Müminlerin Sahibi Allah’tır!

Müminlerin Sahibi Allah’tır!
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Allah müminleri müjdeliyor

Allahu Zülcelâl, ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: “Muhakkak Allah, iman eden kimselerin sahibidir. İman edenler, Allah’ın muhafazası altındadır. Kâfirlerin (ise ne dünyada ne ahirette muhafaza edecek) sahipleri yoktur.” (Muhammed; 11)

 

Allahu Zülcelâl, ayeti kerimede, müminlere ne güzel müjde veriyor. Bunun yanında kâfirlere de kendilerini nelerin beklediğini, dünya ve ahiret hayatlarında da nasıl bir perişanlık içinde olacaklarını haber veriyor.

 

Allahu Zülcelâl, iman edenlerin sahibi olduğunu ve onları hem dünyada hem de ahirette muhafaza edeceğini bize bildirmiştir. Bize düşen görev, bu (kâmil) müminlik sıfatını elde etmektir. Yeter ki, bu sıfatın sahibi olmak için az da olsa gayret gösterelim. O zaman, Allahu Zülcelâl, bize sahip çıkacak ve bizi muhafaza edecektir. Tabi ki, her şey Allahu Zülcelal’in sevk ve idaresi altındadır. İnsan, O’nun himayesi, koruması altına girdiği zaman, hiç bir şey ona zarar veremez.

 

Allahu Zülcelal’in, insanlara sahip çıkmasına vesile olacak sıfatları elde etmek kolaydır. Çünkü Allahu Zülcelâl, kullarına çok büyük fırsatlar vermiştir. Müminlere hitap ettiği başka bir ayeti kerimede de şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Allah’a tevbe edin. Muhakkak kurtuluşa erersiniz.” (Nur; 31)

 

Diğer bir ayeti kerimede ise şöyle buyurmuştur: “Kim (Allahu Zülcelal’e) tevbe etmezse zalimlerdendir.” (Hucurat; 11)

 

Zikredilen bu ayeti kerimelerde bizim için büyük işaretler vardır. Bu ayeti kerimelerden kendi payımıza düşeni almalı ve bunların ışığında yolumuza devam etmeliyiz.

 

Şunu unutmamak gerekir ki her insan hata yapar. Hata yapanların en hayırlısı da tevbe edendir.

 

Müminlerin sahibi Allah’tır

Zeyd bin Sabit radıyallahu anhu, bir arkadaşı ile beraber Mekke’den Taif’e gitmek için yola çıkmıştı. Zeyd bin Sabit’in, arkadaşının münafık olduğundan haberi yoktu. Bir mevkiye geldiklerinde, istirahata çekildiler. Zeyd bin Sabit uyuyunca bu münafık olan, onu öldürmek için ayaklarını ve ellerini bağladı. Zeyd bin Sabit kendine gelince el ve ayaklarının bağlı olduğunu gördü ve arkadaşının da o kimselerden olduğunu anladı.

 

Zeyd bin Sabit durumuna bakınca kendisini bu halden, ancak Allahu Zülcelal’in kurtarabileceğini idrak etti ve şöyle dedi: “Ya Rahman! E’inni. (Bana yardım et, ey Rahman!)” Böyle söylediği anda, bir duvarın arkasından, sert bir şekilde: “Öldürme!” diye bir ses geldi. O anda, münafık: “Ben bunu öldürmezsem, o beni öldürecek!” diye heyecanlandı. Dışarı çıkıp baktı, ancak kimseyi göremedi. Tekrar Zeyd bin Sabit’i öldürmek için içeriye girince yine aynı sesi duydu. Bu hal üç defa tekrar etti.

 

Üçüncü sefer dışarı çıktığında, ata binmiş, elinde kılıçla bir zat geldi, o münafığı öldürdü ve Zeyd bin Sabit’in el ve ayakların çözdü. Ona şöyle dedi: “Sen ‘Ya Rahman! E’inni’ dediğin zaman, ben göklerin yedinci katında idim. Allahu Zülcelâl bana, ‘Ben müminlerin velisiyim (sahibiyim)’ dedi ve seni kurtarmam için gönderdi.”

 

İnsan, Allahu Zülcelal’e hakiki olarak iman edenlerden olursa Allahu Zülcelâl de onu, işte böyle muhafaza eder.

 

Her gün bir melek, günah işleyen insanlara: “Yeter!” demekte, hayır ve salih amel yapanlara da: “Allahu Zülcelal’e doğru gelin!” diye nida etmektedir. Yeter ki biz, günahlarımızdan yüz çevirmeye gayret edip Allahu Zülcelal’e yönelelim. O zaman, Allahu Zülcelâl bize sahip çıkacak, çok nimetlerini bize nasip edecektir.

 

Akıllı insan kimdir?

Allahu Zülcelâl, başka bir ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: “… Zahiri ve batini kötülüklere yaklaşmayın.” (En’am; 151)

 

Günahlar, yalnız gözle görülenlerle sınırlı değildir. Manevi olan günahlar da vardır. İşte, bunlara işaret olarak Allahu Zülcelâl, kullarını uyarmakta ve: “Zahiri ve batini kötülüklere yaklaşmayın” buyurmuştur.

 

Akıllı insan odur ki Allahu Zülcelal’in göndermiş olduğu, yüz yirmi dört bin Peygamberin getirdiği haberlerden, bilgilerden sonra, sanki cenneti ve cehennemi gözüyle görüyor gibi inansın. Allahu Zülcelal’in emir ve nehiylerinden gafil kalmasın. Böyle kimseler için müjdeler, mükâfatlar sonsuzdur.

 

Allahu Zülcelâl, başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Allah’ın emir ve nehiylerine karşı gelenler, uğratılacakları fitne ve elim azaptan sakınsınlar.” (Nur; 63)

 

İşte, bu ayeti kerime gereği, uyanık olmalı ve kendimizi bu azaba müstahak edecek hallerden sakınmalıyız. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Benim işittiğimi işitiyor musunuz? Gök figan ediyor. Figan etmeye de hakkı vardır. Allah’a yemin olsun ki, gökte her dört parmak mesafede, melekler Allahu Zülcelal’e kıyam, rükû ve secde ediyorlar. Şayet benim bildiklerimi bilseydiniz; çok ağlar, az gülerdiniz. Dağlara çıkarak, O’nun gücünün azametinden, intikamının şiddetinden O’na yalvarır ve yine O’na sığınırdınız.” (Tirmizi, İbn Mace)

 

Tüm bunlardan sonra, imanı kuvvetli olan kimse, Allahu Zülcelal’in kendisine haber vermiş olduğu bütün her şeyi, kalbi ile açıkça görür, müşahede eder. Sanki cenneti ve cehennemi gözüyle görür gibi hareket eder. Allahu Zülcelâl, cennet ve cehennemi yaratmamış olsa bile, korkulmaya ve ümit beslenmeye layıktır.

 

Allahu Zülcelal’e yönelerek, gerek kalp ayaklarımız gerekse beden ayaklarımızla O’nun huzurunda durup kurtuluş beratımız elimize verilinceye dek, Allahu Zülcelal’in rızası için çalışmalıyız. Boş ümitlerle kendimizi aldatmamalı ve geçici emellerle kendimizi avutmamalıyız. Eğer o kurtuluş beratını alırsak o zaman sevinç duyabilir akıbetimizden emin olabiliriz. Zira O, bir şeyi hibe etti mi, artık ondan geri dönmez.

 

Tevbeyi kıymetsiz sanmayın!

Dünyamızı ne kadar güzel yaparsak yapalım, bir gün ondan ayrılacağız. Nice insanlar, gelecek yıl bu zamanlarda, kabristanlardaki mekânlarında yerlerini almış olacaklar. Biz de o kimselerden olup olmadığımızı bilmediğimizden ötürü, henüz elimizde fırsat varken, kıymetini bilmemiz lazımdır.

 

Allahu Zülcelâl, bir insan gibi değildir. Saniye saniye her an bizimle beraberdir. Bütün zahiri ve manevi hallerimizden haberdardır.

 

Rivayet edilmiştir ki, bizimle daima beraber olan Kiramen Kâtibin melekleri, insanın günahı ile Allahu Zülcelal’in huzuruna, Levhi Mahfuz’a giderler. Levh-i Mahfuz’a baktıkları zaman, beraberlerinde getirdikleri günahların, sevap olarak yazıldığını görürler. Sanki Allahu Zülcelal’in kuluna karşı hainlik yapmış gibi mahçup olurlar. “Ya Rabbi! Gördüğümüzden başka bir şey yazmadık!” diyerek, secdeye kapanırlar. O zaman Allahu Zülcelâl, onlara şöyle hitap eder: “Siz doğrusunuz. Yanlış bir şey yapmadığınız. Yalnız, kulum o günahı yaptıktan sonra, pişman olup ağladı ve tevbe etti. Siz onun günahını getirmeden, ben sevap yazdım.”

 

İşte, böyle azim bir sermayemiz vardır. Tevbeyi, ağlamayı ve yalvarmayı, kıymetsiz bir şey gibi görmeyelim.

 

İmansız gitmekten
çok korkarlardı

Sehl şöyle buyurmuştur: “Rüyamda, öldüğümü ve kıyametin kopmuş olduğu gördüm. Tam 300 tane Peygamberi gördüm. Onlara şöyle sordum: “Siz dünyada nelerden korkuyordunuz?” Bana şöyle cevap verdiler: “İmansız olarak dünyadan ayrılmaktan korkuyorduk!”

 

Bakınız! Onlar, Peygamber oldukları halde, imansız olarak ölmekten korkuyorlardı. İşte iman, bu kadar kıymetlidir. O imanı kurtarmak için de Allahu Zülcelal’e çok yalvarmak lazımdır.

 

Anlatıldığına göre, Süfyanı Sevri kuddise sirruhu Hacc’a giderken, yolda bir gece boyunca ağladı. Bunun üzerine Şeybanı Rai kuddise sirruhu ona hitaben:
– Ya Süfyan! Niçin ağlıyorsun? Eğer günahların için ağlıyorsan, günahtan kendini koru! Dedi. Süfyanı Sevri ise cevap olarak şöyle dedi:
– Ya Şeyban! İster büyük ister küçük günah olsun, hiç korkmuyorum. Hatta aklıma bile gelmiyor. Ben, bu dünyadan imansız olarak ayrılmaktan korktuğum için ağlıyorum.

Süfyanı Sevri şöyle devam etti:
– Ya Şeyban, nasıl ağlamayayım? Birisini tanıdım. Bize ilim öğretiyordu. Tam 40 yıl, bize ilim okuttu. Uzun süre, Kâbe’ye komşuluk yaptı. Öldüğü zaman, yüzünü melekler Kıble’den çevirdiler. İmansız olarak bu dünyadan ayrıldı. İşte, bundan korkuyorum.

 

Bakın, dikkat edin! O, Allahu Zülcelal’in dostu olmasına rağmen, imansız gitmekten korktuğu için gece boyunca ağlamıştır.

 

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “Sağılan süt memeye dönmedikçe, Allah korkusundan ağlayan kimse de cehenneme girmez.” (Tirmizi, Nesai)

 

Onun için onların meşreplerini, Allahu Zülcelal’in rızasını kazanmak için tuttukları yolu, elden geldiğince kendimize rehber edinmemiz lazımdır. Kurtuluş, ancak ağlamakta ve çok yalvarmaktadır.

 

Allahu Zülcelâl, kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin… (Âmin)

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ