Mekanda Yakınken Manada Uzaklaştık!..

Mus'ab Sevim

Yazarın şu ana kadar yazılmış 2 makalesi bulunuyor.

Mübarek bir hicret, mücahit ve muhacir bir Peygamber (aleyhissalatu vesselam)…

Kurumuş toprakların yağmura susadığı gibi, büyük bir özlemle onu bekleyen, binlerce vefakâr, fedakâr ve güzide insan…

 

O gün Medine ufuklarından güneş ikinci kez doğuyordu. Beklenen an nihayet gelip çatmıştı. Yürekler yerinden fırlayacaktı sanki. Nefesler tutuldu. Bu tatlı ve heyecanlı bekleyiş daha ne kadar sürecekti? Bir yerde karar kılınacaktı elbet. O’ nur yüzlü aleyhissalatu vesselam, burada bir yerden yine dünyaya ışık saçmaya devam edecekti. Fakat nereden? Hangi seçilmiş ve bahtiyar insanın hanesine daha fazla bereket getirecekti?

 

Yoldan gelen, bir tercihte bulunmadı. Onu taşıyan, “Kusva” isimli devesine bıraktı bu zor tercihi. Kusva, önce bir yerde duracak gibi yaptı. Fakat durmadı, yoluna devam etti.

 

Çünkü ona nerede durulacağı ta ezelden bildirilmişti. Bu duraksamalar bir müddet daha devam etti. Nihayet bir hanenin önüne gelindiğinde Kusva, olduğu yere çöktü ve bir daha da yerinden kımıldamadı. Yedi ay sürecek olan kutlu misafirlik bu saadet evinde gerçekleşecekti. Kusva’yı durduran öyle bir yerde durduruyordu ki bu yer sakini, zamanı geldiğinde Peygamber müjdesi, Feth-i mübine zemin hazırlayıp, Medine-i Münevvereyi, Aziz İstanbul’umuza taşıyacak olan, Halit bin Zeyd Eba Eyyub el-Ensari radıyallahu anh Hazretlerinden başkası değildi. İlmi derinliği, cömertliği, hoşgörüsü, sadakati ve Mücadeleci ruhuyla milletimize yüzyıllar boyu ilham kaynağı olmuş, Mihmandarı-ı Resul için şair ne de güzel söylemiş:

 

Yetişmez mi bu şehrin halkına bu nimeti bari

Habib-i Ekrem’in yâri, Ebu Eyyûb el-Ensari…

 

  1. yüzyıl ortalarında fethin mukadder olması, akabinde Akşemseddin rahmetullahi aleyh Hazretlerinin keşif yolu ile Eyüpsultan efendimizin kabir yerini belirlemesi bir dönüm noktası oldu. O gün bugündür Eyüpsultan semti, milletimizin manevi üssü haline geldi. Zira zaferin mukadder olmasında Hazreti Eyüpsultan’ın manevi desteğine inanılmıştı. Öyle ki Hac yolculuğuna çıkan, asker uğurlayan, çocuğunu sünnet ettirecek olan kısaca kimin ne hayırlı işi varsa soluğu burada alır, onu vesile edinerek dua ederdi hacatlarının halli için Rabbimize.

 

Uzun yıllar öncesinden başlayan ve gelenek halini alan bu uygulamalar gayet samimi ve içten duygularla yapılmaktaydı. Halkımız, Eyüpsultan Efendimizin bereketine inanmıştı bir kere. Mademki bir kahvenin kırk yıl hatırı vardı o halde bu müjdelenmiş şehir için ilham kaynağı olan bu güzel insana nasıl sırt çevrilebilirdi?

 

Manevi bir ziyaretgâhken bir
mesire yerine dönüştürülmüştür!

Bütün bu kulağa hoş gelen, iyi niyetli yaklaşımlarla beraber zaman içerisinde Eyüpsultan Efendimizin hayatı ve ruhu ile uyuşmayan anlayışlarda ortaya çıkmaya başladı…

 

Eyüpsultan semti, bugün bir kısım batı hayranları tarafından peşlerine yabancı ziyaretçiler takılarak götürülüp gezdirilecek teşhir malı, bir fantezi mekânı olarak algılanmaktadır. Bu yönüyle sergilenen bu tavır, buranın gerçekleriyle bağını koparmış vaziyettedir. Bu Pierre Loti hayranları için Eyüpsultan demek, doğunun efsane ve büyüsü ile yoğrulmuş münzevi bir esrarengizlik köşesi, canlı ve organik olmayan, hayata ayak uyduramamış, yerle gök arasında efsunlu bir yerdir.

Yine bazılarına göre “Eyüpsultan” demek, sadece dünyadan ahirete açılmış bir dua, dilek ve hacet kapısı demektir. Bu talepler için yurdun dört bir yanından kafilelerle insanlar gelir ve gider. İşi olmayan iş, eşi olmayan eş, çocuğu olmayan çocuk ister bu kapıyı vesile yaparak Allahu Zülcelal’den…

 

Sınav soruları, tayin terfi işleri de dâhil olmak üzere kimin her ne derdi varsa soluğu burada alır. Fakat bazıları haddi aşar. Tevessül ruhundan bigane bir halle Hakiki Fail olan Rabbimizden gafilce yaparlar yaptıklarını… Hiç şüphesiz bu yaklaşımlarda iyi niyetle de olsa kabul edilebilecek, Eyüpsultan Efendimizin ruhu ile bağdaştırılacak bir durum değildir.

 

Bunun yanında son yıllarda televizyonların önemli gün ve gecelerde buradan canlı yayın yapması ziyaretçi yoğunluğunu artırarak kontrol edilemeyen durumların, mekânın ruhaniyetine denk düşmeyen görüntülerin ortaya çıkmasına sebebiyet verdi. Artık manevi bir ziyaretgâhtan ziyade bir mesire yerine dönüştü burası. Türbelerin, mezarlıkların hemen yanı başındaki nargile kafeler de cabası…

 

Mekanda yakın,
manada uzak

Kaynaklar, Eyüpsultan radıyallahu anhum Hazretlerinin bütün yönleriyle büyük bir sahabi olduğunda ittifak eder. Onun pek çok meziyeti arasında cihad aşkı birinci sırada yer alır. Kendisinden bahseden kaynaklar, istisnasız şu satırlara da yer vermektedir: “Ebu Eyyub El-Ensari radıyallahu anh, şecaat, sabır ve takva sahibi, gaza ve cihad sevdalısıydı.”

 

Bu tespitin doğruluğuna mücadelelerle dolu hayatı, 80 yaşını aşmışken kendini deveye bağlayarak Medine-i Münevverre’den İstanbul’a gelmesi, ordunun en önünde yer alarak bu uğurda şehid olması ve gözümüzün önündeki merkadi münevveri şahitlik eder.

 

Rivayetleri arasında cihadla ilgili hadislerin çokluğu dikkat çeker. “Allah seni insanların vereceği zararlardan koruyacaktır.”(Mâide; 67) ayet-i kerimesi nazil oluncaya kadar Resulullah aleyhissalatu vesselamın yakın korumasında görev alan yedi sahabeden biri olarak, savaşta ve barışta daima onun yanındadır. Onun cihad aşkı ve uygulaması söz götürmez bir şekilde açıktır.

 

Son arzusunu soran komutana, “Beni gücünüz yettiği kadar düşman hattı içlerine götürüp defnediniz. Zira ben Resulullah sallallahu aleyhi vesellemi, ‘Kostantiniyye surları dibine salih bir kul defnolunacaktır’ buyururken duydum. Umarım o kişi ben olurum” demiştir.

 

Cihad Müslümanın aynı
zamanda büyük şerefidir!

Cihad, Müslümanın en önemli görevi ve en büyük şerefidir. Onu ihlâs ve samimiyetle yerine getirmelidir. En azından hayatını bu niyet üzere sürdürmelidir. Konuyla alakalı Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır: “Cihada iştirak etmeden ve cihad niyeti taşımadan ölen (müslüman) bir çeşit nifak üzere ölmüştür.” (Müslim, Ebû Davud, Nesaî)

 

Sıcak savaştan soğuk savaşa, ekonomik, kültürel, sosyal savaşlardan propaganda savaşlarına, fikirden zikire, kalemden fırçaya, gazi donanımından, muhacirlerin barındırılmasına kadar çeşitlenen ve kesintisiz sürdürülmesi gereken cihaddan bahsediyoruz burada.

 

Müslüman olduğunu iddia eden bizler en büyük darbeyi cihad niyetinden uzaklaştığımızdan yiyoruz. Böyle davrandığımız müddetçe de iki yakamız bir araya gelmeyecek. Darbe üstüne darbe yiyeceğiz. Bunun için uyanık olmalıyız. “Hayat, iman ve cihad” İşte bu büyük zat asırlardır lisan-ı hal ile bu düşünceyi ve inceliği ilham eder bize…

 

Eyüpsultan hazretleri misafirperverdir. Hamiyetperverdir, muhaciran-ı kirama kol kanat germiştir. Eğitim-öğretim faaliyetlerinde bulunmuş, Efendimizin vekilliğini yapmış, müstesna bir şahsiyettir. Fakat bunların yanında ömrü mücadeleyle, aksiyonla, bir yılı hariç savaş meydanlarında cepheden cepheye koşarak geçmiştir. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem zamanında katılmadığı savaş yoktur. Bu durum halifeler döneminde de devam etmiş senede en az bir defa ordu ile yola koyulmuştur. Bu durumdan alacağımız önemli dersler vardır. Eyüpsultan radıyallahu anh Hazretlerinin huzuruna çıktığımız zaman bu yönünü de düşünmemiz, ilham alarak hayatımızı buna göre şekillendirmemiz gerekmez mi?!

 

Eyüpsultan Efendimizi ziyaret etmek bize mücadele ruhu, cihad aşkı, harekete geçme, hayır işlerinde yorulma kabiliyeti vermiyorsa, onun lisan-ı haliyle yaptığı bu çağrıya cevap veremiyorsak onu tam manasıyla anlayamamışız demektir. Bu çağrıyı gözler görmüyor, kulaklar duymuyor, gönüller idrak edemiyorsa demir parmaklıklara takılıp kalıyorsa o aramızda gariptir. Bizler ona mekânda yakın manada uzak düşmüşüz demektir…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ