Medeniyetin Mihengi; Saliha Hanım

Medeniyetin Mihengi; Saliha Hanım
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Milletler, salih erkekler ve saliha hanımlarla abad olur. Bundan dolayı dinin, vatanın ve milletin selameti, ancak hayırlı nesiller yetiştirmeye bağlıdır.

Toplumlarda erkeksiz terakki (ilerleme, yükselme) olamayacağı gibi kadınsız bir terakkiden de söz edilemez. Çünkü kadın, kemaliyle (olgunluğuyla) toplumu yüceltir. Kadının alçalması ise toplumu bir mezbelelik haline getirir; hayat yollarını cam kırıkları ile doldurur.

Kadın ve erkek, birbirini tamamlayan iki engin âlem gibidir. Ancak bu tamamlamada kadına, Cenab-ı Hak tarafından daha tesirli bir hususiyet verilmiştir. Şu ifade, bu gerçeği dile getirmektedir: “Bir erkeği terbiye edin; bir insanı yetiştirmiş olursunuz. Bir kadını terbiye edin; bir aileyi, hatta toplumun büyük bir bölümünü yetiştirmiş olursunuz.”

Nitekim saliha kadın:
– Toplumda şahsiyet ve karakter sahibi bir nesil yetiştiren mektebin muallimidir.
– Ailenin huzurunu temin eden ve gönülleri aydınlatan billur bir avizedir.
– Yine, ailesine cennet saadeti bahşeden hoş kokulu bir çiçektir.

Her cengâverin ardında
Saliha bir kadın vardır

Müminin takvadan sonra sahip olabileceği en hayırlı nimet, saliha bir hanımdır. Yine o, Allah Resulüne Cenab-ı Hak tarafından sevdirilmiş olan, dünyaya ait üç şeyden biridir.

Umumiyetle Peygamberlerin, evliyaullahın ve cengâverlerin arkasında daima saliha bir hanım vardır. Bu hanım, efendisinin (eşinin) her zaman en büyük yardımcısı ve evlatlarının fazilet timsali bir muallimidir (öğreticisidir). Bu hususiyetiyle (özelliğiyle) o; ilahî kudretin genişletilmiş bir rahmet kucağı, ailede saadet kaynağı, zevk ve safa ışığı ve aile fertlerinin şefkat odağıdır ki; ömürlük bir teşekküre layıktır.

Hatice validemiz, saliha anne tasavvurunun zirve bir misalidir. Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, tebliğine başladığında ilk ve en büyük destekçisi, Hazret-i Hatice validemiz olmuştur. Nitekim Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Hirâ’dan telaş içinde dönüp:
– Ya Hatice! Bana kim inanır? Dediği zaman, mübarek anamız, Varlık Nûru Efendisine:
– Allah’a yemin ederim ki, Allah Celle Celaluhu hiçbir vakit Sen’i utandırmaz (mahrum etmez). Çünkü Sen, akrabanı himaye edersin. İşini görmekten aciz olanların ağırlığını yüklenirsin. Fakire infak eder, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misafire ikram edersin. Hak yolunda zuhur eden hadiselerde (halka) yardımda bulunursun…

Ey Allah’ın Resulü! Seni ben kabul eder, tasdik eylerim. Bu Allah yoluna, önce beni davet et!” demiş ve hayatı boyunca Efendimizin İslam davasında sadık bir müşaviri, dert ortağı, teselli ve huzur kaynağı olmuştur. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem de engin vefası ve yardımları sebebiyle, hanımını ömür boyu unutmamıştır.

Zira Efendimizin beyanıyla: “Dünya geçici bir faydadan ibarettir. Onun fayda sağlayan en hayırlı varlığı; dindar, saliha bir kadındır.” (Müslim, Nesaî, İbn-i Mace)

Efendimiz, bir aile sohbetinde, Hazret-i Hatice validemizi uzun uzun anlatarak, bazı hatıraları yeniden nakletmiş ve geçmiş günleri yad etmişti. Hazret-i Aişe validemiz hayret ifade eden bir üslupla:
– Ya Rasulallah, senelerce evvel ölüp gitmiş olan bir yaşlı kadını, bu kadar hatırlayıp yad etmekte ne fayda var? Allah, size, ondan daha genç ve güzelini ihsan etmiş; ağzında dişi bile kalmamış bir ihtiyar kadın yerine daha gencini vermiştir, dedi. (Buharî)

Aişe validemizin bu sözlerine karşı, Allah Rasulü sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin mübarek dudaklarından, Hazret-i Hatice validemizi niçin unutmadığını bildiren şu sözler döküldü:

– Ya Aişe! Seneler geçtiği halde Hatice’yi unutmayışım, onun dış güzelliğinden değildir. Herkes beni red ve inkâr ettiği zaman, Hatice bana inandı ve tasdik etti. Etrafımdaki müşrikler bana, ‘yalancısın’ dediği zaman; Hatice bana; “Doğru söylüyorsun, asla çekinme!” dedi. İnsanlar benden bir pulu esirgediği zaman, Hatice, bütün servetini önüme sererek, “Bunların hepsi emrindedir, istediğin kadar harcayabilirsin” dedi. Dünyada yalnız kaldığım günlerde, Hatice benden asla geri kalmadı; “Bunların hepsi geçicidir, üzülme, ileride bu güçlükleri kolaylıklar takip edecektir” dedi. İşte ben, Hatice’yi, bu fedakârlıkları için unutmuyorum!

Annemizin yakınına bile
yakınlık göstermiştir

Eline aldığı kuru bir hurma dalına dayanarak Resûlullah’ın kapısına kadar gelmiş olan yaşlı bir kadın, içeri kabul edilmesini istemişti. Ashab-ı kiram:
– Ya Rasulallah, kim olduğunu bilmediğimiz ihtiyar bir kadın, zatınızı görmek istiyor, dediler. Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz:
– Müsaade edin, gelsin, buyurdular.

İhtiyarlıktan adeta iki büklüm olmuş olan kadıncağız, hurma dalından edindiği asasına dayana dayana Efendimizin bulunduğu odanın kapısından içeri girdi. Bir iki adım ilerlemişti ki, kendisini tanıyan Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, hemen ayağa kalktılar. Altlarındaki içi hurma lifi dolu minderlerini göstererek oturmasını istediler.

Peygamber Efendimizin bu kadına gösterdiği hürmet ve alaka, orada hazır bulunan Hazret-i Ömer’in çok dikkatini çekti. Hatta kim olduğunu merak ettiği yaşlı kadına gösterilen bu ikramı, biraz da fazla bulduğu içindir ki, o yaşlı hanım kalkıp gittikten sonra:
– Ya Rasulellah, bu kadın kimdi ki, kendisine ayağa kalkacak kadar hürmet ettiniz, minderinizi verecek kadar alaka gösteriniz, dedi. Efendimizin cevabı tek cümleden ibaretti:
– Bu kadın, bizim Hatice’nin dostlarındandı!

Bu hadise, Hatice validemizin Âlemler Sultanına göstermiş olduğu fedakârane desteklerinden dolayı, vefatlarından sonra da Efendimizin ona duymuş olduğu muhabbet ve vefasının ne güzel bir tezahürüdür. Yine, bu vefa duygusu sebebiyledir ki Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, Hatice validemizin vefat ettiği seneyi “hüzün senesi” ismiyle yâd etmiştir.

Vefa; peygamberlere, velîlere ve fazîlet sahibi mü’minlere has bir vasıf olarak beşerî hayatı taçlandıran manevî bir sıfattır. Vefa; solmayan bir güldür. Vefanın sonbaharı yoktur.

Gönüllerini vefa menbâından nasiplendiren müminler, iç âlemlerini gül bahçesi haline getirenlerdir. Öyle bir gül bahçesi ki; içinde zikir goncaları, tesbih bülbülleri, amel-i salih pınarları, iman, irfan ve ilahî lütuf çiçekleri vardır. Böyle bir gönlün mükâfatı Cennet-i ala ve Cemalullah’tır. Allah Resulünün Hatice annemize göstermiş olduğu vefa duygusu, bizler için bir fazilet örneği olmalıdır.

Salihanın iki Fatıma örneği

İşte, Peygamber Efendimizin gönlü, Hatice validemize karşı böylesine yüksek vefa hisleriyle doluydu. Bununla birlikte, Hazret-i Aişe validemiz de sahip olduğu yüksek zekâ ve basiret dolayısıyla Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimize her işinde yardımcı olmaya gayret göstermiştir. Nitekim o, ilmî dehası sayesinde, zamanının yedi müctehidinden biri olarak, Efendimizden öğrendiği ilmi, ümmete intikal ettirmiş ve dinin anlaşılmasında yardımcı olmuştur. Hususiyle hanımlara ait fıkıh, onunla devam etmiştir.

Yine, Ezvac-ı Tahirat’tan Ümmü Seleme validemizin Hudeybiye günü keskin firasetiyle bulmuş olduğu çözüm, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin mahzun gönlünü ferahlatırken, mühim bir meseleyi de çözüme kavuşturmuştur.

Velhasıl Ezvac-ı Tahirat validelerimiz, hayatları boyunca Peygamber Efendimize ayrı ayrı destek olmuşlardır. Bugünün hanımlarının da o güzîde ve saliha annelerimizin manevi hususiyetlerinden hisse alma gayreti içinde olabilmeleri zarurîdir ki “saliha hanım” fazîletine erebilsinler.

Muhammed İkbal bir şiirinde, kendisine iki Fatıma’yı örnek almasını isteyerek, Müslüman kadına şöyle seslenir: “Ey örtüsü namusumuzun perdesi olan Müslüman Kadını! Senin yüzündeki nur, iman kandilimizin sermayesidir. Yaratılışındaki saflık; Hak’tan bize rahmettir, dinimizin kuvvetidir, ümmetimizin varlık esasıdır. Evladımız sütten kesilir kesilmez, ona kelime-i tevhîdi ilk öğreten sensin. Senin muhabbetin, bizim halimizi, fikrimizi, sözümüzü, işimizi tanzim eder (düzenler, yoluna koyar).

Toplum fidanının ab-ı hayatı sensin. Ümmetin emanetini koruyan muhafız sensin. Fıtratındaki ulvî hasletleri aklınla keşfet. Hazret-i Fatıma, senin için bir numûnedir; ondan gözünü ve gönlünü ayırma. Ta ki, senin dalın da bir Hüseyin meyvesi versin; gülistan, eski mevsimi getirsin.”

İşte, Müslüman kadının örnek alacağı birinci Fatıma, İnsan Suresi’nin 8-11. ayetleri arasında fazileti, Cenab-ı Hak tarafından bildirilen Fatıma’dır. İkinci Fatıma da Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin canına kastetmeyi isteyip büyük bir cinayet işlemeye giden Ömer bin Hattab’a mani olarak, onu hidayete sevk eden Fatıma’dır.

Misalleri zikredilen, etraflarına her zaman yüksek şahsiyet ve karakter tevzî eden bu anneler, ümmet-i Muhammed’in annelerine örnek olacak zirve ve abide annelerimizdir. Kalben ve rûhen böyle annelere yaklaşabilen kimseler için şu şahadetname ne müthiştir: “Cennet annelerin ayakları altındadır!” (Ahmed bin Hanbel, III, 429)

Rabbimiz bütün yavrularımıza, Fatıma validelerimizin gönül dünyalarından, Hazret-i Aişe validemizin üstün zekâ, basîret, firaset ve iffetinden ve bilhassa Hazret-i Hatice validemizin eşsiz sadakat ve sonsuz fedakârlığından hisseler nasip eylesin. (Âmin)

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ