Namazın Önemi, Faziletleri ve Edebleri

Namazın Önemi, Faziletleri ve Edebleri
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Felaha ulaştıran büyük
vesiledir namaz…

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerime’de, “… Namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır.” buyuruyor. (Nisâ; 103)

Başka bir ayet-i kerimede “…Namazı dosdoğru kılın.” diye müminlere emrediyor. (Rum; 31)

Bir diğer ayet-i kerimede ise, “Müminler muhakkak felah bulmuştur (korktuklarından emin, umduklarına nail olmuşlardır). Onlar (Öyle müminler) ki, namazlarında huşu içindedirler.” diye kurtuluşa eren müminlerin, namazlarını huşu içinde eda ettiklerini beyan ediyor.(Mü’minun;  1-2)

 

Demek ki namazı belli vakitlerde kılmak; dosdoğru kılmak her mümine farzdır. Yani; İnsanı yoktan vareden, yaşatan, rızıklandıran, toprağı ve topraktan çıkanları ve hayvanları insanın hizmetine veren Allah, insana beş vakit namazı kılmasını emretmiştir. Namazlarını kılan müminlerin bir vasfı da ibadetlerini huşu içerisinde yerine getirmeleridir. Fakat günümüzde pek çok Müslüman, Allah’ın emri olan namazı kılmamakta ve namazın dindeki önemini bilmemektedir.

 

Kimisi ise namaz kılmak istemekte ama istikamet içerisinde, bir düzen tutturarak bunu sürdürememektedir.

Bir kısım kimseler ise namaz kılmakta ama hakkını verememektedirler.

Bir başka kısımdakiler ise namazlarını düzenli kılmaktalar fakat namazı cemaatle eda etmenin İslam’ın bir şiarı olduğundan habersiz, ferdi olarak ibadetlerini yerine getirmektedirler.

 

Oysa namaz, Allah-u Zülcelâl’in bütün mümin kullarına farz kıldığı, insanı kurtuluşa götüren bir ibadettir. İnsana, ezan okunduktan sonra kıldığı namazdan aldığı sevap kadar, hiçbir ibadette mükâfat verilmemiştir. İnsanın Allah-u Zülcelal’e yönelişindeki samimiyeti ve aldığı mükâfatı, kıldığı namaza göredir.

 

‘Namazı terk edenin
dini yoktur!’

Namaz, sultanın düzenlediği şölen yemeğine benzer. Bu yemekten doya doya yemek lazımdır. Yoksa sofra ortada dururken aç olarak beklemek, ondan yememek, akıllı insanın yapacağı bir davranış değildir. Namaz, cennetin anahtarıdır. Sahibini doğruca Allah-u Zülcelal’in rızasına götürür. Ve bunlardan önemlisi, Efendimiz aleyhissalatuvesselamın beyanındaki gibi; “Kim namazı terk ederse onun dini yoktur. (Çünkü) namaz dinin direğidir.” (Taberani)

 

Namaz kılmayanlar, namazlarına gereken önemi göstermeyenler, namazı savsaklayanlar, büyük bir tehlike içerisindedirler. Çünkü “Kim namaza devam ederse, namaz onun için bir nur, bir delil ve kıyamet gününde bir kurtuluş olur. Kim de ona devam etmezse nursuz ve delilsiz kalır, kurtuluşa eremez. Kıyamet gününde Karun, Firavun, Haman ve Übeyy bin Halef ile birlikle haşrolur.” (Ahmed bin Hanbel)

 

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Bir kimse namaz kılmaya devam ederse bu namaz kıyamet gününde onun için nurdur, burhandır, (delildir) kurtuluştur.” (Ahmed b. Hanbel, İbn-i Hıbban)

 

Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhudan rivayetle, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:“İslam, beş şey üzerine bina edilmiştir. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin Allah’ın resulü olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, haccetmek ve ramazan orucunu tutmaktır.” (Müttefekun Aleyh)

 

Bu beş şey,İslam’ın büyük temelleri ve rûkunlarıdır. Namaz, dinin direğidir. Nasıl ki, bir bina direksiz olarak ayakta duramaz ve yıkılırsa, insanında namaz ibadetini yerine getirmeden dinini muhafaza etmesi çok zordur.  Yani, her kim onu ikame eder (vaktinde hakkıyla kılar)sa muhakkak dinini ayakta tutmuş olur. Her kim onu terk ederse muhakkak dinini yıkmış olur.

 

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Kuşkusuz Namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor.” (Ankebût;  45)

 

Namaz, müminlerle kâfirler arasındaki en önemli farklardan biridir. Kişi namaz kılmakla, hem Allah-u Zülcelal’in emrini yerine getirmektedir hem de müminlik elbisesini üzerine giyerek, inanmayanlardan ve Allah-u Zülcelal’e asi olanlardan ayrılmaktadır.

 

İnsanlar, namaz ibadetini yerine getirip getirmeme hususunda birkaç gruba ayrılırlar:

  1. Namazı kabul etmeyenler; bunlar kâfirlerdir. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “İnkârcı insan, ne iman etti ne de namaz kıldı.” (Kıyamet; 31)

 

  1. Namazı kabul eden fakat gereğini yerine getirmeyenler; bunlar hakkında da Allah-u Zülcelâl şöyle buyurmuştur: “Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki bunlar namazı terk ettiler.” (Meryem; 59)

 

  1. Bir kısmını yerine getirirken, bir kısmını tembellikleri yüzünden terk edenlerdir. Bunların hakkında da Allah-u Zülcelâl şöyle buyurmuştur: “…Onlar namaza kalktıkları zaman tembellikle kalkarlar.” (Nisa; 141)

 

  1. Hem kabul eden hem de gereğini yerine getirenlerdir. Bunlar müminlerdir. Allah-u Zülcelâl bunların hakkında şöyle buyurmuştur: “Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler.” (Mü’minun; 1-2)

 

“İşte, Firdevs Cenneti’ne varis olacak olanlar onlardır.” (Mü’minun; 10-11)

 

İşte, bütün bunlara bakarak, insan hangi gruptan olduğunu meydana çıkarabilir.

 

Namazın önemi ve
üstün faziletleri

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Allah-u Zülcelâl, Adn Cenneti’ni yarattığı zaman, orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir beşer kalbinin düşünmediği nimet ve güzellikler yaratıp ona: “Konuş!”  buyurdu. O da üç defa: “Muhakkak, namazlarını huşu içinde kılanlar kurtuldu.” dedi.” (Hâkim)

 

Namaz, müminler için çok mühimdir. Onun için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Namazın dindeki yeri, vücutta baş mesabesindedir. (Nasıl başsız insan yaşayamazsa, namazsız insanda düşünülemez.)” (Taberani)

 

Allah-u Zülcelâl, bir hadis-i kudside Hz. Peygamber sallallahu aleyhi veselleme şöyle buyurmuştur: “Ümmetine beş vakit namazı farz kıldım ve kendi katımda şöyle bir söz verdim: Kim beş vakit namazı vaktinde kılmaya devam ederse onu vaadim üzere cennete koyacağım. Namazlara dikkat göstermeyene hiçbir sözüm yoktur.” (Ebu Davud)

 

Namazın öyle büyük faziletleri vardır ki, kişi ona önem vermekle Allah’ın vaadine ve himayesine girmiş olur.

 

Namaz, Allah-u Zülcelâl ile kulu arasında bir yakınlıktır. Kişi, Allah-u Zülcelal’in namaz emrini yerine getirmekle, kendisini Allah-u Zülcelal’e yaklaştırmış olur. Bu sebeple insan, namazının kıymetini bilmeli ve kendisine namaz kılmayı nasip ettiği için Allah-u Zülcelal’e hamd etmelidir.

 

Katade radıyallahu anhu şöyle demiştir: “Danyal aleyhisselam, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin ümmetinin vasıflarını okuduğu zaman şöyle dedi: “Onlar öyle bir namaz kılar ki, eğer Nuh aleyhisselamın kavmi o namazı kılsaydı, boğulmazdı. Eğer Ad kavmi o namazı kılsaydı, onlara öldürücü kasırga gelmezdi, Semud kavmi o namazı kılsaydı onları sayha (çığlık) tutmazdı.” Daha sonra Katade radıyallahu anh şöyle dedi: “Namaza dikkat edin. O, Müminler için güzel bir ahlak yoludur.”

 

Namaz, kıyamet gününde insanın sorguya çekileceği ilk ameldir. Eğer namazın hesabını kolay verirse diğer sorgusu da kolay olur.

 

Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Kulun kıyamet gününde ilk sorguya çekileceği ibadet namazdır. Namazı düzgün ise diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse diğer amelleri de kabul edilmez.” (Taberani)

 

Namazı vaktinde,
huşuu ile kılmanın ehemmiyeti

Huşu; Allah-u Zülcelal’den korkmak, çekinmek gibi kalbin faaliyetlerinden olmakla beraber, namazda sağa sola bakmamak, oynamamak gibi davranışlardır.

 

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede kurtuluşa erecek müminleri şöyle beyan etmiştir: “Müminler muhakkak felah bulmuştur (korktuklarından emin, umduklarına nail olmuşlardır). (Öyle müminler) ki onlar namazlarında huşua riayetkârdırlar.” (Mu’minun; 1-2)

 

Namaz içinde “Huşu” halinde olmaktan maksat, Allah’tan korkarak ve sükûnet içinde namaz kılmaktır. Bu da namaz kılanın, kalbiyle sadece Allah’a yönelmesi, namaz dışındaki her şeyi kalbinden çıkarması ve namazı diğer bütün şeylere tercih etmesiyle olur. İşte, o zaman namaz kılan kişi, rahatlık hisseder ve kıldığı namazdan zevk alır.Bu şeklide namaz kılan kimse hem kalben hem de vücutça sükûnet hisseder, huzur içinde olur. Ayet-i kerimede, işte böyle bir müminin kurtuluşa ereceği beyan edilmektedir.

 

Allah-u Zülcelâl başka bir ayet-i kerimede de şöyle buyurmuştur: “Yine onlar, Rablerinin rızasını isteyerek sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak (Allah yolunda) harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var ya, dünya yurdunun (güzel) sonu sadece onlarındır.” (Ra’d 22)

 

Ayet-i kerimeden anlaşılacağı üzere Allah-u Zülcelâl, kâmil müminleri; “Namazı rükün ve şartlarına tam riayet ederek, kalpleri Allah Teâlâ’ya karşı huşu içinde, O’nun rızasına uygun şekilde dosdoğru namaz kılarlar”, diye tarif ediyor. Demek ki namazı dosdoğru kılmak, kâmil müminlerin bir alametidir. Allah-u Zülcelâl’in razı olduğu kullardan olmak isteyen kimseler, bu ayet-i kerimede tarif edildiği gibi olmak için gayret etmelidirler.

 

Bir rivayette geçtiği üzere“Ubade b. Samit radıyallahu anhu der ki, “Resulullah sallallahu aleyhi vesellemi şöyle buyururken işittiğime şehadet ederim: ‘Beş vakit namazı Allah-u Teâlâ farz kılmıştır. Kim bu namazların abdestini güzelce alır, onları vaktinde kılar, rükünlerini, secdelerini huşu içinde eksiksiz yaparsa Allah onu bağışlayacağına söz vermiştir. Bunları yapmayana, Allah söz vermemiştir. İsterse bağışlar, dilerse ona azap eder.” (İmam Malik, Ebu Davud, Nesai, İbni Hıbban)

 

Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah’ım! Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.”  (Taha; 14)

 

Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anhu der ki; “Resulullah sallallahu aleyhi veselleme:

– Yüce Allah katında hangi amel daha sevimlidir? Dedim:

– Vaktinde kılınan namaz, buyurdu:

– Sonra hangisi? Dedim:

– Ana-babaya itaat, diye cevap verdi.

– Daha sonra hangisi? Diye sordum.

– Allah yolunda cihad, dedi. İbni Mes’ud:

– Bunları bana Resulullah sallallahu aleyhi vesellem söyledi. Şayet daha fazla sorsaydım daha fazla cevap verirdi.” dedi. (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai)

 

Namaz kılan kişi, Allah katında çok kıymetlidir. Hatta bu kişinin, iki vakit arasında işlemiş olduğu küçük günahları Allah-u Zülcelâl affetmektedir. Bu büyük nimetten mahrum kalmak, akıllı insan işi olmasa gerektir.

 

Allah’ı görüyor gibi
ibadet etmek; İHSAN

Namaz kılan şahıs, göklerde bulunan ve çeşit çeşit ibadetler yapan meleklerin tümünün ibadetlerini yerine getirmektedir. Allah-u Zülcelâl, gökleri yedi kat olarak yarattı ve her bir göğü de çeşitli ibadetler yapan meleklerle donattı. Bir katta kıyamda olan melekler vardır. Bunlar, sura üfleninceye kadar kıyamdadırlar. Bir katta sücud (secde) halinde duran melekler vardır. Bir katta Allah’ın azametinden kanatları kırık bir vaziyette duran melekler vardır.

 

Bir katta Allah’ın Arş-ı Âlası’nın etrafında tavaf yapan ve Rablerine hamd-u sena eden melekler vardır. Bu tavaf yapan melekler, aynı zamanda yerdeki insanlara da mağfiret dilerler. Allah-u Zülcelâl müminlere ikram etmek, onlara şeref kazandırmak ve göklerdeki meleklerin ibadetindeki paylardan onları nasiplendirmek için bütün gök katlarındaki meleklerin ibadetlerini namazın içinde toplamış ve o namazı da bize nasip etmiştir. Ancak kişinin huşu ve huzuruna göre, o namazdan ona üçte bir, dörtte bir veya onda bir kadar ölçülerde sevaplar vardır.

 

Mümin namazını tam kılmaya ne kadar çok gayret ve özen gösterirse, huşuu ve huzurlu olursa, namazın rükû ve secdesini güzel yaparsa o namazdan alacağı pay da o kadar çok olur. Huzurlu olmazsa, rükû ve secdesini tam yapmazsa namazdan alacağı ecir ve sevap da o kadar az olur.Kişi namaza durduğu zaman, kalbi Allah’tan gafil olursa bir şey elde edemez.

 

İşte, insan Rabbi ile münacatında (konuşma) kalbinin gaflette olmasından hayâ etmelidir. Çünkü Allah kalbimizden haberdardır. Bunu yakinen bilmeliyiz ki namazımızın sevabı; huşu, huzur, tevazu ve yalvarmamızın çokluğu kadardır. Bu sebeple, namazımızı sanki Allah’ı görüyormuş gibi kılmalıyız. Biz O’nu görmesek bile, O’nun bizi gördüğünü unutmamalıyız.

 

Bazı âlimler şöyle buyurmuştur: “Allah’ın katında senin namazının değeri, huşûun miktarıncadır. Gafletle kılınan namaz, ne kadar zahiren sahih olsa da bu namazın sahibinin tevbeye ihtiyacı vardır.

Allah-u Zülcelâl bizleri, namaz emrini hakkıyla yerine getiren kullarından eylesin.” (Âmin)

 

Not: Bu yazı, muhterem Seyda Muhammed Konyevî Efendinin eserlerinden derlenmiştir.

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ