Maneviyat Yolunda Vazgeçilmez Ölçüler…

Ahmet Yalçın Kocabaş

Yazarın şu ana kadar yazılmış 1 makalesi bulunuyor.

Manevi ilmin sıhhatinin alameti
Hak yolunun saliklerinin vazgeçilmez ölçüsü, kendilerini Kur’an ve Sünnet’le kontrol etmektir. Kendi his ve keşiflerine bel bağlamazlar. Kuran ve Sünnet’in tasdik etmediği hiç bir hali ve ameli kabul etmezler.

 

Ebu Süleyman Darânî rahmetullahi aleyh der ki; “Çoğu kez, bazen kırk gün kalbime sufilere gelen ilham ve varidat türü şeyler gelir. Ben onları iki adil şahit olan Kur’an ve Sünnet’e arz edip gelenin hak olduğuna dair tasdiklerini almadan kalbime girmesine izin vermem.”(1)

 

Zamanımızda ise bir tasavvuf kapısına giren birçok arkadaşa birazcık ilham, hal ve varidat gelse, kalbine koyup üzerini örtmeyi bırakınız, ne yapacağını şaşırıyor. Bu hallerinden dolayı çoğu defa kibir, ucub ve riyaya düşüyor.

 

Bakınız, yine bu konuda büyük arif Ebu Hafs el-Haddad rahmetullahi aleyh şu uyarıyı yapar: “Bir kimse bütün hallerini ve işlerini Kur’an ve Sünnet’le ölçmez ve aklına gelen düşünceleri kusurlu görmez ise onun adını ‘ricalullah’ yani ‘Allah adamları’ listesine kaydetmezler.”(2)

 

Velilerden Ebu Said el-Harraz rahmetullahi aleyhin şu sözü, Hakk yolcularının ortak anlayışıdır: “Kitap ve Sünnet’e ters düşen her bâtıni hal ve ilim batıldır (rededilir).”(3)

 

İmam Sühreverdi rahmetullahi aleyh ise son olarak şu değerlendirmeyi yapar: “İşte gerçek sufilerin hali ve yolu budur. Bu yolun ve anlayışın dışında başka bir hal iddia eden kimse, fitneye düşmüş yalancının birisidir.”(4)

 

Nakşibendî büyüklerinden İmam-ı Rabbani rahmetullahi aleyh demiştir ki: “İlm-i ledünün sıhhatinin alameti, onun, dinin açıkça ortaya koyduğu ilimlere uymasıdır. Zerre kadar şaşar ve uymazsa o, manevi sarhoşluk halinde söylemiştir. Bu durumda söylenen sözler dikkate alınmaz ve onlarla amel edilmez. Hak olan söz; ehl-i sünnet ve’l-cemaat âlimlerinin söyledikleridir.”(5)

 

Mürşid, İslam dışı
bir şey emredemez!

Gerçek bir Mürşid-i Kamil, müridlerine namazın sorumluluğunun düştüğünü yahut onların namazını kendisinin kıldığını söyleyemez. Söylerse sözü dinlenmez, beşinden gidilmez.

 

“Asıl olan kalp temizliğidir, biz öyle bir hale ulaştık ki artık bize avamın işi olan ibadetler gerekmez; haramlar zarar vermez, bizden teklif düşmüş, hükümlere bağımlılık kalkmıştır!” diyenler ya cahil, ya da haindirler. Bunlar, kâfirlerden daha tehlikeli, şeytandan daha zararlıdırlar. Asıl hayret edilecek şey, din ve tasavvuf adına iyi niyetle bu insanlara teslim ve tabii olmaktır.

 

Bir acı durum da, bu tür anlayışları doğru gibi savunmaya kalkmaktır.

O nasıl itaatir ki, içinde Allah’a isyan vardır.

O nasıl bir sadakattir ki, sahibini Rabbi’ne karşı vefasız eder.

O nasıl bir sevgidir ki, peşinden Allah’ın gazabını çeker.

 

Cahile uyan Hak’tan sapar; gafilin peşine düşen ağlar. Allah-u Zülcelâl, hepimizi kitabında bakınız nasıl uyarıyor: “Hakkında (sağlam bir) bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, evet bütün bunlar o yapılan şeyden mesuldür.” (6)

 

Her “Hocayım, şeyhim”
diyenin peşinden gidilmez!

Bakınız büyük Veli Abdülkadir Geylani Hazretlerinin başından geçen şu olay hepimiz için çok ibret vericidir. Bir gün Abdülkadir Geylani Hazretlerine, şeytan, sanki Allah (cc) nida ediyormuş gibi şöyle seslenir:

 

– Ya Abdülkadir Geylani kulum! Sen bana çok ibadet ettin, bundan sonra senin üzerinden amel düşmüştür, deyince, Abdülkadir Geylani (ks) Hazretleri

sesin geldiği tarafa bakıp eline bir taş alıp fırlatarak şöyle seslenir:

 

– Ey Melun şeytan! Çık karşıma nerdesin! Deyince, şeytan ona gerçek suretiyle gözükür. Ve sorar:

– Ya Abdülkadir, sen bu sesin bana ait olduğunu nasıl anladın? Seydimiz Abdülkadir Geylani rahmetullahi aleyh ona şöyle cevap verir:

– Birincisi şöyle anladım; Allah-ı Zülcel ayet-i kerimede Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme şöyle vahyetmiş, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hud Suresi) buyurmuşken, benim gibi bir aciz kulu Allahu Zülcelal  niçin amelinden düşürsün? Peygamberine emretmediğini ümmetinden birisine niye emretsin. İkincisi Allah-u Zülcelâl nida etseydi, onun sesi her taraftan gelirdi. Senin sesin ise bir yönden geliyordu.

 

Bu cevap üzerine şeytan ona şöyle dedi:

– Ya Abdülkadir Geylani, ben bu şekil de nida ederek nice âlimi, evliyayı yolundan ettim.

 

Şimdi düşünelim, tasavvufla iştigal edenler olarak, acaba hangimize böyle bir nida gelse aldanmazdık…!

 

Hak yoluna girecek bir kişi, hele bu şarlatanların kol gezdiği bu zamanda, kendisine çok dikkat etmesi lazımdır. Her ‘tasavvuf üstadıyım’, ‘hocayım’ diyenin arkasından gitmemelidir. Peşinden gittiği kişilerin ve cemaatin ne kadar Kur’an ve Sünnet uygun hareket ettiklerini iyice tespit etmelidir.

 

Yine, Hak yoluna girmiş bir salik kendi durumunu, gidişatını hallere ve varidatlara göre değil; Kur’an ve Sünnet’e göre kendisine yön bulmalıdır.

 

 

Dipnotlar: 1- Serrac, el-Lüma;146; Tabakatu’s-Sufiyye, 78 ;Kuşeyri, Risale, l, 96. 2- Kuşeyri, Risale ,I,107. 3- Sülemi, Tabakatu’s-Sufiyye,231; Kuşeyri, Risale ,I,140. 4- Sühreverdi, Gerçek Tasavvuf, 64. 5- İmam-ı Rabbani, Mektubat,I,30.Mektup. 6- İsra 17/36.

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ