İstikamet Ve Manevi Hayat

İstikamet Ve Manevi Hayat
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Farklı bir açıdan “İstikamet
nedir? sorusunun izahı

İmam Gazali Hazretleri, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hud; 112) ayetindeki istikametten kastın denge olduğunu ifade eder. Hz. Peygamberin saçlarını ağartan istikametteki zorluk, hak yolda dosdoğru yürümek manasında olanı değildir. Zira bu Peygamberler için kolaydır ama zor olan istikamette dengeyi sağlamak; Allah’ın emirlerini aşırıya gitmeden uygulamaktır. Mesela bir insan son derece cömert olabilir ama bir lira verilmesi gereken yere bin, bin verilmesi gereken yere bir vermek istikamete uygun değildir. Gazali’ye göre işte Hz. Peygamberin saçlarını ağartan zorluk istikamette dengeyi, adaleti korumadaki güçlükten kaynaklanmıştır.

 

İnsanın hayatında dengeyi hele de maneviyat sahasında yakalaması kolay değildir. Sufiler bu konuda hassas olmuşlar, aralarında aşırı gidenleri öncelikle kendileri eleştirmişlerdir. Özellikle İmam Rabbânî’nin bu yönü her türlü takdirin üstündedir. O mektubatının büyük bir kısmını ulema, sufiyye idareci ve bilumum halk kesimlerindeki aşırılıkları düzeltmeye hasretmiştir.

 

İmam’a göre dini hayatımızda dengenin en önemli olduğu alan itikat sahasıyla ilgili olanlardır. İslam mezheplerini hak yoldan ayıran onların bazı konulardaki aşırılıkları olmuştur. Mesela, Şiiler sevgi ve nefrette aşırı gitmişler, ashabın bir kısmını yüceltip adeta hata ve günahsız kabul ederken diğer bir kısmını ise tamamen kötü görmüşler ve göstermişlerdir. Hâlbuki Ehl-i sünnet kendini her tür aşırılıklardan korumuş, ashab-ı kiramın hepsini kucaklamıştır.

 

İşte bu noktadan hareketle imam-ı Rabbani rahmetullahi aleyh itikat hassasiyetini şu sözleri ile ifade eder: “Allah Teâlâ, sana doğru yolu göstersin! İyi bil ki, Allah yolunda bulunmak isteyen sâlike önce lâzım olan şey, itikadını düzeltmektir. Doğru itikat, Ehl-i Sünnet âlimlerinin, Kur’ân-ı Kerîm’den ve hadîs-i şeriflerden ve ashab-ı kirâmdan öğrendikleri, anladıkları itikattır. Kur’ân-ı Kerîm’in ve hadîs-i şerîflerin manasını doğru anlayan, doğru yolun âlimleridir. Bunlar da, Ehl-i Sünnet vel-cemâat âlimleridir.” (286. mektup)

 

Günümüzde bazı sufiler itikadî konularda kendi ilham ve keşiflerine güvenerek yanlış inançlara kapılabilmektedirler. Hatta kelam ehlinin ve fukahanın ilmini zahirî ilim diyerek küçümseyebilmektedirler. Bu görüşün yanlışlığını da İmam Rabbani rahmetullahi aleyh şöyle açıklar: “Peygamberlik ile velayet bilgileri arasında, ikinci bir fark da, vahyin şüphesiz kesin doğru olmasında yatar. İlham ise, zan iledir. Çünkü vahy melek ile gelir. Melek, hatadan korunmuştur, ma’sûmdur, öyle yaratılmıştır, bu sebeple  yanlışlık yapamaz. Her ne kadar ilhama mazhar olan kalp, âlem-i emirden olup, yüce bir mertebeye sahip ise de akıl ve nefs ile birlikte bulunduğu için, (onların kötü tesiri ile) ilhamı algılamada yanılabilir.” (41. Mektup)

 

Önce farzlar gelir,
sonra nafileler…

İmam Rabbânî’nin tasavvufa kazandırdığı başka bir farkındalık ise ibadetlerdeki aşırılıklardan bizi sakındırmasıdır. Sufilerin amel konusundaki aşırılıkları daha çok farzları ihmal edip, zikir ve sema gibi nafile ibadetleri ön plana çıkarmalarında göze çarpar. İmam’a göre zikir, fikir ve mücahede gibi tasavvufî uygulamaların sâlike fayda vermesi için öncelikle farzların yerine getirilmesi ve haramlardan kaçınılması gereklidir. O bu hususta şöyle söyler: “Şunu iyi bilmeli ki, zikrin sâlike fayda vermesi için, öncelikle şeriatın bütün ahkâmının yerine getirilmesi elzemdir. Sâlike ilk planda vacib olan, farzları ve sünnetleri yapmak; haramlardan ve şüphelilerden ise kaçınmaktır. Bunu yaparken de sâlik ufak büyük bütün meselelerde âlimlere müracaat etmeli ve onların fetvalarına uymalıdır.” (190. Mektup)

 

Bu durumda salik zahiri ilimleri öğrenmekten geri kalmamalı, “Bâtınî ilimler öğreniyorum” diye şer’î ilimlerden uzak durmamalıdır. Bu konuda çok hassas olan İmam-ı Rabbani rahmetullahi aleyh, halifelerini bu hususta şöyle uyarır: “O hâlde şerefli meclislerinizde tasavvufî eserler okunduğu gibi, fıkıh kitapları da okunmalıdır. Farsça yazılmış fıkıh kitapları çoktur. Meselâ Mecmû‘a-i Hânî, Umdetü’l-İslâm, Farsça yazılan Kenz. Hattâ tasavvuf kitapları okunmasa zararı yoktur. Çünkü onlar hâllerle ilgilidir. Söz ve lâfa sığmazlar. Halbuki fıkıh kitapları okumamakta zarar ihtimâli vardır.” (19. Mektup)

 

Muhabbette de
sapkınlıktan kaçınmalıdır!

Ayrıca İmam Rabbanî sâliklerin mürşidlerine gösterdikleri sevgi ve saygı hususunda da aşırılıktan kaçınmasını tavsiye eder. Zira sufiler arasında bu tür dengesiz davranışlar sıkça görülmektedir. Hatta Batılılar buradan yola çıkarak sufilerin evliyalara tapındığını iddia etmişlerdir. İmam bu tür suçlamalara bahane üretilmemesini şöyle tavsiye eder: “Güvenilir bir kimsenin bize naklettiğine göre, bir halifenin müridleri, önünde yeri öpmekle yetinmeyip kendisine secde ediyormuş. Bu işin çirkinliği güneşten daha açıktır. Onu bu işten şiddetle men edin. Halkı yönlendirmek için ortaya çıkanlar başta olmak üzere herkes bu tür işlerden sakınmalıdır. Özellikle onların (önderlerin) bu işlerden kaçınması en büyük mecburiyetlerdendir. Çünkü onun peşinde gidenler hal ve hareketlerinde onu taklit ederler ve böylece bir fitnenin içine düşmüş olurlar.” (19. Mektup)

 

Netice olarak şu unutulmamalıdır ki şeytan ifrat ve tefritte gezer. Hayırlı bir ameli sâlike öncelikle yaptırmamaya çalışır, buna engel olamaz ise bu sefer o ameli aşırılıklarla ifsad etmeye çalışır. Mesela şeytan bazı gafilleri, Allah dostları mürşidlerden tamamen uzak tutmaya çalışırken, bazılarını da onlar hakkında sapık ve aşırı inançlara sevketmişlerdir. Rabbimizden niyazımız her tür aşırılıklardan ve dengesizliklerden bizleri koruması, dinimizi orta yol üzerine yaşamamızı nasip etmesidir.

 

Aman ibadetlere dikkat

İçinde bulunduğumuz mübarek üç ayların sonuncusu olan Ramazan-ı Şerif, ibadet hayatımızı gözden geçirmemiz için bize ihsan edilmiş güzel bir fırsattır. Salik önce farzlardan başlayarak nafilelere doğru ibadetlerini tek tek ele almalı ve bunları daha güzel nasıl yapabileceğinin derdinde olmalıdır. İmam Rabbani mektuplarının pek çoğunda bu konuyu ele almış; tasavvufi hayatın merkezine, farzların ciddiyetle ifasını yerleştirmiştir.

 

Mektubatının III. ciltin 17. mektubunda şöyle der: “İtikadımızı tashih ettikten sonra, Müslümanın ikinci vazifesi amellere sarılmaktır. Zira Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “İslam beş temel üzerine kurulmuştur.” (Buharî, “İman”, 2; Müslim,“İman”, 21)

 

Hadiste ilk sırayı namaz aldığı için İmam bu konuya özel ehemmiyet verir. Aslında içinde bulunduğumuz Ramazan-ı Şerif ayı namazlarını tam kılamayan kardeşlerimiz için bulunmaz bir fırsattır. Zira namaz İmam’a göre içinde hiçbir ibadette olmayan nice sırları barındırır: “Namaz, Allah’a ve Rasulü’ne imandan sonra ibadetlerin en üstünüdür. İman gibi namazın da güzelliği onun kendi zatından kaynaklanmaktadır. Diğer ibadetlerin güzelliği ise zâtî değildir, başka sebeplere dayanır… Namazda kıraat, rükû, secde, kıyam, celse ve diğer rükünlerde dikkati elden bırakmamalı ve bunları en güzel şekliyle yerine getirmelidir. Rükünleri eda ederken ruhî sükûnet ve itminanı elde etmeye gayret etmeliyiz. Namaza gevşek davranmamalı ve namazları daima ilk vakitlerinde kılmaya özen göstermelidir zira emirleri yerine getirme konusunda ağırdan almak itaatsizlik ve edepsizlik anlamına gelir.”

 

İmam beş vakit namaza ilaveten bizlere teheccüt uyarısında bulunur. Hele Ramazan ayında sahura kalkıp da teheccüd kılmamak maneviyat ehli bir mümin için düşünülemez: “Teheccüt namazı bu tarikat ehli için sanki farz mesabesindedir. Bunun için gayret sarf edilmeli ve bir zaruret olmadıkça teheccüd terk edilmemelidir. Seher vakitlerimizi istiğfar, tevbe, iltica ve tazarruyla geçirmeli, günahlarımızı hatırlayıp pişmanlıkla yakarmalıyız. Ahiret azabının korkusunu içimizde hissederek istiğfar etmeliyiz. Kuşluk namazını kılmak mümkün olursa bu salik için büyük bir devlettir. Namazla geçen tüm bu vakitleri ganimet bilmek gerekir.”

 

Zekatın azı dahi milyon
sadakadan kıymetli

İmam Rabbani namazdan sonra ikinci olarak zekat konusunu gündeme getirir, bu konudaki ihmalkarlığı münafıklığın bir alameti olarak görür: “Mallarımızın zekatını vermek de dinin yapılması zorunlu emirlerindendir. Şu halde hak eden kimselere zekatımızı severek ulaştırmalı, kabul etmelerinden dolayı da onlara minnettar olmalıyız. Allah Subhanehu ve Taala, “Size verdiğim nimetlerden fakir kullarıma verin ki, ben de size bol bol mükafat vereyim” buyururken, malımızdan kıymetsiz bir miktarı verme konusunda duraksamak ve cimrilik etmek insafsızlığın son noktası değil de nedir? Allah’ın emirleri karşısında ağırdan almak, kalbin hastalığından ve semavi hükümlere yakinî iman sahibi olamamaktan kaynaklanır. Kalp tasdik etmediği sürece sadece dilden kelime-i şehadeti söylemek kafi değildir. Nitekim münafıklar da bu kelimeyi manasını ciddiye almadan dilleri ile söyler dururlar. Halbuki yakinî imanın göstergesi sadece konuşmak değil, dini vazifeleri gönül rahatlığıyla ve severek yerine getirmektir. Bugün esefle söyleyebiliriz ki İslam’ın farzları arasında zekat ile ziraat mahsullerinin zekatı olan öşür çokça ihmal edilmektedir. İnsanlar namaz ve orucu daha fazla oranda yerine getirirken, dünya sevgisinin kalpleri bürümesi sebebiyle zekat vermek nefislere çok ağır gelmektedir. Halbuki Kur’an-ı Kerim çoğu yerde namaz ile zekatı bir arada zikretmektedir. Bu konuda yapılan bir başka ihmal ise ciddi bir hesap yapmadan zekat niyetine özellikle Ramazan ayında az çok bir infakta bulunmaktır. Halbuki zekat iyice hesap edilmeli ve hak edenlere verilmelidir, böyle yapılırsa Allah katında son derece kıymetli bir ibadet olur: Zekat niyetiyle verilen üç beş kuruş, sadaka niyetine verilen nice altından daha değerlidir. Zira biri farz diğeri nafiledir.”

 

Şeytan insanı nafile
ibadetle de aldatır!

İmam Rabbani’ye göre şeytanın tuzaklarından biri de insana farzları ihmal ettirip onu nafilelere yönlendirmesidir. Farzlar ihmal edildiği zaman nafilelerin salike layıkı veçhile faydası olmayacaktır: “Farz ibadetlere kıyasla nafile ibadetlerin ne kıymeti olabilir ki. Keşke nafilelerin farzlara oranla sevabı okyanusa göre bir damla kadar olsaydı (Bu kadar bile değeri yoktur). Melun şeytanın hilelerinden biri de, insanları farz ibadetlerden alıkoyup bunun yerine onları nafile ibadetlere teşvik etmesi ve onları zekat vermekten yüz çevirtmesidir.

 

İmam’a göre Ramazan orucu da müminin gelişiminde son derece önemlidir. Özellikle son senelerde Ramazan ayının sıcak ve uzun yaz günlerine gelmesi bazı Müslüman kardeşlerimizin oruç tutmamalarına sebep olmuştur. Rabbani İmam bu konuda şöyle der: “Mübarek Ramazan ayında oruç tutmak dinin zorunlu emirlerdendir. Şu halde oruç tutmaya ihtimam göstermeli ve geçerli bir mazeretimiz olmadan orucu terk etmemeliyiz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, “Oruç cehennem ateşine karşı kalkandır”(Buhari) buyurmuştur. Eğer yolculuk ve hastalık gibi geçerli bir mazeretimiz bulunursa bu durumda o gün orucu kazaya bırakmamızda bir sakınca yoktur; fakat söz konusu mazeret ortadan kalktıktan sonra vakit kaybetmeden orucumuzu kaza etmeli, tembellik ederek onu ertelememeliyiz.”

 

Hac konusuna gelince imam bu konuda saliklere fıkıh kitaplarına müracaat etmeyi tavsiye eder. Ömürde bir kere farz olduğu için Haccın farzları ve nafileleri bu kaynaklardan öğrenilmelidir:

 

Dinimizin beşinci rüknü ise Allah’ın evi Kâbe-i Muazzama’yı haccetmektir… Şartlar oluştuğunda Hac vazifesini yerine getirmeliyiz. Peygamber Efendimiz, “Hac önceden işlenmiş olan bütün masiyetleri yok eder.” buyurmuştur.

 

İmam Rabbani bu tür uyarılara kulak vermeyip de gaflet içinde yaşamaya devam eden müminlere ise şu uyarıda bulunur: “Dinimizin haram ve helal hududuna riayet etmeli ve Allah’ın haram kıldığı şeylerden uzak durmalıyız. Eğer gayemiz ebedi kurtuluşa ermekse daha ne zamana kadar tavşan uykusunda yatacağız ve kulaklarımızı gaflet pamuğu ile tıkayacağız? Bir gün zorla uyandırılmadan kendimiz uyanmalı, cehennemi gerektirecek amellerden kaçınmalıyız. Yüce Rabbimiz, “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.”(Tahrim; 6) buyurmuştur.

 

Allah Teala’dan niyazımız cümlemize İslam’ın farzlarını yerine getirme ve haramlarından kaçınma hususunda hepimize uyanıklık nasip etmesidir.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ