler… Onların günahlarını elbette örteceğim ve Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları altından ırmaklar akan cennetlere de koyacağım. En güzel mükâfat, Allah katındadır.” (Nisa, 195)

Üç gurup: Peygamber Efendimiz, “Âdil ve başarılı devlet başkanı, yakınlarına ve Müslümanlara karşı merhametli ve yufka yürekli olan kişi ve ailesi kalabalık olduğu halde, haram kazançtan sakınıp kimseden bir şey istemeyen.” kişilerin de cennet ehli olduklarını haber vermiştir. (Müslim)

Bunların dışında, Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem hasta ziyaretinde bulunanların, birbirlerini karşılıksız sevenlerin, haklı bile olsa çekişip didişmeyen kimsenin, şakadan bile olsa yalan söylemeyen kimsenin, iyi huylu kimsenin, dil ve edeb yerlerini koruma altına alan kimselerin de cennete gireceklerini sair hadislerde belirtmiştir.

İşte, Allah-u Zülcelal, bu vasıfları sayılan cennet ehline, orada şöyle bir nimet hazırlamıştır ve onları cennette şöyle nimetlendirir: “Sabırlarına karşılık onlara bir cennet ve ipekten elbiseler verir. Orada koltuklar üzerine kurulmuş olarak bulunurlar. Orada ne güneş (yakıcı sıcak) görürler ne de dondurucu soğuk. Üzerlerine cennetin gölgeleri sarkmış, cennetin meyveleri (kolayca alınacak şekilde) yakınlaştırılarak hazırlanmıştır.”

“Etraflarında gümüş kaplar, şeffaf kadehler dolaştırılır. Gümüşten billur kaplar ki, onları (ihtiyaca göre) ölçüp düzenlemişlerdir. Orada kendilerine, katkısı zencefil olan içecekle dolu bir kâseden içirilir. Orada bir pınar ki ona ‘selsebil’ adı verilir. Çevrelerinde, gördüğünde saçılmış inciler sanacağın, hep aynı gençlik ve güzellikte kalacak hizmetçiler dolaşır. Orada, (sonsuz) nimetler ve büyük bir mülk (hükümranlık) görürsün. Üstlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır. Gümüş bileziklerle süsleneceklerdir. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirecektir. Onlara şöyle denecektir: ‘Şüphesiz bu sizin için bir mükâfattır. Çalışma ve çabanız makbul görülmüştür.” (İnsan, 12-24)

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ