Müslüman sözünde durur, yalan söylemez!

Derviş Enes Kır

Yazarın şu ana kadar yazılmış 38 makalesi bulunuyor.

Kamil mümin sadıktır
yalan söylemez!

Müslüman bütün insanlara karşı doğrudur. Çünkü varlığını saran İslâm terbiyesi, ona doğruluğun bütün faziletlerin başı ve üstün ahlâkın esası olduğunu öğretmiştir. Buna ilâveten doğruluk, sahibini cennete götürüp iyiliğe sevk ederken; yalan da sahibini ateşe sürükler ve isyana götürür.

 

Rasûlullah sallallahu aleyhivesellem Efendimiz, bunu şu hadisinde belirtmiştir: “Şüphesiz doğruluk iyiliğe götürür, iyilik de cennete götürür, insan doğru söyledikçe Allah katında sıddık olarak yazılır. Yalan ise Allah’ın emrinden çıkmaya götürür. Allah’ın emrinden çıkmak ise ateşe götürür. İnsan yalan söyledikçe Allah katında kezzâb (yalancı) olarak yazılır.” (Buhari, Müslim)

 

Bu yüzden de gerçek Müslüman sıddıktır. Başka bir deyişle çok doğru söyler ve hiç yalan söylemez. Sözlerinde ve işlerinde daima doğruyu araştırır, insanın Rabbi katında “sıddık” yazılması gerçekten çok yüksek bir mertebedir.

 

Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Bir kul yalan söylediği vakit, bu yalanın kötü kokusundan melekler o kimseden bir mil kadar uzaklaşır.” (İbnEbi’d-Dünya, Tirmizi)

 

Hz.Aişe radıyallahu anhadan naklen anlatırlar: “Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin en çok nefret edip kızdığı şey, yalan sözdür. Bir kimsenin yalan söylediğini haber aldığı zaman, o kimseyi, tevbe ettiğini duyuncaya kadar, kalbinden silip çıkarırdı.” (Ahmed b. Hanbel, Bezzar, İbnHıbban)

 

Diğer bir rivayet şöyledir: “Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, bir tek yalan duyup gazaba geldi mi, bu gazabı iki-üç ay veya daha çok sürerdi.”

 

Ebu Davud, Tirmizi, Nesai ve Beyhaki rivayet ediyor: “Yalan yere bir şey anlatıp insanları güldüren kimsenin vay başına geleceklere! … Vay başına geleceklere! …”

Huzeyfe b. Yemaniradıyallahu anhu der ki: “Peygamber Efendimiz zamanında, insan bir kere yalan söyleyince münafık sayılırdı. Oysa şimdi, her birinizden günde on kere yalan söz duyuyorum.”

 

Yalan söylemeye
cevaz verilen durumlar
Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki: “Yalan söylemek, sadece şu üç yerde uygundur:
1. Savaşta, çünkü savaş hileye dayanır.
2. İki kişiyi barıştırmak için.
3. Karı-kocanın arasını bulmak için.” (Müslim)

 

Bu ayet ve hadislerden anlaşılacağı üzere, insan doğru olmalı, yalan söylememelidir. Doğruluk hayırlı bir davranıştır, sahibini sonunda mutlaka kârlı çıkarır. Yalan ise zararlı bir davranıştır, sahibine mutlaka kötülük getirir.

 

Hile yapmaz, aldatmaz,
ihanet etmez

Kamil bir Müslüman hile yapmaz, aldatmaz ve ihanet etmez. Çünkü doğruluğun gereği temizlik, insaf ve vefakârlıktır; hile, aldatma, ihanet ve kibir değil.İnce ruhlu Müslüman’ın vicdanı hileye dayanamaz ve sabredemez. Bilâkis onun dehşetinden titrer. Çünkü hile yapmayı İslâm’a mensup olmaktan sıyrılmak olarak kabul eder. Müslim’in rivayet ettiği hadiste Rasûlullahsallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor: “Bize silah çeken, bizden değildir. Bize hile yapan, bizden değildir.”

 

Müslim’in başka bir rivayetinde,”Rasûlullahsallallahu aleyhi vesellem bir yiyecek küfesinin önünden geçti. Elini küfeye sokunca parmaklarına bir yaşlık geldi. Buyurdu ki:
– Bu ne, ey yiyecek sahibi? dedi. Adam:
– Yağmur yağdı, ya Rasulallah, dedi. Buyurdu ki:
– İnsanlar görsün, diye (yaşlığı) yiyeceğin üstüne getiremez miydin? Bizi aldatan bizden değildir.”

 

Müslüman toplumu sevginin ve nasihatin hâkim olduğu ve fertlerine iyilik, doğruluk ve vefanın galip geldiği bir toplumdur. Orada aldatana, hilebaza, hokkabaza, inkârcıya ve sözünde durmayana yer yoktur.

 

Rasûlullahsallallahu aleyhi vesellem, hile ve sahtekârlığı şiddetle kınamış. Sahtekârların kıyamet günü ellerinde sahtekârlık bayrağıyla haşrolunacaklarını, o günde, müminlerin onları göstererek bağıracaklarını ve dikkatleri onların üzerine çekeceklerini haber vermiştir: “Her sahtekârın kıyamet günü bir sancağı vardır. ‘Bu filanın sahtekârlığı’ denir.” (Buhari, Müslim)

 

Günler geçince unutulup gideceğini zanneden o hilebazların, kıyamette sancakları ellerinde bütün insanlara ilân edilecekleri ne utanılacak andır! Bu utançları; herkese şefaat eden Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin kendilerine düşman olunca, bu korkunç durum daha da artacaktır. Çünkü onlar haksızlık suçunu irtikâp ettiler, o sahibini, rahmetten alıkoyan büyük bir suçtur, işleyenin Rasulullah sallallahu aleyhi veselleminşefaatinden mahrum olacağı büyük bir suçtur: “Üç kişinin kıyamet günü hasımları benim: Bana söz verip sözünde durmayan, hür bir insanı satıp parasını yiyen ve bir işçi kiralayıp çalıştırdıktan sonra ücretini vermeyen.” (Buhari).

 

İslâm’ın duygularını incelttiği, basiretini açtığı gerçek Müslüman; hile, ihanet, yalan ve sahtekârlığa (ne kadar menfaat getirirse getirsin) düşmandır. Çünkü İslâm bu sıfattaki kişileri, münafıklardan saymıştır. Münafıklar ise cehennemin en aşağı tabakasındadırlar ve onlara yardım eden de yoktur: “Doğrusu münafıklar, cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlara yardımcı bulamayacaksın.”(Nisa; 145)

 

Rasûlullahsallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki: “Dört şey vardır ki, bunları kendinde barındıran kimse katıksız münafıktır. Bu hasletlerden birinin bulunduğu kimsede münafıklık sıfatlarından biri vardır: Kendine emanet verilince ihanet eden, konuşunca yalan söyleyen, söz verince sözünde durmayan, tartışınca haddi aşan.” (Buhari, Müslim)

 

Mümin sözünü yerine getirir

İslâm’ın asıl kaynağıyla hemhâl olmuş gerçek Müslüman, aynı zamanda sözünde durmak ve vaadini yerine getirmek ahlâkıyla da donanır. Bu ahlâk, insanın toplumdaki başarısının en önemli faktörü ve aynı zamanda sosyal seviyesinin yüksekliğine en fazla delâlet eden bir ahlâktır, dersek mübalağa etmiş sayılmayız.

 

Diğer insanlardan bu yönüyle üstün olan Müslüman, kesin olarak insanların en üstünü ve önde geleni olacaktır. Sözünde durmak ve vaadini yerine getirmek, İslâm’ın en köklü ahlâkı olup imanın sıhhatinedelâlet eden kuvvetli bir delildir. Vaadi yerine getirmek ve sözünde durmak hususunda ayet ve hadisler birbirini teşvik edercesine gelmiş ve onun iman alâmeti olduğuna işaret ederek, bu sıfatları terkedenleri tehdit etmiştir. Bu durumu da nifak alâmeti kabul etmiştir: “Ey iman edenler! Akitleri yerine getirin.” (Maide; 1)

 

“Ahdi de yerine getirin. Doğrusu verilen ahidde sorumluluk vardır.” (İsrâ; 34)

 

Söz vermek, bugün maalesef Müslümanların çoğunun yaptığı gibi ağızdan çıkan ve bağlayıcı olmayan bir kelime değildir. Bilâkis hesap vereceği bir mesuliyettir.

 

Şartlar ne olursa olsun, ahde vefa vaciptir. “Ey inananlar! Yapmadığınız şeyi niçin söylersiniz? Yapmadığınızşeyi söylemeniz, Allah katında büyük gazaba sebep olur.” (Saff; 2-3)

 

Sözde durmamak, Allah’ın kulları için hoşlanmadığı ve istemediği bir şeydir. Ayetin başındaki sorunun muhatabı olmaktan dolayı Müslüman, Rabbine karşı hayâ eder.

 

Rasûlullahsallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor: “Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, vaat edince vaadinde durmaz, (kendisine bir şey) emanet edilince ihanet eder.” (Buhari, Müslim)

 

Kişinin dinî olgunluğunu namaz, oruç ve hac gibi ibadetler sağlamaz. Daha önce söylediğimiz gibi, dinî olgunluğu İslâm eğitimiyle oluşan insanın içyapısı, şahsiyeti sağlar. Çünkü ruhu hidayet çeşmesinden içen kişi, İslâm’ın hoşgörü dolu ahkâmını saçacaktır. Artık onu, Allah’ın hududunu bilir ve onlara riayet eder, her şeyde İslâm’ın gösterdiği yola boyun eğer bir hâlde görürsün. Böylece gerçek Müslüman’ın hayatında sözde durmamak ve verdiği sözü yerine getirmemek diye bir şey kalmaz. Çünkü bunun İslâm ahlâkı içinde yeri yoktur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ