Mavi Marmara Yürüyüşü

Mavi Marmara Yürüyüşü
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Tekbirlerle yürüdü Müslümanlar

İHH her yıl olduğu gibi bu yılda, Gazze’ye doğru yola çıkan insani yardım filosunun saldırıya uğrayışının yıldönümü vesilesiyle çeşitli etkinlikler düzenledi. 31 Mayıs 2010 tarihinde, ambargo altındaki Gazze şeridine doğru yola çıkan Mavi Marmara gemisi, İsrail’in saldırısına uğramıştı.

Bu saldırıda şehit düşen kardeşlerimizi ve bilhassa Filistin’deki zulmü unutturmamak için 31 Mayıs Cumartesi günü, bir ucu Sultan Ahmed Meydanı’nda başlayıp diğer ucu Sarayburnu’nda biten bir yürüyüş düzenlendi.

Son derece coşkulu geçen yürüyüşe, çevreden geçen vatandaşlarımız da turist olarak ülkemizde bulunan Müslümanlar da büyük alaka gösterdiler. Trafiği aksatmadan akıp gitmeye özen gösteren yürüyüş kortejine, arabalarıyla geçenlerin büyük ekseriyeti ya Rabia işareti yaparak veya korna çalarak desteğini gösterdi. Geçişimizi hemen herkes büyük bir merakla izliyordu. Ülkemizde bulunan Arap, Hintli, Endonezyalı, Afrikalı çok sayıda Müslüman kardeşimizin yüzünde bir gülümseme yayılmıştı.

Yürüyüş güzergâhı turistik bir alan olduğu için, sağımızda solumuzda sıralanan oteller, lokantalar, alışveriş dükkânları ile bizim kortejimiz büyük bir tezat teşkil ediyordu aslında. Düşünün, kaldırımların üzerine atılmış masalarda alkollü içkileri yudumlayanlar, bir anda yan taraftan “Allah-u ekber” “Lebbeyk Ya Allah”, “Filistin halkı yalnız değildir”, “Müslüman uyuma kardeşine sahip çık!” diyerek yürüyen binlerce kişiyi görüyor…

Aklımdan şöyle geçti; ülkemizde bulunan Müslüman turistlerin, geldiklerinden beri gördükleri onca bize uygun olmayan manzaradan sonra, bizi bir de böyle görmeleri çok güzel oldu!

Sadece Müslümanlar değil, Avrupalı oldukları anlaşılan turistler de bize ilgi hatta yer yer destek gösterdiler. Yolun iki yanında fotoğraf ve video çekmek için insan zinciri oluşmuştu. Aklıma geldi, keşke İngilizce sloganlar da hazırlansaydı…

İngilizce dövizlerin yazıları uzundu ve harfleri küçüktü, okunmuyordu. Dikkat ettim, taşıdığımız dövizlerden en çok “Wanted” kelimesiyle, son duruşmada tutuklanmalarına karar verilen dört İsrailli komutanın resmi ilgi çekti. Ne yazık ki biz Müslümanlar çok duygusalız. O gün sayısız kişi bana, “Şu komutanların resmini ne taşıyorsun, at yere de çiğneyelim” dedi. Hâlbuki resmini çiğnemekle bir şey olmuyor ki… Madem böyle bir etkinlik düzenlemişiz, mesajımızı dünyaya iletelim.

Dikkat ettim; yüzünü buruşturarak bakan, para kazanmaktan başka bir hayat gayesi olmayan bazı katı kalpli dükkâncılar bile bizim bu yürüyüşümüzden endişe etmiyorlardı. Biliyorlardı ki Müslümanlardan zarar gelmez. Onca insan, tek bir insan gibi yürüyüp gitti. Yerden bir çakıl taşı alıp atan olmadı. Çünkü Müslümanlar kul hakkı şuuruna sahiptir, asla suçsuz insanların zarar göreceği bir şekilde taşkınlık yapmazlar. Nitekim daha önce başörtüsü yasağını protesto mitinglerinde de, hem de sert polis müdahaleleri olmasına rağmen yıkıcı bir gösteri yapılmadı…

Rabia işaretinin anlamı

Müslümanların asıl gayesi, zulme engel olmaktır. Bu gayeye zulmederek ulaşmaya çalışmak, kendi ilkelerimizle ters düşer. Müslüman gayeye ulaşmak için her yolu mubah göremez.

IHH İnsani Yardım Kuruluşu, baştan beri bütün faaliyetlerinde hukuk sınırları içinde hareket etti. Dört yıldır mahkemelerde haklı davasını anlatmaya gayret etti.

O gün yürüyüş sonunda Başkan Bülent Yıldırım bir konuşma yaptı. Konuşmasında Rabia işaretinin manasını şöyle izah etti: “Rabia işaretinde dört parmak, dört prensibimizi temsil eder. Bir, cesaret. Haksızlıklara karşı çıkmak için cesur olmalıyız. İki, direniş. Haksızlıklara karşı çıktığınız zaman birileri sizi yolunuzdan döndürmek ister. Dünyalık teklif eder veya tehditlerle korkutur. Direnmezseniz davanızdan çabucak vaz geçersiniz. Üç, sabır. Çünkü dirençli olmak sabır ister. Ümidini kaybetmeyip Allah’ın yardımı yetişinceye kadar sebat göstermelisiniz. Dört, zafer. Bu ilkelere dikkat ederseniz Allah zaferi nasip edecektir.”

Mavi Marmara Destanın sonuçları

Başkan konuşmasında ayrıca, davanın seyrine ve elde edilen neticelere dair bilgiler verdi. Bilindiği gibi İsrail, tarihinde ilk kez yaptığı bir zulümden dolayı özür diledi ve tazminat ödemeyi kabul etti. Ancak şehit yakınları da, IHH insani yardım kuruluşu da, tazminatı ancak emsal değeri taşıması açısından önemsiyor. Yani, İsrail’e başka zulümleri sebebiyle de tazminat ödettirmeye emsal teşkil etsin; böylece kolu kırılan gençler, kumsalda piknik yaparken vurulan çocuklar için açılan davalardan da tazminata mahkûm edilsin diye. Çünkü İsrail gibilerin canını ancak paralarını alarak acıtabilirsiniz. Ama tazminat almak asıl gaye değil, hiçbir şehit yakınının da yüreğini soğutmaya yetmez. Sizin bir yakınınız zulmen öldürülse kaç lira sizi teselli eder? Üstelik hala zulme devam ediyorsa…

Şehit yakınları suçlular aleyhine davalarından asla vazgeçmiyorlar ve Gazze’ye ambargo kalkmazsa kendileri de aynı şekilde gemilere binip yeniden yola düşmeye hazır olduklarını söylüyorlar.

IHH başkanı, davanın 6. Duruşmasında Türkiye mahkemesinde İsrailli dört komutan için tutuklama kararı verilmesinin bilinmeyen yönlerini, bu dört İsrailli komutanın yolsuzluklar yaparak kendi halkını da soyan zalim kişiler olduğunu anlattı önce. İsrail’in Yahudi kökenli halkı da iki üç kademeli kasttan oluşuyor. Amerika ve Avrupa kökenli Yahudiler, çoğunlukla zengin ve birinci sınıf vatandaş. Suriye, Lübnan, Türkiye gibi çevre ülkelerden buraya gelmiş Yahudiler ise ikinci sınıf vatandaş statüsündeler. Hatta zenci Museviler üçüncü sınıf vatandaş olarak görülüyorlar…

Bu dört komutan, bütün üst düzey İsrailliler gibi, batıdan göçmüş Yahudilerden ve kendi ülkelerini soyarak yurt dışındaki hesaplarına aktarıyorlar. Onlar aleyhine kırmızı bültenle yakalama kararı çıkması demek, İsrail sınırları içine hapsedilmeleri ve kaçırdıkları servetin yanına gidemeyecekleri manasına geliyor. Bülent ağabey bunun için, “Onlar Gazzelileri açık hava hapishanesine kapatırlarsa biz de onları İsrail’de hapsedeceğiz” diyor.

Bir ümmettir cezalandırılan…

Hamdolsun, artık Mavi Marmara davası artık dünyaya mal olmuş bir dava… Hem ülkemizden her görüşten insanımız hem de dünyanın diğer yerlerindeki Müslümanlar, Türkiye’den bir yardım kuruluşunun bu büyük başarısı karşısında aynı sevinç ve coşkuyu hissediyor. Çünkü cezalandırılan sadece Gazze değil, aslında onun şahsında hepimize gözdağı veriliyor. “Sakın İslamî bir hayat talep etmeyin, bizim düzenimize baş kaldırmayın yoksa sizin de başınıza aynısı gelir…”

Hamas’a oy verdiği için Gazze, İhvana oy verdiği için Mısır, Esed’e artık yeter dediği için Suriye halkı cezalandırılıyor. Bizde de 28 Şubat farklı değildi. İslami bir hayat istediğimiz için cezalandırıldık. Hala entrikalar devam ediyor.

Filistinliler aslında sadece kendi ülkeleri, kendi özgürlükleri için mücadele eden, yerel ve bölgesel bir davanın takipçileri değil. İngiliz-Amerikan uygarlığı, Yahudileri Filistin’e yerleştirmekle, bir taşla birden fazla kuş vurmayı hedeflediler… Bunlardan biri de Avrupa’yı Yahudi gettolarından arındırmaktı.

İslam, Yahudilere karşı zulüm yapmayı emretmez; İslam devletlerinde, Müslümanların idaresi altında olmak şartıyla Yahudiler kendi dinlerini rahatça yaşamışlardır. Ama Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın sözde çarmıha gerilmesinden sorumlu tuttukları için Yahudilerden nefret ederler; Avrupa’da onların çoğunu yoksul kenar mahallelere hapsetmişlerdir.

Şimdi de Ortadoğu’ya sürerek hem bu Yahudilerden kurtuldular hem de onların başına getirdikleri Siyonist liderler vasıtasıyla, bölgede kendilerine müttefik bir yabancı güç konuşlandırmış oldular. Biliyorlar ki, terörist eylemlerle zoraki olarak yerleştirilmiş bir yapay devlet, elbette sürekli dışarıdan müttefike muhtaç olacaktır. Şimdi de güya İsrail’i himaye etmek bahanesiyle, bölge ülkelerinin iç işlerine karışıyorlar. Bunların arkasındaki orta vadeli niyet ise Akdeniz’i, Ortadoğu’yu, petrol akışını kontrol etmek…

Filistinliler bu plana direnmeseydi, İsrail çoktan Arz-ı Mevud hedefine ulaşmak için çevre ülkeleri işgale devam edecekti. Ama Filistin direnişi sayesinde, henüz kendi sınırlarının içine bile hâkim değiller…

İyi düşünülürse, buraya 6-7 milyon insanı doldurmanın akılla izah edilebilir bir yanı yok. Bu kadar insana su, tarla, yiyecek yetmiyor. Sürekli dış yardımla ayakta kalmak mümkün mü?

Bu yüzden İsrail’in bu sınırlar içinde kalması mümkün değil. Ya genişlemek ya da bu yerleşimden vazgeçip yeniden Avrupa’ya Amerika’ya dönmek zorundalar. Zaten zenginlerin çoğu hala batıda…

İsrail hala yerleşimciler için siteler yapmak üzere Filistinlilerin topraklarını zorla işgal ediyor. Birisi “Dur!” demediği müddetçe de zulmünden vazgeçmeyecek… Bu yüzden, Müslümanların İsrail ve Filistin konusunda kayıtsız kalmaları mümkün değil!

İslam coğrafyasının her yerinde zulümler icra ediliyor. Filistin ise sanki hepsinin sembolü… Hem mukaddes topraklarda sergilenen bu haksızlıklar, hepimizin ortak meselesi. Bu sebeple, farklı bir uyanışa sebep oluyor.

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ