Kerim Olan Rabbimizden İsteyelim…

Kerim Olan Rabbimizden İsteyelim…
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

İnsan ne yaparsa
ahirette karşılaşacak!

Kul, dünyada ne yaptı ise Allah-u Zülcelâl hepsini ahirette önüne açacak ve kuluna gösterecektir. Ahirette ne ile karşılaşacaklarsa dünyada kullarına beyan buyuruyor. İnsan, bu dünyada iyilik yaparsa iyiliği, kötülük yaparsa da kötülüğü karşısına çıkacaktır. Ancak yaptığı günahtan samimi bir şekilde tevbe ederse Allah-u Zülcelâl Settar’dır, kulunun ayıp ve günahlarını örtüyor, kıyamet gününde başka kullarına göstermez.

 

Allah-u Zülcelâl ayet-i kerime’de buyuruyor; “Erkek olsun, kadın olsun, kim imanlı olarak salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl; 97)

 

Allahu Zülcelal, “Kadın olsun erkek olsun mümin olarak “Kim ahiret gününe inanıyorum” diyerek ameli salih yaparsa, Allah-u Zülcelâl hem dünyada hem ahirette ona güzel bir hayat inşa edeceğiz ve nasip edeceğiz buyuruyor.

 

Görüyoruz değil mi, bazı kişiler Allah-u Zülcelâl’den hep gafildir. O’na vuruyor, bunu kırıyor, dünya hayatında katil oluyor, hırsız oluyor; Allah-u Zülcelâl ona güzel bir hayat nasip etmiyor. Bir kişi de tevbe edip Allah-u Zülcelal’e layıkıyla kul olduğu zaman ise Allah-u Zülcelâl onu ölünceye kadar selametli olarak yaşatıyor. Kıyamet gününde de dünyadaki hayatı gibi saadet ve selamet veriyor ve güzel bir hayat nasip ediyor. Öbürüyse cana kıymış, kan dökmüş, günahlara bulaşmış ama tevbe de etmiyor, birisi de onun kanını dökecek belki. Öyle bir kimse için tevbe etmediği takdirde ne ahiret vardır, ne dünya! İşte ameli salih böyledir, tevbe ile insanın hayatı böyle değişiyor.

 

Korkmamız hatta
titrememiz lazımdır!

Allah-u Zülcelâl, bir kişiye amel-i salih nasip ettiyse o kişi ferahlansın, çok şükretsin, kıymetini bilsin. Allah ona hizmetle ikram etmiş ve O’nun için çalışmayı ona nasip etmiş. Ama korkmak lazımdır, ya Allahu Zülcelal bana gazab edip, benden lütuf ve ihsanlarını alırsa diye, dertli olmamız ve kendimize dikkat etmemiz lazımdır.

 

Mümin, kıyamet gününde ne ile karşılaşmak istiyorsa ona göre hazırlık  yapması lazımdır. Nasıl ki bir talebe, sene sonundaki imtihanı için kendini hazırlamazsa sınıfta kalıyor, perişan oluyorsa; kıyamet gününü düşünüp hazırlanmayanların hali de aynen öyledir. Eğer kıyamet gününde Allah’ın huzuruna çıkacağımızı düşünmezsek, salih amel yapmazsak, Allah’ın rızasını kazanmak için uğraşmazsak, o şekilde kıyamet gününde perişan olacağız.

 

Bakın, hepimiz bir gün gideceğiz bu dünyadan! Bakın, Hz. Musa aleyhisselam da gitti, Firavun da… Ama nasıl gittiler? Aynı zamanda yaşıyorlardı; Hz. Musa aleyhisselam Allah’ın Resulü, Allah’ı seven, Allah’ın emirlerini yerine getiren bir kuldu ve öyle gitti. Firavun ise düşmandı; o da öyle gitti.

 

Bu dünyadan gittiğimiz zaman yeni bir hayat başlıyor bizim için. Ama bu dünya hayatı gibi değil, bitmiyor. Bu dünya hayatı çok kısa bir hayattır, ahiret ise ebed’l ebed, bakidir. Onun için daha fazla gayret göstermemiz lazımdır. Böyle yaptığımız zaman Allah-u Zülcelal de razı oluyor bizden….

 

Allah-u Zülcelâl, bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor: “O gün (hesap için Allah’a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.” (Hakka; 18)

 

Ne kadar gizli yaparsak yapalım, hiçbir amelimizi Allah-u Zülcelâl’den saklayamayız. Ne kadar amelimiz, niyetimiz varsa Allah-u Zülcelâl onları biliyor, hepsini kıyamet gününde yüzümüze vuracaktır. Bu ayet-i kerimede çok büyük bir zecir, yani kötüleme ve yasaklama vardır.

 

Onun için Allahu Zülcelal’in bize verdiği bu zamanın kıymetini bilelim; kendimizi perişan etmeyelim, Allah-u Zülcelâl’in rızasını kazanmaya gayret edelim.

 

Önümüzde çok dehşetli olaylar vardır. Allah-u Zülcelâl hepsini Kuran-ı Kerim’de bize bildiriyor.

 

Kerim olan
Rabbimize yalvaralım

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: “Ümmetimin ömrü altmış, yetmiş yıl arasındadır.” (Tirmîzî, Deavât 101)

 

Çoğu insanlar altmış ile yetmiş arasında gidiyorlar. Onun için ömrümüz çok azdır. Nuh aleyhisselamın ümmeti bin sene dünyada kalıyorlardı, bizim o kadar ömrümüz yok. Görüyoruz ki birimiz ölüyor, götürüp toprağa gömüyorlar. Bu kadar gözümüzün önünde oluyor ama Allah bizi böyle yaratmış, sanki biz ölmeyecekmişiz gibi gafil davranıyoruz. Hazırlık yapalım, zayi etmeyelim ömrümüzü.

 

İnsanın kalbi birdir, Allah azze ve celle hiç kimsenin içinde iki kalp yaratmamıştır. Allah-u Zülcelâl buyuruyor ki: “Allah, hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır.” (Ahzab; 4)

 

Öyleyse Allah-u Zülcelâl kalbimize baktığı zaman kendi muhabbetinden sevgisinden başka bir sevgi görmesin. Eğer kalbimize şeytandan bir vesvese, nefsin hilesi gelirse hemen Allah’a yönelelim: “Ya Rabbi, ben bunları istemiyorum, Seni istiyorum ya Rabbi, muhabbetini istiyorum, beni bunlarla meşgul etme” diye, Kerim ve Vehhab olan Rabbimize yalvaralım.

 

Allah dostlarından birisi bir kuyudan abdest almak istemiş. Su almak kuyuya kovayı atmış, çektiğinde görmüş ki su değil altınla dolu kova. Tekrar kuyuya geri atmış kovayı; “Ya Rabbi, ben altın istemem, rızanı isterim, Senin aşkını ve muhabbetini isterim” demiş. Hele bakın, Allah-u Zülcelâl onu o altınla imtihan ediyor, o ise “Seni istiyorum” diyor. Biz de böyle olalım, dünyanın, dünya metaının bizi aldatmasına izin vermeyelim.

 

İşte onlar Allah’ın kudret ve azametini bildikleri için böyle diyorlardı. Allah layıktır bu fedakârlıklara. Her şeyin sahibi Allah-u Zülcelâldir; cennetin cehennemin, dünyanın, benim, kalbimin, her şeyin sahibi. Ben ise acizim, faniyim, fakirim” dememiz ve Rabbimizin emirlerine teslim olmamız lazımdır.

 

Rabbimizin himayesine
sığınalım…
Allah-u Zülcelâl ayeti kerime buyuruyor;  “Allah her şeye kadirdir.” (Al-i İmran; 189)

 

Mesela; “Bir kişi uyuşturucu kullanıyor. Kurtulamıyorum diyor…”

 

Bu, Allah’ın kudreti yanında hiçbir şey değildir. Sadece kulun, “Ya Rabbi ben Sen’in rızan için, senin gazabından muhafaza olmak için, Senin rızanı kazanmak için bunu terk edeceğim. Bu yolda ölürsem de sana feda olayım, şehit olayım Senin için; ben daha bunu ağzıma almayacağım, bana yardım et” demesi lazımdır. Samimi olarak böyle dediği zaman, Allah ona öyle bir kuvvet verecek ki, o zararlı şey senin bütün etrafını kuşatsa bile ağzına almayacaksın. Allah öyle kadirdir çünkü. Her şeye gücü yeter. Hem dünyada selamete çıkacaksın böylece, hem de ahirette inşaallah.

 

Subhanallah! Hadi önceden alışanlar eskiden alışmışlar, fakir olmuşlar, perişan olmuşlar; peki yeni başlayanlar; hiç mi onların haline bakıp ibret almıyorlar, onlar niye başlıyor? Şaşırıp kalıyorum? Herkes şikâyetçi. “Kurtulmak istiyoruz” diyorlar. Önceden girenler bu belaya girmişler, yeni girenler hâlâ niye giriyor? Allah-u Zülcelâl Ümmet-i Muhammed’i bu beladan kurtarsın.

 

İnsanın Allahu Zülcelal’in takvasına müşteri olması lazımdır. Takvalı olmak, Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve gazab edeceği şeylerden sakınmak demektir. İşte insan bunu yaptığı zaman Allah-u Zülcelâl ona yardımcı olacak, onun bütün dertlerine derman gönderecek, rızık bakımından da ummadığı yerden kapılar açacaktır o kimseye.

 

Derdinden seni ancak
Allah kurtarır!

Bazıları, “Borçluyum, dertliyim” diyorlar. Oysa onu bu derdinden kurtaracak olan Allah’tır. Allah’tan istemesini bilsinler yeter ki… Allahu Zülcelal, hangi emri varsa bizi onu yerine getirirken görsün; Allah’ın gazab ettiği günahlar da nerede yapılıyorsa, Allah bizi orada görmesin. Böyle olup isteyelim Allahu Zülcelal’den yeter ki… Rabbimiz cömerttir, ummadığımız yerden kapılar açar bizlere…

 

Kişi aklıyla düşündüğü zaman zaten böyle yapacaktır, ama biz aklımızı bir kenara koyuyor, nefsimiz ne derse onu yapıyoruz. İşte ondan kaybediyoruz. Eğer aklımızı çalıştırsak daima iyi işleri yaparız, kötü işlerden sakınırız. Akıl, iyi işleri yapmanın aletidir.

 

Her zaman diyorum bunu, bir marangoz, testeresini, keserini bir yana koysa ve “Ben pencere yapacağım, kapı yapacağım,” dese yapabilir mi? Yapamaz. Aleti olmadan, eliyle nasıl yapacak? İşte akıl da böyledir. Eğer aklı kullanacak olursan günah yapman, sevap yapmaman mümkün değildir. Çünkü bu nefesler bir gün bitecek, önümüze gelecek olan ahiret hayatı ise bitmeyecek.

 

Bak bu dünya hayatı geçici olduğu halde zengin olmak istiyorsun, evin güzel olsun istiyorsun, çeşit çeşit erzaklar almak istiyorsun. Öyle değil mi? Geçici hayatta böyle isteyip de ebedi olan, hiç bitmeyen hayatta, “Ne olursa olsun” demek akıl karı mıdır?

 

Böyle yapmak, aklı bir yana atmaktır. Marangozun aletlerini bir köşeye atması gibi aklı böyle bir kenara atarsan, o zaman nefis devreye giriyor, bizi cehenneme doğru götürüyor, Neuzubillah.

 

Hepimiz adeta bir otobüsteyiz, o otobüs bizi doğru kabrin kapısına götürüyor. Şu anda götürüyor bizi. Uyusak da uyanık olsakta gidiyoruz. Gafil kalmayalım.

 

Allah-u Zülcelâl hepimize; razı olacağı amel-i salih nasip etsin, nefsimize teslim etmesin ve fazlı keremiyle af ve mağfiret etsin.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ