Kabul olunan örnek dualar

Kabul olunan örnek dualar
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

İhtiyaçları yalnızca
Allah giderir
Dua; Kulun Rabbinden yardım beklemesi, ona sığınıp en içten duygularla yalvarması, ondan yardım istemesidir.

 

Ömür boyunca etrafını saran bin bir tehlike ile sürekli burun buruna olan insan, hiçbir zaman korkularından kurtulup emin olamaz. Bu hal, onu hayatının sonuna kadar, kendini sımsıkı sarıp koruyacak güvenli bir sığınak, bir merci aramaya sevk eder.

 

Bu merci kimdir? İnsan başı sıkışınca kimden yardım isteyecektir? Şüphesiz bu merci her şeye gücü ve kudreti yeten, kâinatın yegâne hâkimi Allah’tır.

 

Samimi bir kalple ona sığınan kişi, tüm tehlikelerden korunarak emin olur. Bunu çok iyi bilen insan, başı her sıkıştıkça ellerini semaya kaldırarak büyük bir samimiyetle Allah’a yalvarır.

 

Kur’ân-ı Kerim onun bu hâlini bir örnekle şöyle tasvir eder: “…O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgârla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada, ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca, dini Allah’a has kılarak ‘And olsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız’ diye Allah’a yalvarırlar.” (1)

 

Kim bilir belki de mükemmel olarak yaratıldığı için insanoğlunun arzuları ve ihtiyaçları bitip tükenmek bilmez. Bir şeyi elde edince, başka bir şey, onu yakalayınca başka bir şey isteyip durur.

 

Onun bu sonsuz arzusunu kendi gibi aciz olan başka bir insan karşılayabilir mi? Sayısız varlığın sonsuz isteğini, ancak sonsuz kuvvet ve kudret sahibi olan Allah karşılayabilir. Yeter ki insan elini ona açarak bütün kalbi ile O’na yönelmiş olsun.

 

Allah’ımızdan samimiyetle
isteyelim

Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Bir gün, Ensardan biri eve geldiğinde, yiyecek bir şey olmadığını gördü. Ev halkı iyice acıkmıştı. Yiyecek bir şeyler bulurum ümidi ile dışarı çıktı. O, rızkını temin için vadiye doğru giderken, hanımı büyük bir içtenlikle:

– Allah’ım! Bize hamur karıp ekmek pişirecek rızık ver! Diye dua etti. Bir süre sonra kendi kendine:

– Komşular muhtaç olduğumuzu, yiyeceğimiz olmadığını bilmesinler. Kalkıp tandırı yakayım, onun dumanından ve değirmenin sesinden ekmek pişirdiğimi sansınlar, dedi. Kalktı tandırı yaktı, sonra değirmeni çevirmeye başladı.

 

Bir süre yiyecek arayan eşi, tüm gayretine rağmen hiç bir şey bulamamıştı. Gezmekten yorgun düşünce geri döndü. Eve yaklaştığında el değirmeninin sesini duydu. Hanım eşinin geldiğini görünce:

– Ben ne yaptım! Şimdi eşim ekmek pişirdiğimi sanıp ümitlenecek. Şimdi kapıyı nasıl açacağım? Diye üzülüp kaygılandı. Olan olmuş, yapacak bir şey yoktu. Kalkıp kapıyı açtı. Kapı açılır açılmaz eşi:

– Ne pişiriyorsun? Diye sordu. Hanımı sıkılsa da gerçeği anlattı. Ama bilmediği bir şey vardı. Kocasını yolcu ettikten sonra, samimiyetle yaptığı dua kabul olmuş, o an evlerinde bilmedikleri bir şey yaşanıyordu.

 

Konuşurlarken el değirmenin dönmeye devam ettiğini duydular. Hayretle içeri koştular. Gördükleri şey onları şaşkına çevirdi. Değirmen un öğütüyordu. Hayretler içinde evde ne kadar kap varsa hepsini unla doldurdular. Tandırın başına koştular. Orada ekmek doluydu. Rabbine hamd eden ev halkı, kapları dolduktan sonra el değirmenini kaldırıp, etrafı süpürüp temizlediler.

 

Sahabe karnını doyurur doyurmaz, doğruca Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemin yanına gitti. Durumu olduğu gibi anlattı. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem:

– Değirmeni ne yaptınız? Diye sordu. Sahabe:

– Kaldırıp yerine koyduk, dedi. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem:

– Kaldırmasaydınız, kıyamete kadar dönmeye devam ederdi, buyurdu. (2)

 

İnsan çevresi ile yoğun ilişkileri olan bir varlıktır. Bu ilişkiler kendi ya da karşı tarafın tavırları yüzünden sık sık kırılma ve kopma noktasına gelir. Çözüm yolunda bütün çareler tükenir, acz içinde kıvranırken, kendisini bu durumdan kurtaracak bir merci arar. Aslında o merciin Allah olduğunu çok iyi bilmektedir. Ancak gafleti bir kere onu Allah’tan uzaklaştırmış, her şeyi çözebilirim noktasına götürmüştür. Uzun süre çözüm bulmaya çalıştığı halde bir türlü başaramaz.

 

Geldiği noktada yanıldığını görünce, hakikati anlar. Boynunun büker, ellerini semaya kaldırır, büyük bir samimiyetle tövbe ederek yalvarmaya başlar. Tıpkı Yunus aleyhisselam gibi…

 

Yakarışı arşta
yankılanan peygamber

Ninovalılara peygamber olarak gönderilen Yunus aleyhisselam, halkı gece gündüz Hakk’a çağırmasına rağmen, kimse onu dinlemez. Batılda kalmaya devam ederler. Haktan yüz çevirmekte ısrar edince, Rabbi peygamberine kavmine azap göndereceğini vahyeder. Yunus aleyhisselam kavmine acıyarak onlara başlarına gelecek azabı bildirir. Kavmi onun asla yalan söylemeyen, son derece güvenilir biri olduğunu biliyordur. Birbirlerine:

 

– Yunus asla yalan söylemez. Başımıza büyük bir felaket gelecek, diyerek korkuya kapılırlar.

– Her şeyimizi toplayıp çocuklarımızı da alarak sahraya dua etmeye çıkalım. Umulur ki Allah bize acıyarak affeder, derler.

 

Hanımlarını, çocuklarını, hayvanlarını ve onların yavrularını da alarak sahraya çıkarlar. Gözyaşları içinde pişmanlıklarını bildirerek Allah’a yalvarmaya başlarlar. Hanımlar ve çocuklar ağlar, hayvanlar başlarına gelecekleri hissetmişçesine inlerler.

 

Pişmanlıklarını gören Allah onları bağışlar. Göndereceği azabı kaldırır. Fakat kavminin, azap kalkınca, tavırlarının değiştiğini gören Yunus aleyhisselam onlara kızar. Yanlarından ayrılıp denize gider. Gemidekilere:

 

– Sizinle birlikte gelebilir miyim? Diye sorar. Gemiye buyur ederler, Yunus aleyhisselam ücret vermek isterse de ücret almazlar. Gemi bir süre yol aldıktan sonra, büyük bir fırtınaya yakalanır. Kavmine kızmakla hata yaptığını anlayan Hz. Yunus:

 

– Beni denize atarsanız kurtulursunuz, der. Onlar:

– Seni denize atmazsak kurtuluruz, derler.

 

Bir süre konuştuktan sonra, kura çekmeye karar verirler. Kura Yunus aleyhisselama çıkar. Kabul etmek istemezler. İkinci ve üçüncü kura da ona çıkınca çaresiz kalırlar. Büyük bir üzüntü ve şaşkınlık içinde durumu kabullenirler.

 

İlahi imtihan devam ediyordur. Allah’ın görevlendirdiği balık, geminin hemen yanında yerini almış misafirini bekliyordur. Gemidekiler Yunus aleyhisselamı atınca, ağzını açan balık onu içine alarak misafir eder. Günlerce balığın karnında karanlıklar içinde kalan Yunus aleyhisselam sürekli gözyaşı döküp: “La ilâhe illa ente subhâneke, innî küntü minezzâlimîn” yani “Senden başka ilah yoktur, Seni bütün eksiklerden tenzih ederim. Şüphesiz ki ben zalimlerden oldum.” diyerek Rabbine yalvarır, duası Arş’ta yankılanır. Melekler:

 

– Yabancı beldelerden gelen şu inilti tanıdık bir sese benziyor, der. Allah Zülcelal:

– Tanımadınız mı? Diye sorar. Melekler:

– Ey Rabbimiz o kim?

– O kulum Yunus’tur.

– Ameli makbul, duası kabul olan Yunus mu?

– Evet.

– Ey Rabbimiz, geniş zamanda sana itaat edeni, dar zamanda kurtarmaz mısın?

– Elbette kurtarırım, buyuran Allah Celle Celaluhu, kulunun duasını kabul ederek onu balığın karnından kurtarır.(3)

 

Dua; Kulun Rabbine bir çağrısı, bir yakarış ve küçükten büyüğe halini arz, semâlar ötesine bir yöneliş, bir talep, bir niyaz ve bir iç dökmedir.

 

Dua; Rabbinin emirlerini yerine getirmeyen, yasaklarından kaçınmayan kulun, günahlardan pişmanlık duyarak Allah’a yönelmesi, gözlerinden boşanan yaşla cehennem ateşini söndürecekmişçesine yalvarması, kalbini yakıp tutuşturan nedamet ateşi ile Allah’a yalvarmasıdır.

 

Bu yönü ile dua, eşsiz bir ümit merdiveni, ilahi affa mazhar olma yolunda sağlam ve güvenilir bir basamaktır. Kul samimi bir yakarışla günahları eritip yok ederken, gazaptan rızaya doğru yükselen basamakları bir bir çıkarak tövbesini Rabbine ulaştırır.

 

Mahvolmaktan korkan sahabi

Gür sesli biri olan Sâbit b. Kays radıyallahu anh, sahabelerle birlikte huzuru saadette oturuyordu. Allah’ın “Ey iman edenler! Sesinizi peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin!”(4) ayetine rağmen, huzuru saadette sesini yükselterek konuşmuştu. Daha sözünü bitirmeden hatasını anladı:

 

– Resûlullah’ın huzurunda sesimi nasıl yükseltirim? Diye büyük bir üzüntüye kapıldı. Pişmanlık ateşi içini yakıyordu. Nefsini kınayarak evine kapandı. İçi alev alev yanıyordu, evin bir köşesine büzüldü, namaz haricinde yerinden ayrılmadan öylece bekledi.

 

Çevresindeki insanlarla yakından ilgilenen Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem sürekli çevresinde gördüğü Sâbit Kays’ı günlerdir göremeyince, komşusu Sa’d b. Muaz radıyallahu anh’a:

– Ey Ebu Âmir! Sâbit’ten haberin var mı? Yoksa hasta mı? Diye sordu.

 

Sa’d b. Muaz, Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemin emri üzerine Sâbit b. Kays’ın durumunu öğrenmek üzere huzurdan ayrıldı.

 

Yakınlarına sorunca evde olduğunu söylediler. Hemen eve gitti, izin isteyerek içeri girdi. Sâbit b. Kays üzüntüden perişan bir şekilde başını önüne eğmiş, kendinden geçmiş bir hâlde oturuyordu. Yanına yaklaşan Sa’d b. Muaz:

 

– Bu hâlin ne? Diye hayret ve üzüntü ile sordu.

– Felaket! Ben mahvoldum, sesim Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemin sesinin üzerine çıktı. Huzurunda sesimi yükselttim. Bütün amellerim zayi oldu. Bundan böyle ben artık cehennem ehliyim. Gidip Allah Resulü sallallahu aleyhi veselleme durumumu aynen bildir, dedi.

 

Sa’d b. Muaz onu teselli ettikten sonra, evden ayrılıp Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemin yanına gitti. Gördüklerini Efendimize aynen anlattı.

Pişmanlığı, kötülükle arasına perde olarak, ona cennet kapılarını ardına kadar açmıştı. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem onu cennetle müjdeleyerek Sa’d’a:

– Onun yanına gidip deki Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem senin için: “Sen cehennem ehlinden değil, bilakis cennet ehlindensin.” buyurdu.(5)

 

Dua; Sevgiliye sunulan iştiyak lisanıdır. O, Allah ile kulu arasında irtibatı kuran nuranî bir köprü, haberleşme ve iletişimi sağlayan eşsiz bir vasıtadır. Bu irtibat sürdürdüğü sürece, kul güzellikler içinde kalır. Bunun için birçok Hak dostu, Allah’ın kuluna dua etmeyi nasip etmesini, dua anını, onu kabul edilmesinden daha fazla önemsemişlerdir.

 

Zira dua, büyük bir aşkla Allah huzurunda ona yalvarmak iken, duanın kabulü huzurdan ayrılmaktır.

 

Hz.Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurur; “Allah katında duadan daha değerli bir şey yoktur.” (6) buyurmuştur.

 

Kaynaklar: 1- Yunus Sûresi, 10/22. 2- Beyhakî, Delâilu’n-Nübüvve, 6/105. 3- Suyûti, Dürrü’l-Mansûr, 5/585. 4- Hucurat Sûresi, 49/2. 5- Müslim, İman, 187; İbn Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 569. 6- Tirmizi, Dua, 1; İbn-i Mâce, Dua, 1.

 

 

 

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ