Kadının En Güzel Çeyizi

Kadının En Güzel Çeyizi
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Evleneceklere hikaye
tadında bazı tavsiyeler

Dindar ve iyi huylu bir kadının kocasını mutlu ettikten başka, onu kendine nasıl bağlayacağını pek güzel bir şekilde anlatması bakımından ibret dolu bir olayı dinleyelim:

 

Tabiîn âlimlerinin ileri gelenlerinden büyük muhaddis Şa’bî rahmetullahi aleyh anlatıyor: “Bir gün Kadı Şüreyh ile oturmuş konuşuyorduk. Bu büyük âlim bana dedi ki:

– Şa’bî! Eğer evlenecek olursan Beni Temîm kabilesinden bir kız al! Onlar mükemmel yetişmiş oluyorlar.

– Nereden biliyorsunuz? diye sordum. Şunları söyledi:

– Gençliğimde bir gün Benî Temim kabilesine gitmiştim. Bir kapının önünden geçerken, ihtiyar bir kadınla bir kızın oturduğunu gördüm. Kız çok güzeldi. Onu daha yakından görmek için, su içme bahanesiyle yanlarına yaklaştım ve su istedim. Kadın, kıza su getirmesini söyledi. Suyu içtikten sonra kadına:

– Bu kızın adı nedir? diye sordum.

– Adı Zeynep’tir. Hudayr’ın kızıdır, dedi.

– Evli midir?

– Hayır, değildir.

– Allah’ın emri ile bana verir misiniz?

– Dengi isen veririz.

 

Oradan ayrıldıktan sonra evime geldim. Kızla evlenmeyi aklıma koymuştum. Arkadaşlarımdan birkaç kişiyle kızın amcasına giderek düşüncemizi anlattık.

– Münasiptir, dediler ve orada söz kesildi. Nikâh kıyıldıktan sonra, Beni Temim kabilesinin kadınlarının katı yürekli olduklarını düşünerek, pişmanlık duymaya başladım. Kendi kendime: “Artık bir iştir oldu. Memnun kalmazsam ayrılırız” dedim. Pişmanlığımı açığa vurmadım.

 

Odasına girdiğimde kız bana :

– Efendi! Böyle vakitlerde güveyinin Allah rızası için iki rekât namaz kılarak Cenâb-ı Mevlâ’dan karısının hayırlı olmasını niyaz eylemesi ve şerrinden Hakk’a sığınması sünnettir, dedi.

 

Ben de:

– Evet, öyledir, diyerek namaza durdum. Selâm verdikten sonra baktım ki, o da namaz kılıyor. Namazı bitirdikten sonra bana şunları söyledi:

– Efendi! Ben yabancı, bir kızım. Sizin huyunuzu, tabiatınızı bilmem. Sevdiğiniz, hoşnut olduğunuz şeyleri bana bildiriniz ki, arzunuza uygun bir şekilde hizmetinizi yapabileyim. Hoşlanmadığınız şeyleri de söyleyiniz ki, onlardan sakınayım. Sana kendi kavim kabilen arasında bir hanım, bana da benim kavmim içinde bir koca bulunurdu. Ama ne var ki kaza ve kaderde yazılı olan başa geldiği için birbirimizin huyunu, âdetini bilmediğimiz hâlde benim kocam oldun. Artık Allah Teâlâ’nın da buyurduğu gibi bana ya iyi davranın veya beni boşayın aileme döneyim. Size öncelikle bu dileğimi sunarım. Yüce Allah’tan seni ve beni bağışlamasını niyaz ederim.

 

Ben de ona cevaben dedim ki:

– Hanım! Öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz üzerinde durursan, bahtiyar olacağım. Yok eğer sözünde durmayacak olursan, sana ne yapmak gerektiğini zaten kendin söyledin. Sonra ondan neler beklediğimi, neler yapmamasını istediğimi söyledim. Daha sonra bana dedi ki:

– Akrabamın gelip gitmelerini ister misiniz?

– Usandırmalarını istemem. Pek sık gelmesinler, dedim.

– Komşulardan kimlerin gelmelerini istiyor, kimlerin gelmelerini istemiyorsunuz? Onları da söyleyin de istediklerinize itibar edip saygı göstereyim; istemediklerinize yüz vermeyeyim, dedi.

– Falan ve falanlar dürüst ve namuslu insanlardır; gelsinler, gitsinler. Fakat falanlar uygunsuz takımındandır; gelmesin, gereği yok, dedim. Lâfı uzatmayayım, ey Şa’bî. Kız, kendisine verdiğim bu talimata göre hareket etti. Benim de kendisine olan sevgim günden güne arttı. Bu şekilde bir yıl geçti. Bir gün eve geldiğimde baktım ki, bir ihtiyar kadın evin içinde, “Şöyle yap, böyle yapma!”  diye karıma bir şeyler söylüyor.

– Bu kim? diye sordum.

– Kayınvalideniz, dediler. Bunun üzerine hâl ve hatırını suâl ettim. Bana:

– Oğlum! Hanımından memnun musun? diye sordu. Ben de:

– Çok memnunum. Kızınızı pek güzel terbiye edip yetiştirmişsiniz, dedim. Bana şunları söyledi:

– Oğlum! Kadınların huysuzlukları en çok iki durumda meydana çıkar. Biri; erkek çocuk doğururlarsa, biri de kocalarından yüz bulurlarsa. Eğer karının bir hatasını görecek olursan, hemen o hatayı düzeltmeye çalış. Yemin ederim ki, bir evde en yakışık almayan şey, kocalarından yüz bulan dilberlerin nazlanıp durmalarıdır. Şimdi söyle yavrum, karınızın akrabaları, ziyaretinize ne zaman, kaç günde bir gelsinler? Ben de:

– İstedikleri zaman buyursunlar, dedim.

 

Kayınvalidem her yıl bir kere evime gelir ve bana bu şekilde nasihatler ederdi. Sözün kısası, ey Şa’bî, o kız ile tam yirmi sene gül gibi geçindik. O kadar zaman içinde bir kusurunu bulamadım. Kindeli bir komşum vardı. Karısı huysuz, terbiyesiz biri olduğu için evlerinde dırıltı ve dayak patırtısı eksik olmazdı. Onların bu hâli, karım Zeynep için bir şiir yazmama yol açtı.

 

O şiirde dedim ki:

“Birtakım erkekler gördüm ki, hanımlarını dövüyorlar. Eğer benim karım Zeynep de dövülecek olursa, onu döven elim kurusun. Bir suç ve kabahat etmezken onu hiç döver miyim? Suçsuzu dövmek, adaletli bir davranış değildir. Benim Zeyneb’im hanımlar arasında güzel ahlakıyla o derece üstündür ki, hiçbir kadın onun dengi olamaz.”

 

Kadı Şüreyh’in sözleri burada bitiyor. Demek ki iyi huylu kadınlar, kendilerini kocalarına böylesine sevdirebiliyorlar. Onun gönlüne hâkim olup geçici dünya hayatını cennetten bir köşeye çevirebiliyorlar. Hem mutlu ediyorlar, hem mutlu oluyorlar.

Kıymetli

Bu bilgilerin ışığında şöyle bir neticeye varmak mümkündür: Kızlarına sağladıkları maddî imkânın, yüz binlerce liralık çeyizin onu mutlu edeceğini zanneden ana-babalar, kızlarını kocalarının yanında değerli kılacak şeyin bunlar değil, ona verilecek iyi bir terbiye, edeb ve dindarlık duygusu olduğunu bilmeli, kızlarına mümkün olduğu nisbette dinî bir tahsil yaptırmaya çalışmalıdır.

 

O nadide eşyalar, kıymetli kumaşlar, modern takımlar birgün gelir eskir, yırtılır, bozulur. Hatta gün olur, devran tersine döner, insan bunları satmak ve elden çıkarmak zorunda kalabilir. İşte o zor günlerde, insanın maddî ve manevî dünyasının karardığı zamanlarda dünyanın gerçek yüzünü ve mâhiyetini bilen dindar ve bilgili kadın imdada yetişir. Kocasına destek olur. Dünyanın inişli yokuşlu olduğunu ve yuvasının hâtırı için mahrumiyetlere seve seve katlanacağını söyleyerek kocasını rahatlatır. Böyle olmayan bir kadın ise, sitemleri, başa kakmaları acı dili ve asık suratıyla dertli ve hüzünlü kocasını daha perişan eder. Hayatta desteksiz ve yardımsız yapayalnız bırakır.

 

Öyleyse, bir zengine damat olmanın dünya huzuru sağlayacağını uman gençler de bu hevesten vazgeçmeli, dünya ve âhiret saadetinin terbiyeli, namuslu ve dindar kadınlarla birlikte bulunduğunu hatırlarından çıkarmamalıdırlar.

 

Damadın da ahlaklısı lazım

Ebû Hureyre radıyallahu anhtan: Rasûlullâh sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Dinî hayatını ve ahlâkî tutumunu beğendiğiniz bir adam, kızınıza talip olursa onunla hemen evlendirin. Eğer böyle yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük fesatlar meydana gelir.” (Tirmizi, Nikah, İbni Mace. Nikâh, 45)

 

Birçoğumuzun hatır ve hayâlinden bile geçmeyen bir mevzudur bu…

 

Kızımızın mutlu bir yuva kurmasını isteriz. Bunun için de varımızı yoğumuzu ortaya koyarak ‘Aman yatak odası şöyle olsun, mutfağında şunlar bulunsun, oturma odası da kimseninkinden geri kalmasın’ diye çırpınıp dururuz.

 

En âlâ kadifeden yapılma koltuklara gömülen, kuş tüyü yastıklara baş koyan, yumuşacık yorganlara sarınıp, bürünen damatlar hanımlarını mutlu etseydi, bütün zenginlerin çocukları bahtiyar olurdu. Ama gerçekler, durumun hiç de öyle olmadığını gösteriyor!

 

Saadet dediğimiz devlet kuşu, yumurtalarını bırakmak için yumuşak kumaşlar, döşeli dayalı evler aramaz. Bu nazlı kuş, o değerli yumurtasını, anlaşan iki gönlün seyran olmuş samanlığına bile bırakmaktan çekinmez.

Anlaşan, birleşen gönülleri de başka yerde değil, anlayışlı, faziletli, ahlâklı, kısaca Allah’tan korkan insanlarda aramak lâzımdır. Çünkü böyle kimseler, kadında mâkul şeyler ararlar. Olmadık hayâller kurarak, hanımlarının, masallardaki peri kızının sahip olduğu bütün iyilikleri ve güzellikleri taşımasını beklemezler.

Hiçbir insanın, hatta kendilerinin bile mükemmel olmadığını bilirler. Malum ya zihnen hayâl kurmanın bile unutulmaya başlandığı günümüzde, hayâller evimizin içine kadar girdi.

Televizyonda hergün birkaç tanesi seyredilen filimler de bir nevi hayâl olduğuna göre, fizikî bakımdan mükemmel olan ve film icabı ruhî bakımdan da pek müstesna davranışlar sergileyen ‘güzelin bütün özellikleri evdeki kaşık düşmanında yok!’ diye onu hor-görmeye kalkan küçük beyinli erkekler az değildir.

Hayâlle gerçeği birbirinden ayıramayan bu zavallılar, her şeyden önce insanı tanımaktan, onun değerini anlamaktan âcizdirler. O hâlde erkeğin bulutlarda uçmayan, ayağını yere basan, insanı insan olduğu için seven, eşini, sahip olmadığı değil, sahip olduğu güzel vasıflardan dolayı takdir eden bir kimse olması icâb eder.

Aşını, eşini, işini bilirse

Her erkek, tabiatı, anlayışı, din ve dünya görüşü istikametinde karısından davranışlar bekler. Akıllı bir hanım, kocasının huylarını ve kendinden beklediği şeyleri kısa zamanda öğrenir.

Atalarımızın dediği gibi bir kadın: “Aşını, eşini, işini bilirse” ve “Her kadın evinin hanımı, hem de halayığıdır/hizmetçisidir” anlayışıyla evine hizmet ederse kendini kabul ettirir.

Bir hanım mutlu olmak ve mutlu etmek için kocasının hangi huylarına dikkat etmelidir? Buna bir cevap denemesi olarak büyüklerimizin, ahlâk ve edebiyat kitaplarına aldıkları görgülü bir ananın kızına yaptığı vasiyyetini zikredebiliriz.

Kızlarımıza evlilikleri için edeb tavsiyeleri

Rabîa kabilesinin ileri gelenlerinden Haris kızı Ümame, kızını Meliki Haris İbni Amr ile evlendirip de onu müstakbel evine gönderirken şöyle nasihat eder:

“Bak yavrum! Edeb ve terbiyesine, soy asaletine bakarak bir kimseye nasihat ve tavsiye etmemek gerekseydi, benim de şimdi sana nasihat etmeme lüzum kalmazdı. Fakat tavsiye, bilene hatırlatma, bilmeyene öğretme niteliğinde olduğundan herkese faydalıdır.

Kızım! Eğer bir kızın, ana-babasının serveti sebebiyle kocaya ihtiyacı olmasaydı, herkesten çok senin ihtiyacın olmazdı. Ama öyle değil. Erkekler bizim için yaratıldığı gibi, biz de onlar için yaratılmışız.

Kızım! Şimdi sen ana-baba evinden, büyüyüp yürüdüğün yuvadan çıkıp bilmediğin ve ömründe ülfet etmediğin bir adamın evine gidiyorsun. O halde kocanın rızasını gözetip cariyesi gibi itaat et ki, o da sana kul-köle olsun, yani seni sevsin, seni memnun etmenin çaresine baksın.

Mutlu bir aile için
yapılması gerekenler

“Şimdi sana bazı şeyler söyleyeceğim. Kocanla iyi geçinebilmek için bunları belle ve ona göre hareket et:

1- Sana yiyecek ve giyecek, her ne getirirse onu, cân-ı gönülden kabul etmelisin.

2- Emrettiği şeyleri yapmalı, yapma dediği şeyleri yapmamalısın. Sözünü dinleyip kendisine itaat etmelisin.

3- Evin içini, üstünü başını temiz tutmaya dikkat edip göz görecek veya kokusu alınarak nefret edilecek şeylerden kaçınmalısın. Sakın ha, kendinden iğrendirip gözünden düşmeyesin!

4- Uyuyacağı yemek yiyeceği zamanları kollamalısın. Yani bunları hangi vakit ve saatte yapmaya alışmış ise, o vakitleri gözetip yemeğini ve yatağını hazırlamalısın; zira açlık insanı ateşlendirir, uykusuzluk öfkelendirir.

5- Kocanın malını muhafaza etmeli, israf ve telef olmaktan korumalısın. İtibarını gözetmeli, yakınlarına değer vermelisin.

6- Hiçbir şeyde ona isyan etmemelisin; çünkü emrine isyan edersen kin bağlatırsın; sırrını ifşa edersen zulüm ve cefasından emin olamazsın.

Kızım! Kocan kederli iken yanında sakın sevinçli görünme; sevinçli zamanında da sakın kederli durma!” (Fıkhu’s Sünne,II,234; Meşâhîrü’n Nisâ,I,41-42)

Her bir cümlesi bin yakut değerinde olan bu kıymetli sözler, kızını cam gibi seven hassas, görgülü ve şuurlu bir ananın gönlünden dudaklarına dökülen ve her biri denenmiş, yaşanmış olan öğütlerdir.

Kızının saadetini düşünen her ana, bir başka yuvaya uçuracağı yavrusuna bu sözleri söylemek ister.

Eğitimde sözden çok tatbikat önemi olduğuna göre, hanım kardeşlerimiz bu nasihatlerin her birini kendi evlerinde bizzat yaşatarak kızlarına güzel numuneler vermelidirler.

Bir kocanın hanımından memnun olması sadece evin huzurunu, evdekilerin saadetini sağlamakla kalmıyor, Efendimizin ifade buyurduğu üzere, gözlerinde tüten cenneti de kazandırıyor.

Şu hâlde müslüman bir hanım, kocasını memnun etmenin cenneti kazanmaya vesile olacağını düşünerek kendine çeki-düzen vermeli, elindeki fırsatı değerlendirmelidir.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ