Kendini Beğenme!

Kendini Beğenme!
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Nimetlerin sahibini
bilmeme hastalığı

Ucub, insanın kendisini beğenmesidir. İnsanın ahiret sermayesini eriten kalbi afetlerin büyüklerinden birisidir.

 

Peki, insan ne ile ucuplanır?

 

Kimileri namazıyla, kimileri Kur’an okumasıyla, kimileri hitabetiyle, kimileri ilmiyle ve yaptığı zikriyle; yani, salih amelleriyle ucuplanır! Oysa insana bütün bunları veren Allahu Zülcelal’dir. Ama ucub sahibi, vereni görmez ve bütün bunların kendisinden olduğunu zanneder.

 

Ucub sahipleri, genelde hastalıklarının farkında olmazlar. Bir insan kendisinde bulunan ucub hastalığından habersiz ise ne kadar taat ve ibadet, hayır ve hasenat yaparsa yapsın, kendisini zengin zanneden, zavallı bir fakirdir. Çünkü kalpte bulunan ucub, aynen ateşin odunları yakıp kül ettiği gibi hayır ve hasenatını, taat ve ibadetini mahveder. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur; “Başka hiçbir günah işlemeseniz bile, ucub yapmanız sizin için yeterli bir günahtır.” (İbn Hıbban, Bezzar)

 

Ucub öyle bir hastalıktır ki insanın üzerinden Allahu Zülcelal’in tevfikini (yardımını) kaldırır ve her ameline şeytanı ortak yapar. Hâlbuki yememiz, içmemiz, hastalığımız, ölümümüz, kısaca her şeyimiz Allahu Zülcelal’in elindedir. Onun karşısında herkes fakir ve güçsüz durumdadır. O’nun huzurunda, nasıl kendimizi beğenebiliriz ki?!

 

Ayrıca ucub, riyâ yapmaya da yol açar. Çünkü amelini beğenen bir kimse, onu başkalarına da gösterip onların hayranlığını kazanmak ister. Bu yüzden, insanın kendi amelini daima kusurlu görmesi ve nefsini hata sahibi bilmesi lâzımdır.

 

Ucub sahibi şükretmeyi bilmez

Ucub sahibi olan kimse, Allahu Zülcelal’in kendisi hakkındaki tevfik ve yardımını, kendi şahsî hüneri zanneder ve bu sebeple, O’na hamd ve şükretmek yerine, kendi kendini övmeye ve göstermeye çalışır. Bir misal vermek gerekirse Allahu Zülcelâl imtihan için Karun’a çok miktarda mal vermişti, kendisi ise bu olayı: “Karun ise: ‘O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi.’ demiştir.” (Kasas; 78)

 

“Derken biz onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı kendisine yardım edecek taraftarları olmadığı gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi.” (Kasas; 81)

 

İmam Şa’bi şöyle anlatmıştır: “Bir kişi vardı. Yürüdüğü zaman, daima bir bulut ona gölge yapardı. Bunu gören günahkâr ve fasık bir kişi, ‘Ben bu adamın yanına gideyim, belki Allah onun hürmetine beni affeder’ dedi. Üzerinde bulut bulunan kişi, yanına gelen bu adamı küçük görüp, ‘Bu günahkâr ve fasık adam, nasıl beni gölgelendiren bulutun altında yürüyebilir?’ dedi. Ayrıldıkları zaman, bulut o kimseyi terk ederek, o fasık adamla beraber gitti.”

 

‘Herkes kötü bir ben
iyiyim’ (!) çarpık anlayışı

Ucubun en tehlikeli afetlerinden biri de insan kendisinin kurtuluşa erdiğini ve hayır yapmaya ihtiyacı kalmadığını sanarak, hayır yolunda çalışmaktan geri durmasıdır. Bu da apaçık bir helâktir. Bilhassa hizmet ehli, buna çok dikkat etmelidir.

 

Meşruk rahmetullahi aleyh demiştir ki: “Bir kula ilim olarak; Allahu Teâlâ’dan korkması yeter. Cehalet olarak da amelini beğenip ucuba kapılması yeter.”

 

Bir gün İsa aleyhisselama: “Ey Ruhullah! Nasılsın?” diye sormuşlar. İsa Aleyhisselam, bu soruya karşılık şöyle bir cevap vermiştir: “Ben öyle biliyorum ki yeryüzünde benden daha fakir kimse yoktur. Benim ruhum benim elimde değil, sıhhatim benim elimde değil, açlığım ve susuzluğum benim elimde değil, yani bütün her şeyim başka bir Zat’ın elindedir. Böyle olan bir kimseden, yeryüzünde daha fakir biri var mıdır?”

 

İşte, her insanın hali aynen böyledir. Yememiz, içmemiz, kuvvetimiz, hastalığımız, ölümümüz, kısaca her şeyimiz Allahu Zülcelal’in elindedir. O’nun karşısında fakir ve güçsüz durumdayız. Hal böyleyken, ucuplanarak insanın kendisini beğenmesi, çok yanlış bir davranıştır.

 

Ucubtan kurtaran
tavsiyeler

Ucuptan kurtulmak isteyen kimse şu dört şeyi yapmalıdır:

  1. Başarıyı Allahu Zülcelal’den bilmelidir. Çünkü bir kimse başarıyı Allah’tan bilirse O’na şükreder ve ucuba düşmez.
  2. Allahu Zülcelal’in kendisine ikram ettiği nimetlere bakmalıdır. Bir kimse, Allahu Zülcelal’in nimetlerini çok görürse O’na şükreder, amelini az görür ve ucuba kapılmaz.
  3. Amelinin kabul olmama ihtimalini düşünüp hesabını buna göre yapmalıdır. Bir kimse, amelinin kabul olmama ihtimalini düşünüp korktuğu sürece ucuba kapılmaz.
  4. Daha önce işlediği günahları düşünmelidir. Bir kimse, günahlarının sevaplarından fazla olmasından korkarsa ucuba kapılmaz.

 

Zaten böyle bir idrakte olan bir kimse, nasıl ucuba kapılabilir ki? Hiç kimse, kıyamet gününde amel defterinde neler çıkacağını bilemez. Bir kimsenin sevinci, ancak kıyamet gününde amel defterini okuduktan sonra olacaktır.

 

Şeyh Abdulkadir Geylani kuddise sirruhu, şöyle demiştir: “İnsan neyi ile ucublanabilir ki? İlmi ile ucublansa o ilmi kendisine kim verdi? Konuşması ile ucublansa dilini çeviren kimdir? Malı ile ucublansa o malı ona kim verdi? (Diye düşünmelidir.) Gerçekten ucublanmak, çok büyük bir akıl eksikliğidir.”

 

Hakikaten, Şeyh Abdulkadir Geylani’nin bu sözleri, bizim için çok büyük bir derstir. İnsan, ucubun, kendini beğenmenin ne kadar zararlı olduğunu, manevî hayatını alt üst ettiğini bildikten sonra, kendisini bundan muhafaza etmesi lâzımdır.

 

İnsan yaptığı ibadetleri eksik görmelidir ki ucba düşüp kendini beğenerek ahiret sarayını mahvetmesin. İnsan yaptığı her amelde kendisini hata sahibi olarak görürse o kimse ucuba kapılmaz. Onun için herkes kendisine dikkat etmelidir.

 

Biz kendimizi herkesten daha aşağı görelim. Olabilir ki kötü olarak tanıdığımız bir insan, bir gün Allahu Zülcelal’e yönelebilir. Biz de onun yerine kötü olabiliriz. Onun için herkes kendini beğenmekten kaçınmalı, kendisini daima hata sahibi bir kul olarak görmelidir.

 

Kaynak: Seyda Muhammed Konyevî; Cennet Yolunun Rehberi, Reyhanî Yayınları.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ