KÂBE VE MÜBAREK ÇEVRESİ

Sema Çelem

Yazarın şu ana kadar yazılmış 3 makalesi bulunuyor.

Her canlının emin olduğu yer ‘HAREMİ ŞERİF’

Kâbe… Duvarlarını Hz. İbrahim aleyhisselamın, Allah’ın emri üzerine oğlu İsmail ile birlikte ‎yükselttiği(1) ‎ yeryüzünün bereket ve hidayet kaynağı olan ilk Beyt’i(2), girenin güvene erdiği ‎makam(3) ‎ …‎

Zaman içerisinde doğal olaylar nedeniyle defalarca yıkılıp yeniden inşa edilmiş, İbrahim ve ‎İsmail peygamberlerden sonra pek çok değişikliğe uğramış, kısmen ya da tamamen ‎yenilenmiş ve bugünkü halini almış olan Kâbe ve çevresi, Allah’ın korunmasını istediği ‎kutsal bir mekândır. Bu nedenle sınırları Hz. İbrahim aleyhisselam tarafından belirlenmiş, “Harem” adı ‎verilerek zararlılar dışındaki canlıların öldürülmesi ve bitki örtüsüne zarar verilmesi ‎engellenmiştir. Harem bölgesindeki avlanma yasağı ve bitki örtüsünün korunması buradaki ‎manevi havanın feyzinden istifadeyi arttırmak, peygamber mirası olan bu bölgenin doğal ‎dokusunu korumak, farklı kültürlere mensup ziyaretçilerin verebileceği zararı en aza ‎indirmek gibi hikmetlere sahiptir. Taş ve toprağının bölge dışına çıkarılmasının yasak oluşu ‎asırlar boyunca bu bölgenin ne büyük bir titizlikle koruna geldiğinin en basit örneğidir.‎

Bütün bu bilgileri, Kâbe ve çevresinin bugün gelinen noktada nelere maruz kaldığını  ‎anlayabilmek için hatırlamamız gerekir. Günümüzde “genişletme” adı altında yapılan ‎çalışmaların Harem-i Şerif’in hürmetine ne derece uygun olduğunu tartışmak için vakit çoktan ‎geçse de bir yerlerde hata yapıldığını ve artık bu hataların hayatı boyunca oraya gitmeyi ‎hayal eden insanlara zarar vermekte olduğunu görmezden gelemeyiz.‎

Bunu ilk fark ettiğim 2011 yılı umre ziyaretimizde Kâbe ve çevresinde yapılmaya başlayan ‎değişikliklere üzülmüş, mübarek harem beldesinin canı acıyor gibi gelmiş, onu bu durumdan ‎kurtarabileceğimizi hayal ederek, “Bize Hâdimu’l- Haremeyn olmayı bir kez daha nasip et Ya ‎Rabbi!” diyerek milletim için dualar etmiştim. O günlerdeki hissiyatımla ele aldığım bir ‎yazıyı, aradan geçen yıllara rağmen bugün hâlâ değişen bir şey olmadığını üzüntüyle ‎gördüğüm için sizlerle paylaşmak istiyorum:‎

‎”Musa Peygamberle Firavun’un mücadelesini bilmeyen yoktur. Hz. Musa’nın, Allah’ın ‎emirlerini ulaştırmak için gönderildiği Firavun, “Ey Hâmân benim için bir sarh (kule) inşa et ‎de semavâtın yollarına, kapılarına ve buluşma yerlerine ulaşmama sebep olsun. Onunla da ‎Musa’nın ilahını göreyim.” demiş,  Kur’an’da böyle bildiriyor Yüce Rabbimiz.(4)‎ ‎  Sürekli bu ‎ayet geliyor zihnime, tavafta tam hizasına geldiğimde gözümü korumak için azami gayret ‎gösterdiğim Z……… Tower ve saat kulesi ile ilgili olarak. Firavun, Musa aleyhisselamın “Kendisine ‎rakip gördüğü” Rabbine meydan okumak için bu emri vermiş, Hadi onu “Firavun yaptırmış” deyip geçebiliyoruz da, Kâbe’ye tepeden bakan bu yapının varlığına nasıl mantıklı bir açıklama ‎getirilebilir? Gerçi huzurumu kaçıran sadece bu değil, tavaf esnasında bir anda durup bu ‎garip yapının önünde poz veren, sonra da hiçbir şey olmamış gibi tavafa devam edenleri ‎görünce de bozuluyorum. Bir de Kâbe’ye sırt dönülüğ poz verilmesi var, bu da işin cabası. ‎Aslında tavaf namazken ve namazda gösterilen hassasiyetin burada da gösterilmesi ‎gerekirken Kâbe’yi arkaya alıp fotoğraf çektirilmesi içimi acıtıyor, tavafı tamamlayınca ‎edebe riayet ederek geri geri çıkmayı tavsiye eden büyüklerimizi hatırlıyorum. Kâbe ‎oradayken gözlerin başka şeyleri görüp, dillerin mâlayâni ile meşgul olması mekânın ruhuna ‎aykırı geliyor. Hele namaz bitip de cemaat dağılırken oteller yığını olan bina silsilesine ‎rağbeti görünce şaşkınlığımın öfkeye dönüşmesine engel olamıyorum.‎

Bizden olmayan ‘Kitch’ yapılar

Bu yapı için mimarlık otoritelerince Kitsch tabiri kulanılıyor. Var olan bir tarzın aşağı bir ‎kopyası olan sanatı sınıflandırmak için kullanılan bu Almanca terim, kibirli ve bayağı bir ‎tada sahip şeylere ve ticari kaygılarla üretilmiş olan banal, rüküş ve sıkıcı ürünlere verilen ‎bir isim. İnternette küçük bir araştırma yapıldığında nasıl bir ticari kaygı ile yapıldığına ve ‎Fransız bir firma tarafından işletildiğine şahit olunan bu garip yapıda bir katta yaklaşık kırk ‎beş daire ile birlikte normal, stüdyo ve kral daireleri yer alıyormuş. Standart odaların devre ‎mülk fiyatı 7500 Amerikan dolarıymış, kral dairesi ise 160 bin dolara kiralanabiliyormuş! ‎Üstelik ilk bilgilere göre yedi yüz Türk’ün bu kulede devre mülk aldığı söyleniyormuş.‎

‎Düşünüyorum, Hikmetini ‎anlayamadığım, Fransa’da görmüş olduğum katedralleri çağrıştıran bu yığma bina nasıl ‎burada ve Kâbe’yi örtmek istermiş gibi durabiliyor ve neden bu kadar rağbet görüyor?‎

Kâbe manzaralı” değil “Kâbe’ye tepeden bakan” oteller zincirinin daralttığı mekân ‎genişletilmeye çalışılıyor şimdi. Sonuç şu anki haliyle oldukça vahim. Tavaf alanına girmek isteyenlerin öncelikle inşaat atıklarını ‎geçmeleri gerekiyor, o da içeri girecek bir kapı ‎bulabilmişlerse. Bundan birkaç yıl öncesine kadar ilk defa gidenler için Kâbe’ye girişler ‎özel organize edilirdi. Grup olarak aynı kapıdan girilir, Kâbe-i Muazzama’ya yaklaşıncaya ‎kadar olan bölümleri dualarla ve mümkünse sadece ayakuçlarına bakarak yürümeleri telkin ‎edilirdi hacılara.

Öyle yoğun duygular yaşanır, heyecan öylesine zirveye çıkardı ki vuslat ‎gerçekleşip Kâbe’ye ulaşan kişi bazen ne diyeceğini unutur, ya donup kalır ya da ‎gözyaşlarına boğulurdu. Bu arada ayakları yerden kesilir, sel gibi akan kalabalığın içinde bir ‎damlaya dönüşür, çoğunlukla gözden yitip giderdi. Artık bu durum pek mümkün olmuyor. ‎Büyük çabalar sonucu metâfa ulaşanların, Kâbe’yi görebilmek için önce alanı rahatlatmak ‎adına yapıldığı iddia edilen çelik köprülerin ayaklarını aşması gerekiyor. Bir köşesinden de ‎olsa görebilene ne mutlu! İlk defa gidenler için bu durum oldukça zor tabii, büyük ihtimalle ‎onlar Kâbe’yle ilk karşılaşmalarını daha başka hayal etmişlerdir.

Peki, ne yapmalıyız? Zaten iş makinelerinin gürültüsü altında kalmış bu mübarek mekânda ‎Abdülmuttalib gibi  “Sahibi var, O’nu korur, ben develerimin sahibiyim” mi demeliyiz? ‎Yoksa Nebevî terbiyenin öğretisi ile gördüğümüz bu münkere elimizle, dilimizle, hiç ‎olmazsa kalbimizle karşı mı koymalıyız?

En kısa zamanda Mescid-i Haram’ın hürmetini yok eden ve saygısızlığa dönüşen her türlü ‎çalışmanın, yapanların eliyle durdurulması için de dualar ediyorum.‎

Not: 1)Bakara;127.  2) Al-i İmran; 96. 3) Al-i İmran; 97. 4) 28/ Kasas: 38; 40/ Mü’min: 36

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ