Nebevî Bir Ahlak: Başkalarının Derdi İle Dertlenmek…

Nebevî Bir Ahlak: Başkalarının Derdi İle Dertlenmek…
islamcokguzel-reyhaniyayinlari-hz-muhammed-kitap-kampanyasi

Yüce Allah’a hamd ve senalar,

Resulü ve Habibi Efendimize, Ehl-i Beyt’ine ve Ashab’ına salât ve selâmlar…

 

Merhaba Dostlar;

Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemden her bahsedişimizde, gönül tellerimiz öylesine titriyor ki, çoğu defa konu ikinci planda kalıyor. Belki bazen ilmi bir konuyu izah etmek için O’ndan bahsedilse burnumuzun direği sızlıyor…

 

Burada şahsi bir durumdan bahsetmiyorum dostlar. Görüyoruz ki bizim halkımız, Hz. Resulullah’ı gerçekten çok seviyor. Bize, Sevgili Kulu’nu sevme nimetini bahşettiği için Rabbimize ne kadar şükretsek azdır…

 

Ancak, nasıl söyleyeyim, bu duygu kabarmasının bile bazen dizginlenmesi lazım ki aklımız da konudan payını alsın. Zira sadece kuru bir muhabbet davası ile Resulullah anlaşılamaz. O’nun yolunu da takip etmemiz gerekir.

 

Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemi her yönü ile tanımalı, iyice anlamaya çalışmalı ve anladığımızı da mutlaka tatbik etmeye gayret göstermeliyiz. Bu anlamak ve tatbik etmek kavramlarının üzerinde neden bu kadar ısrar ediyoruz? Çünkü sevgili dostlar, çok defa dine ve Hz. Resulullaha yaklaşımımız bir duygu atmosferinden öteye geçmiyor. İşi en fazla ibadet boyutuna vardıranlarımız bile, meselenin özünden hala fersah fersah uzakta…

 

Ne anlatmaya çalışıyoruz?

Sevgili dostlar, Hz. Resulullahı tanımaktan ve anlamaktan çok uzak olduğumuz gerçeğini, bir kere kabul edelim. Elbette, bizler birer aciz kuluz, O ise Allah’ın Sevgili peygamberi. Eyvallah, elbette öyle, O’na ulaşmak ne mümkün! …

 

Peki, ondan alacaklarımız -haşa- yok ise Allah-u Teâla O’nu neden bize gönderdi? Elbette kimse O olamaz ama herkesin O’ndan alması gereken pek çok şey vardır.

 

Hz. Resulullah sallallahu aleyhi veselleme büyük bir kudsiyet atfederek, O’nu -haşa- anlaşılmaz ve ulaşılmaz yapmak da ayrı bir savrulma değil mi? O’nu övelim derken, örnekliğinden mahrum kalmak değil midir bu?

 

O’nu öyle ulaşılmaz görüyoruz ki, farkında olmasak da nefsimiz de artık bunu bir bahane yaparak sürekli yan çiziyor. İyi ama Allah-u Teâla sadece Hz. Resulullahı övmedi O’nun Ümmetini de övdü:

 

“İşte, böylece sizi mutedil (adâletli ve dengeli) bir ümmet kıldık ki, insanların üzerine (hesap gününde umum peygamberler lehine) şâhitler olasınız, peygamber de sizin üzerinize şâhit olsun! …” (Bakara; 143)

 

Sevgili dostlar, “yeryüzünde Hakkın şahitleri” bir Ümmet olabilmek, öyle kolay elde edilebilecek bir sıfat değildir. Bu yüzden, biricik Örneğimiz ve -inşaallah- Şahidimiz olacak olan Hz. Resulullahı ve davasını çok iyi anlamamız gerekiyor.

 

O’nun davasının temel dinamikleri; Hakkın tebliği, tevhidin ikamesi, adaletin ihyası, selametin (barış) tesisi gibi ulvi değerlerdir. Dikkat edersek, bu kudsi değerler, insanın hem manevi dünyasını hem de maddi-sosyal dünyasını içine almaktadır.

 

Bizim burada işaret edeceğimiz mesele ise en çok ıskaladığımız; sosyal adalet ve dayanışma ruhudur. Bu konuda karnemiz kırıklarla dolu sevgili dostlar…

 

Şu hadis-i şerif ağzımıza pelesenk olmuş: “Komşusu açken, tok yatan bizden değildir.” Lakin biz her gün tok yatıyoruz ama kimseden de haberimiz yok. En uzağından en yakınımıza… Diğer insanları bırakınız, Müslüman arkadaşımıza, komşumuza, akrabalarımıza, hatta dava arkadaşlarımıza dahi bigâneyiz. İnsanların dertleri ile dertlenmek, en mühim Nebevi ahlaklardan biri olmasına rağmen, bizim bundan nasibimiz çok az galiba.

 

Dinimizde samimi olabilir, kendimizce ibadete ve İslam’a hizmete koşuyor olabiliriz ama eğer insanların dertleri ile hemhal olamıyorsak, biz hala Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin davasını zerre kadar anlamamışız demektir.

 

O en büyük İmam, hayrın ve sehavetin Önderi, Sahabelerinin ayağına bir diken batsın istemiyordu. O öylesine düşkündür ki Ümmetine, Allah-u Zülcelal kendi sıfatları ila andı O’nu:

 

“And olsun, size içinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir (Rauf); merhametlidir (Rahîm).” (Tevbe, 128)

 

İşte bu, sevgili dostlar, bizim henüz farkına varamadığımız noksanımız budur. Gönlümüze Hakkın rahmetini tam sindiremediğimiz için hala şefkat ve merhametten fersah fersah uzağız. Bunun içindir ki birbirimizi Allah için sevemiyor; hata ve noksanı ile beraber kardeşlerimizde fani olamıyoruz.

 

Nebevi ahlaka ayak uyduramayan kalp ritmimiz, bir türlü kardeşleri ile senkronize olamıyor. Yüreklerimiz bir çarpamıyor. Oysa Hz. Resulullah’ın en önemli özelliklerinden biri bu idi: Başkalarının derdi ile dertlenme…

 

Evet, sevgili dostlar, artık en büyük gediğimizi gördük değil mi? Şimdi bu gediği doldurmak için yeniden bir muhasebeye ne dersiniz?

 

Hakiki samimiyet ve ihlas testinden geçemedik; şimdi yeniden bir Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemi anlama ve yaşama seferberliğine var mısınız?

 

Not: Sevgili dostlar, birkaç senedir dergimizin fiyatını sabit tutmaya gayret ettik. Ancak piyasadaki son dalgalanmalardan sonra, küçük bir ilave yapmak kaçınılmaz oldu. Anlayışla karşılayacağınızı umut ediyor, hayırlı ve bereketli günler dileriz.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ